Selçuklu İlçe Başkanımız Mustafa DERBENTLİ 18.10.2017 çarşamba günü İl Teşkilatımızda gündem değerlendirmesinde bulundu. Mustafa Derbentli sözlerinde şu ifadelere yer verdi:
Basınımızın değerli mensupları, hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyor ve katılımlarınız için teşekkür ediyorum.
Öncelikle dün vefat eden Eminönü Belediyesi eski başkanımıza Lütfi KİBİROĞLU’na Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Rahatsızlığından dolayı hastaneye kaldırılan Deniz BAYKAL’a da acil şifalar diliyorum.
FETÖ OPERASYONLARI İLE ALAKALI GÖRÜŞLERİMİZ
Türkiye, 15 Temmuz hain darbe girişimini milletle devletinin dik duruşu sayesinde bertaraf etmiştir. Başta Rahmetli Erbakan Hocamız olmak üzere bu yapıya karşı her zaman seviyeli durduk ve sadece bu iktidarı değil tüm iktidarları bu yapıya karşı uyardık. Ancak ne yazık ki seçim ve oy kaygısı ile söylediklerimiz hiç dikkate alınmadı ve bu yapıya ne istedilerse verildi sonu da 15 Temmuz hain darbe girişimi oldu. Öncelikle şunu söylemek isteriz ki hangi gruba ya da meşrebe bunlara verilen imkanlar verilir ise aynı şeyi yapar. Dolaysıyla devlet bu gibi gruplara karşı dikkatli, temkinli ve itidalli olmalıdır.
Bu örgütle alakalı Sayın Cumhurbaşkanımızın tanımlaması son derece doğrudur. Altı ibadet, ortası ticaret üstü ihanet. Ne yazık ki ihanetten ve ticaretten memlekette kimse kalmamışken ibadet kesiminin üstünde boza pişirilmektedir. Bir de bunlarla hiç alakası olmadığı halde tutuklanmamak için bildiği tüm isimleri sayan sözde itirafçılar yüzünden içerde olanlar vardır. Tabi bir de bylock iddiası.
Öncelikle örgütle alakalı bilgi verip sonrası bylocka geçiş yapacağız.
Gerek iddia makamları gerekse de mahkeme heyetleri FETÖ/PDY Silahlı Terör örgütüne ilişkin bu örgütün hangi mahkeme kararıyla ne zamandan beri silahlı terör örgütü olarak kabul edildiğine dair bir tespit yapmamaktadırlar. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre bir oluşumun terör örgütü olup olmadığının belirlenmesi, yapılacak yargılamanın sonucuna göre mahkemelere aittir.
Mahkemeler bu belirlemeyi anayasa ve yasalarla ortaya konulan normatif kurallara ve istikrar gösteren yargısal uygulamalara uygun biçimde gerçekleştirir.
Mahkeme kararlarında FETÖ/PDY’ nin silahlı terör örgütü olarak kabul tarihine ilişkin kesin bir tarih yoktur. Bu husus çok önemlidir, zira örgüt kuruluşundan itibaren belirli zamana kadar faaliyetlerini “cemaat” görünümlü olarak sürdürmüştür.
Bu durumu devletimizin yasama, yürütme ve yargı erklerinin en yüksek yöneticileri (Cumhurbaşkanı, Başbakan , Bakanlar, Yüksek Yargı Başkanları…) beyanlarında açıkça ortaya koymuşlardır. HSK’ nın mevcut başkan vekili Mehmet Yılmaz, 15 Temmuz Darbe girişiminden önce bu yapıya mensup hakim ve savcıların niçin çalışmaya devam ettiklerini, görevden alınmadıklarını açıklarken ‘’Biliyorsunuz bu örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığı konusunda tartışma vardı. Bunun kriminal hale gelmesi için silahlı terör örgütü tespitinin yapılması gerekiyor. ‘’ beyanında bulunmuştur.
Keza TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu bir önceki Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ile, eski başbakanlardan sayın Ahmet Davutoğlu’na gönderdiği yazılı sorular sorduğu ve gönderilen cevaplarda örgütün “cemaat” olarak adlandırıldığı görülmektedir.
Bu oluşumun terör örgütüne dönüşüm süreci olarak 2014-2016 yıllar arasında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu gösterilmekte ise de; söz konusu tarihler arasında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında bu oluşum bir terör örgütü olarak tanımlanmayıp ‘’legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten yapılar’’ şeklinde genel bir tanımlama yapıldığı ilk defa 26.05.2016 tarihli MGK toplantısında bu yapı için terör örgütü kavramı kullanıldığı ve nihayet 28 eylül 2016 tarihli MGK toplantısında da FETÖ/PDY olarak adını net olarak konulduğu görülmektedir.
