
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun gündeme dair değerlendirmeleri:
ALPARSLAN KUYTUL
Dün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günüydü. Maalesef dünyada insan hakları ihlalleri artmakta ve insanlık bu durum karşısında aciz ve duyarsız kalmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde 2 yıldır tutuklu bulunduğu hapishaneden tahliye edilen Alparslan Kuytul’a geçmiş olsun dileklerimi ileterek başlamak istiyorum. Biz kendisi ve Furkan Vakfı ile ilgili süreci yakinen takip ettik. Bazı konularda aynı fikirleri paylaşmasak da yapılan muameleyi kabul etmedik.
Biz olaylara yaklaşırken insan hakları ve adalet merkezli yaklaştık, bundan sonra da böyle yaklaşmaya devam edeceğiz. İnancımız gereği bu konuda duyarlı olmaya devam edeceğiz. Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında olacağız, mazlum kim olursa olsun yanında olmaya devam edeceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle bütün mazlum ve mağdurların acılarını paylaştığımızı en kısa zamanda bu mağduriyetlerin bütününün giderilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Alparslan Kuytul’a da bir kere daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
DOĞU TÜRKİSTAN
Ne yazık ki bugün zulüm dünyanın dört bir yanını sarmış durumda. Dünya genelinde zulmün yaygınlaştığına şahit oluyoruz. Başımızı nereye çevirsek kan, gözyaşı ve acı ile karşılaşıyoruz. Bunun en üzücü örneklerinden birisi bugün Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramıdır.
Doğu Türkistan’da Çin’in uyguladığı zulüm sınırları aştı. 40 milyondan fazla bir nüfus bu zulme maruz kalıyor. Çin’in daha çok mallarını alan ülkeleri dikkate alarak bir politika izlemesi icap ederken tam tersi İslam’a ve Müslümanlara karşı acımasız bir tavır sergiliyor. Doğu Türkistan’dan gelen görüntüler ve haberler içimizi parçalamaktadır. Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil bunu Çin’de bilmeli. İslam âlemi bu konuda topyekûn tavır almalıdır gerekirse Çin İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edilmeli. Bu zulüm devam ettiği sürece ülkemizde ve İslam dünyasında Çin mallarına karşı ciddi bir boykot uygulanmalıdır.
Toplama kampları, Doğu Türkistanlıların evlerine yerleştirilen Çinli memurlar gibi meseleler bizi derinden üzmektedir. Çin hükümeti bu uygulamaları ile açık bir şekilde insanlık suçu işlemektedir. Doğu Türkistan’da bu uyguladıkları politika kendilerine zarar verecektir.
Şu hususa da dikkat çekmek istiyorum Türkiye, İslam âlemine bu konuda öncülük etmelidir. Sessiz kalmak veya cılız açıklamalarla bu konu geçiştirilemez.
Bunun yanı sıra Myanmar’da da ciddi bir insanlık dramı yaşanmakta. Arakan’da yaşayan insanlar kimliksiz bir şekilde bir bölgeye sıkıştırılmış vaziyette. Çok büyük zulümler görmektedirler, bu durum karşısında da sessiz kalamayız. Bu insanlar kimsesizler ve kimliksizler. Allah yar ve yardımcıları olsun.
NOBEL ÖDÜLÜ
Bildiğiniz üzere Avusturyalı yazar Peter Handke’ye Nobel Edebiyat ödülü verdi. Bu şahıs Srebrenitsa katliamının, canilerin destekçisi. Bu adamın kitapları sebebiyle ödüllendirilmesi utanmazlıktır. Uluslararası bu kuruluşların ne kadar çifte standart ortaya koyduklarının en açık delilidir.
Bu durum aklımıza şu misali getirdi: Roma’yı yakan Neron yanan Roma’ya bir ağıt yakmış, o halde Neron’a da bir ödül verilebilir yaktığı ağıt sebebiyle! Bu tavır bir utanç vesilesidir çifte standardın daniskasıdır.