Görüldüğü üzere farklı tarihler ortaya konulmakla birlikte net olarak bir terör örgütü kabul tarihi yoktur. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ‘nin 06.05.2016 tarih, 2016/162 K. Sayılı kararında sanıklar Can Dündar ve Erdem Gül’ün FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım suçlaması ile ilgili olarak “FETÖ/PDY olarak açıklanan silahlı terör örgütü varlığı yönünden kesin bir yargı hükmünün mevcut olmadığı….’’demek suretiyle dosyanın ayrılmasına karar vermiştir.
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi öncesinde de Devletimizin resmi yazışmalarında da bu yapıdan bir terör örgütü olarak bahsedilmemiştir. Bu örgüt 1970’li yıllardan itibaren tüm iktidarlar döneminde devlet kurumlarında yapılansa da bunu cemaat görünümü ile yaptığı için kimse fark edememiş ve bu bağlamda hayatın her alanında var olabilmişlerdir. Yürütme organı olan Bakanlar Kurulu eli ile 17 üniversite açmalarına izin verilmiştir ki 15 Temmuz sonrası hepsi kapatılmıştır. 15 Temmuz 2016 tarihinden önce bu örgüte müzahir okul, banka, dernek, vakıf, hastane, sendika, yazılı ve görsel basın kuruluşları faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Silahlı terör örgütünün bu kabil kurum ve kuruluşları olamayacağına göre bu kurum ve faaliyetlerini sürdürmesine izin verilmesi devletin 15 Temmuz 2016 ‘dan önce bu yapıyı resmi olarak silahlı terör örgütü kabul etmediğini göstermektedir. Aksi halde devletin silahlı terör örgütüne bu faaliyetleri yaptırdığının kabulü gerekir ki bu mümkün değildir.
Bilindiği üzere silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurları yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla oluşmuştur. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin güncel 15.07.2015 tarih ve 2015/3515 ESAS sayılı kararında denildiği üzere, silahlı terör örgütü üyesi kabul edilen kişi örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmalı, örgütün siyasi ve askeri eğitimlerine katılmış olmalı, örgütün faaliyetlerine iştirak etmeli, örgüt tarafından düzenlenen eylemlere sürekli ve düzenli olarak katılıp aktif rol oynamalı ve örgüte yardımı sürekli hale getirmelidir.
Yıllarca “cemaat” sonraları da “hizmet” adı altında faaliyet gösteren bu oluşum ne yazık ki bizi yönetenleri olduğu gibi vatandaşı da kandırmışlar, aldatmışlardır. Sırf Allah rızası için burs veren, bağış yapan, destek olan milyonlarca vatandaşımız vardır. Şimdi bunlara “neden burs verdin? Neden kurban bağışı yaptın? Neden destek oldun?” denilerek insanlar tutuklanıyor haklarında dava açılıyor hatta ceza veriliyor.
Gelelim bylocka. Nedir bylock? Bylock; 2014 nisan ayından 2016 yılı şubat ayına kadar hizmet veren anlık mesajlaşma uygulamasıdır. Google playstore ve apple applestore uygulama mağazalarından indirilebilen, hala da apk dosyası şeklinde çeşitli açık depolarda bulunan tüm dünyaya açık bir uygulamadır. Bir milyona varan indirme sayısına ulaşmıştır. Uygulamaya ulaşılabilmekle birlikte uygulama sunucusu erişilebilir durumda değildir. Uygulama sunucusu, hizmet verdiği dönemde Litvanya’da dır.
MİT, GSM operatörlerinden ve TİB den bylock sunucusunun bulunduğu IP ye bağlanan IP lerin bilgisini istemiştir. MİT in bu talebi karşısında %85 i Fetö cü olan TİB deki örgüt mensupları dijital verilerle oynayıp geçmişi silip alakası olmayan insanların IP lerini sisteme dahil etmişlerdir.
Burada TİB le alakalı bazı beyanatları hatırlamakta fayda var.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN: “ tüm pisliklerin kaynağı TİB dir.”
Başbakan Sayın Binali YILDIRIM: “Bylocka bile montaj yapmışlar. Gözlerine kestirdikleri bazı isimleri bylock kullanıyor gibi gösterdiklerini biliyoruz.”
İçişleri Bakanı Sayın Süleyman SOYLU: “2. Bylock dediğimiz olayda operatörden kaynaklanan bir endişe var” demişlerdir.
Tüm söylenenlere rağmen ne yazık ki %85 i fetö den atılan TİB in verileri dikkate alınarak insanlar gözaltına alınmakta hatta ceza verilmektedir.
Burada irdeleyeceğimiz husus “ben bylocku hiç görmedim adını bile 15 temmuzdan sonra duydum” diyen binlerce vatandaşın sesleri olabilmektir.
Evet ne yazık ki bylock nedeniyle çok mağdur vardır. Ne yazık ki bu insanların sesini duyacak bir kurum ya da sesleri olacak bir oluşum mevcut değildir. Kaldı ki “bylock” dendiği anda zaten vebalı gibi davranılmakta işin doğruluğu araştırılmadan ceza kesilmektedir. Oysa buradan net bir şekilde iletmek isteriz ki süreç doğru yönetilmemekte ve mağdurlar kitlesi oluşturulmaktadır.
Çözüm en kısa sürede devletinin vatandaşı ile barışmasıdır. Hiç alakası olmayanlar seçilerek derhal salıverilmeleri sağlanmalı ve bu iş de memur zihniyetiyle değil idareci zihniyetiyle yapılmalıdır. Çünkü memur zihniyeti şekilcidir, risk almaz, sorumluluk almaz. Bunlar yapılmayınca da şu anki gibi binlerce insan cezaevlerinde tutuklu olur.
Ayrıca şunu da belirtelim ki dünyanın hiçbir yerinde 300.000 kişilik terör örgütü yoktur. Hiçbir darbede 300.000 kişi yargılanmamıştır. Sayının yüksek olması ve her geçen gün de bu sayının artması ancak işi sulandırmaktan öteye gitmez. Çok uzağa gitmeden Ergenekon’a, Balyoz’a, Ay Işığı’na bakalım. Var mı bunlardan bir tek tutuklu? Hayır. Hatta meslekten atılanlar KHK ile geri zorla mesleğe bile döndürüldüler. O zaman Ergenekon’un savcısı olanlar bugünlerde de yeni şeylerin savcısı olmuş durumdalar. Acaba bir gün gelip de fetö ile alakalı olarak “aldatıldık, yanılmışız” sözüne muhatap olur muyuz? Bilemiyorum. Buna rağmen bir korku toplumu oluşmuş durumda. Hiç kimse kendinden emin değil. Her an herkesin kapısı çalınıp gözaltına alınabilir tutuklanabilir hatta aylarca 20 kişinin kalacağı koğuşlarda 50-55 kişi kalabilir. Buna kimsenin garantisi yok. Gerçi siyasilere ve de ekonomik olarak durumu iyi olanlara pek de bir şey olmuyor. Adalet ne yazık ki herkese aynı derecede yansımıyor. 5 bylock sinyali ile 6-7 aydır tutuklu olan insanlar varken makam mevki sahibi olan ve de çok daha fazla bylock tespiti olan kişilerin tutuksuz yargılanmaları ya da tahliye edilmeleri kamusal vicdanı yaralamaktadır. Kaldı ki 15 ay tutuklu bulunan bir kişinin yakın zamanda beraat etmesi sürecin ne derece sağlıksız olduğunu açıkça göstermektedir. Şimdi bu vatandaş ihraç edildiğine mi yansın? Toplumda kendisinin ve ailesinin düştüğü duruma mı yansın? 15 ay gibi uzun bir süre tutuklu kaldığına mı yansın? Yoksa beraat ettiğine ve de tahliye olduğuna mı sevinsin? İnsan hayatı bu kadar basit olmamalı. Savcılar ve Hakimler tutuklamak yerine tahliye etmeyi ön plana almalılar. Yoksa bu gidişle cezaevlerinde yer kalmadığı gibi nerdeyse tutuklanmayan da kimse kalmayacak gibi. Hoş Adalet Bakanımız gururla 50.000 kişilik cezaevi yapıyoruz demiştir. Kaldı ki Konya merkez cezaevinin yanında Akşehir, Ereğli ve Seydişehir de de yeni yapılmış yüksek korunaklı cezaevleri mevcuttur. Cezaevi yapımı ile övünen ilk iktidar herhalde bu iktidardır.
SEÇİM BARAJLARI GÜÇLÜ BİR MECLİSE ENGELDİR
Kısa bir süre önce Başbakan Yardımcısı Bekir BOZDAĞ “ seçim barajı ile ilgili bir çalışmamız yok” açıklamasını yapmıştır. Güçlü bir Meclis için, ‘Siyasi Partiler Kanunu’ndaki seçim barajları tamamen kaldırılmalıdır. Böylece, TBMM, toplumun bütün kesimlerinin temsil edildiği, gerçek manada, ‘Milli irade tecelligâhı’ olma özelliğini kazanacaktır. Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı sisteminde bakanlar meclisten atanmadığı için istikrar sorunu yaşanmayacaktır. Neticede Meclis halk iradesinin tecellisi, hükümette icra makamı olacaktır.
İDLİB HAREKATI
Şu husus bilinmelidir ki Saadet Partisi olarak bölgemizde yeni haritaların çizilmesine karşıyız. Bu konuda 2 hassas noktamız var;
- Türkiye’nin güvenliği,
- Suriye ve Irak’ın torak bütünlüğü,
Bu çerçevede yapılacak olan her türlü askeri ve siyasi çabayı önemli
görüp destekliyoruz.