ASGARİ ÜCRET
Malumunuz olduğu üzere gündemimizin bir başka önemli konusu asgari ücrete yapılacak zamdır. Geçen hafta biz konu ile ilgili kanaatlerimizi dile getirmiştik. Ne yazık ki bir takım medya kuruluşları, söylediklerimizi alıp yanlış bir şekilde çarpıttılar. “Temel Karamollaoğlu asgari ücret 6.849lira olsun dedi” diyerek algı yönetmeye çalıştılar. Bunlar daha bizim söylediklerimizi anlamaktan aciz, milletin derdini nasıl anlayacaklar merak ediyoruz.
Şimdi huzurlarınız da dediklerimizin daha iyi anlaşılabilmesi için tane tane anlatmak istiyorum. Bugün asgari ücretin açlık sınırından hesaplanması zulümdür. Asgari ücretin yoksulluk sınırına getirilmesi gerekmektedir bu elbette bir anda olacak bir iş değil! Lakin iktidar 10 yıllık bir planlama ile enflasyondan arındırılmış %7’lik bir zamla bu hedefi yakalayabilir. 10 yıl sonra asgari ücretin geleceği nokta yoksulluk sınırına yaklaşacaktır. Bizim teklifimiz buyken alıp bunu çarpıtmak insafsızlıktır.
Bu noktada bugün için Türk İş’in ortaya koymuş olduğu 2558 lira miktarı makul görülebilir. Fakat bu miktardaki istikrar en az 10 yıl devam etmeli ve Türkiye’de 10 yıl sonra asgari ücret yoksulluk sınırı üzerinden baz alınmalıdır.
Burada iddialarımızın ne kadar yerinde olduğunu anlamak isteyenler Diyanet’in 2019 fitre miktarına bir baksınlar. Diyanet bir insanın bir gün en temel sınırda yaşayacağı miktarı 23 lira olarak belirledi. Bu noktada 4 kişilik bir ailenin aylık yaşaması için geçerli olan miktar 2760 liradır. Bu rakamlar ortayken Asgari ücrete verilecek komik zamlar vicdanları tatmin etmeyecektir.
Şu hususu da belirtmek istiyorum işvereninde mağdur edilmemesi elzemdir. Burada iktidar işvereni korumalıdır, asgari ücretliden ve işverenden alınan vergi azaltılarak bu konuda çözülebilir. Böylelikle ne işçimiz ne işverenimiz mağdur olmuş olur.
TÜRKİYE İKTİDARIN YANLIŞ POLİTİKALARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR
Yolsuzluğun tarifi çok çeşitlidir. Yolsuzluğun önlenebilmesi şeffaflıkla denetlenebilirlikle olur. Eğer bir ülkenin ekonomisi şeffaf değilse bütün yatırım projeleri şeffaf olarak yapılıyor ve denetleniyorsa o zaman giderler asgari miktara iner.
İşte güncel bir örnek; Zafer Havalimanı 2012-2018 yılları arası için yolcu garantisi verilen şirkete 5 milyon Euro ödendiği ortaya çıktı. Bu tamamen iktidarın beceriksizliğinin, iş bilmezliğinin bir sonucudur.
Zafer Havalimanında;
-2020 için yolcu garantisi 1 milyon 279 bin 352.
-Kütahya, Afyon ve Uşak illerinin nüfusu ise toplamda 1 milyon 652 bin 920.
Şimdi sormak istiyorum bu nasıl bir mantık? Biz bu üç ilimizdeki bütün vatandaşlarımızı uçakla seyahat ettirsek yolcu garantisi ancak karşılanıyor. Yolcu garantisinin her yıl arttığını göz önüne alırsak bir müddet sonra bu üç ilin nüfusundan fazla bir yolcu garanti verilmiş oluyor. Bu garantiler verilirken hiç hesaplama yapılmadı mı? Bu hesapları yapanları devlet hiç mi denetlemiyor? Hiçbir bakan bu işe bakıp böyle bir iş olur mu demiyor? Herhalde tam tersi siz bu işi yapın, biz sizi savunuruz diyorlar herhalde. Para ceplerinden çıkmıyor nasıl olsa! Bu sebeple sürekli borçlanıyorlar, borçlandıkça faiz ödüyorlar. Faizi de hiçbir zaman tutturamıyorlar 70 ödeyeceğiz diyorlar 130 ödüyorlar. Bu milletin parasını çarçur etmek bu kadar kolay olmamalı.
Bir de gündemlerinde Kanal İstanbul projesi var, öve öve bitiremiyorlar. Ben şahsen eldeki kaynakla oranın yapılabileceğine inanmıyorum, hedeflenen süre de yapılabileceğine de inanmıyorum. Açıldıktan sonra da gemilerin oradan vızır vızır geçip Türkiye’ye bir şeyler katacağına hiç inanmıyorum! Efendim neymiş kanalı Süveyş Kanalı’na benzeteceklermiş. Bunlar Süveyş kanalının ne olduğunu idrak edemedikleri gibi İstanbul Kanalı’nın ne olduğunu idrak edemiyorlar. Süveyş Kanalı bütün Asya ile Avrupa’yı birleştiriyor. İstanbul Kanalı neyi birleştirecek Karadeniz ile Ege’yi! Bu projenin bir tek sebebi var oradaki arsalar rant karşılığı satıldı, oradan rant elde etmek istiyorlar. 2. İstanbul kurmaya bundan dolayı hevesliler başka bir cevabı yok bunun, sadece arsa rantı. Bu mantık ile ekonomi ayağa kalkmaz, asgari ücret de yükselemez.
BUĞDAY İTHALATINDA PATLAMA YAŞADIK
Bu iktidar bize tarihimizde birçok ilki yaşatma konusunda çok başarılı. Bu konuda kendilerine gerçekten teşekkür etmek gerekiyor. Daha düne kadar tarımda kendi kendine yeten ülke durumunda olan Türkiye’miz bugün bir ilki yaşıyor. Buğday ithalatında tarihi bir rekor kırdık, buğday ithalatı 10 ayda ilk kez 7.6 milyon tona ulaştı. Bu tarihi başarı gerçekten takdire şayan, böyle bir sonuç elde etmek her iktidara nasip olmazdı!
Tarıma verilen destek milli gelirin %1’i olması lazımken siz 22 milyar destek verirseniz elbette çiftçimiz ekip biçmez. Tarlalar boş kalır! Bakınız bu iktidarın ne yatırım politikaları ne tarım politikaları bu milletin derdine derman olmuyor. Çünkü zihniyet yanlış, eğri cetvelden doğru çizgi çıkmıyor. Bu sebeple de Türkiye içinde bulunduğu durumdan bir türlü çıkamıyor.
ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ
Üniversiteler iç çekişme vesilesi haline getirilmemelidir. Karşımızda her ilçeye bir üniversite kurmak üzere yola çıkmış bir iktidar var. Üniversitenin mantığını anlayamamış bir iktidar var. Üniversitenin artması Türkiye’de insan vasfının arttırılması manasına gelmez. İlmin artması manasına gelmez. Teknolojiye destek verilmesi manasına gelmez.
Bu iktidarın anladığı bir iş var o da inşaat rantı! Bu sebeple bir yerde beton, asfalt demir varsa balıklama arttırıyorlar. Ama bir gün gelecek bizim Beyaz AK Partililer betonun da asfaltın da yenmeyeceğini anlayacaklar.
Burada şu soruyu sormak istiyorum; Şehir Üniversitesi kredi almış şimdi bankalar bir anda borcu tahsil etmek istiyor, neden? Çünkü yönetimi değiştirmek istiyorlar, bir üniversitenin kendilerine muhalif bir zihniyetin elinde olmasını istemiyorlar. Türkiye gündemini Cumhurbaşkanlığı seviyesinde bu konunun işgal etmemesi icap ederdi. Bunlarla vakit geçireceğimize bir üniversitelerin durumunu nasıl düzeltirdik onunla vakit geçirmeliydik. Eğitimin seviyesini nasıl yükseltiriz, mezun olan gençlere nasıl istihdam sağlarız bunlarla vakit geçirmeliydik.
