Genel Başkanımızın Basın Toplantısı – 04 Aralık 2019

Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun gündeme dair değerlendirmeleri:

EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR

Bildiğiniz üzere Emeklilikte Yaşa Takılanlar uzun zamandır ülkemizin ve bizim gündemimizde. Konu uzun bir zamandır gündemde ama iktidarın tedbir almaya niyetli olmadığı ortada. Yaşanan mağduriyetin giderilmesini her platformda dile getiriyoruz. Geçen hafta da değindik, Sn. Cumhurbaşkanı bizzat bunu ekonomiye bir operasyon olarak görüyor. Biz bu durum karşısında şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz.

Her türlü israf ve yanlış yatırıma para bulunurken vatandaşımıza kaynak bulunamamasını anlamamız mümkün değil.  EYT’lilerin sorunları apaçık ortada, devlet vatandaşı ile yaptığı sözleşmede sadık kalmalıdır. İnsanlar işe başlıyor lakin halk tabiri ile; maç sırasında kural değişikliği oluyor, emeklilik yaşı değiştiriliyor.  Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi elzemdir. Bu problemin çözümün gecikmesi ülkemizin üzerindeki yükü arttıracaktır. Şu hususu da belirteyim elbette çözüm 1 yıl içinde olacak diye bir şart olmayabilir. Takvime bağlanan bir süreç içerisinde bu sorun çözülebilir.

3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ

Bildiğiniz üzere dün 3 Aralık Dünya Engelliler Günüydü. Engelli vatandaşlarımızın bu özel gününü kutluyor, her birine mutlu, huzurlu, güvenli bir hayat diliyorum. Engelli vatandaşlarının önündeki engelleri kaldıramayan bir devlet güçlü bir devlet değildir. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergelerinden biri engelli vatandaşlarına sağladığı fiziki ve sosyal imkânlardır.

Bugün engelli vatandaşlarımız gerek sosyal hayatta gerek iş hayatında gerekse kamuda birçok olumsuz durumla karşılaşmaktadır. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için 54. Hükümet zamanında Başbakanlık Özürlüler İdaresi kurulmuş, kamudaki engelli istihdam oranının yüzde 2’den yüzde 3 ‘e çıkarılması gibi ilklere imza atılmıştı.

Engelli vatandaşlarımızın engellerden arındırılmış bir hayat sürmelerini temin etmek ise bugün hepimizin görevidir. Bu duygu ve düşüncelerle 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü kutluyor, bütün engelli vatandaşlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyorum.

ASGARİ ÜCRET ZAM KOMİSYONU

Bugünlerde milletimizi ilgilendiren en önemli konu başlığı asgari ücret meselesidir. Asgari ücret tespit komisyonu ilk toplantısını yaptı. İkinci toplantıda önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek.

Öncelikle,

Açlık sınırının 2.102 lira,

Yoksulluk sınırının 6.849 lira,      

Olduğu bir ülkede asgari ücretin 2020 lira olması tek kelimeyle zulümdür. Emeğe zülümdür, emekçiye zulümdür, insana zulümdür.

Bu konuda şu hususu hemen belirtmek istiyorum. Eğer asgari ücrete “enflasyon ayarı” denilerek bir düzenleme getirilecekse bu Türkiye’nin gerçekleri ile bağdaşan bir adım olmayacaktır. Hepimiz biliyoruz ki şu an Türkiye’nin açıklanan enflasyon rakamları ayar verilmiş rakamlardır! Ayar verilmiş enflasyon rakamları üzerinden işçiye, emekçiye asgari ücret ayarı vermeye kimsenin hakkı yoktur!

Bizi üzen bir başka konu asgari ücretin her dönem açlık sınırı üzerinden pazarlık konusu edilmesidir. Açlık sınırı üzerinden ücret almaya zorlayan bir hükümet ailelerin geçim derdi ile hiç ilgilenmiyor demektir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “İşçinin alın teri kurumadan onu verin” buyurmuş. Elbette alın terinin karşılığını sendikalar ve hükümet oturup karar vermelidir. İnsanın alın teri sadece karnını doyuracak bir ücretle karşılayamaz, onun diğer ihtiyaçlarını karşılayacak bir adıma ihtiyaç var.

Türkiye’nin durumu Avrupa ortalamasında şu an iyiyiz demek doğru değildir, kendinizi Bulgaristan ile kıyaslayıp sonra da bizim durumumuz iyi derse el insaf deriz! Asgari ücret yoksulluk sınırında olmalıdır! Biz bunu deyince bizi hayalcilikle suçlayacaklar.  Lakin ben bu ithamların hiçbirine itibar etmiyorum. İnanıyorum ki bir insan ülkesinde çalıştıktan sonra kendi geçimini sağlayacak bir ücret eline geçmeli. Biz kimseden Erbakan Hoca’nın verdiği %50’lik %150’lik zamları beklemiyoruz elbette. Her babayiğit bunun altından kalkamaz. Lakin enflasyondan arındırılmış %7 gibi rakamlar verilebilir.

Biz bu taleplerimizi dile getirince diyorlar ki; “Bir mermi kaç para sizin haberiniz var mı?” Elbette var! Biz bugün merminin fiyatını da biliyoruz, Türkiye’de israf ve yolsuzluğun miktarını da!

Bugün Türkiye ekonomisi sahipsizdir!

-Savunma Bakanlığı 2020 bütçesi 53 milyar lira.

-Son 10 ayda borçlanılan miktar 200 milyar lira.

-2020 yılında faiz gideri 140 milyar liraya ulaşacak!

-Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin 1 dakikalık masrafı bir asgari ücret ile aynı!

Bu rakamlara rağmen hala, “çalışandan fedakârlık istemek” ise bir trajedidir. Milletimiz bugüne kadar yeterince fedakârlık yaptı. Asıl fedakârlık yapması gereken iktidarın ta kendisidir. İktidar sosyal adaleti sağlamakla mükelleftir. Kimse bunu lütuf olarak algılamamalıdır. Emin olun sadece israf ve gösteriş önlenilse bu ülkenin kaynakları hepimiz için yeterli hale gelecektir.

KANAL İSTANBUL

Gündemimize Kanal İstanbul projesi ile ilgili devam etmek istiyorum. Daha önce belirtmiştik tekrar belirtiyorum bugün Türkiye’nin meselesi Kanal İstanbul değil “Kalan İstanbul’dur”. İstanbul’un devasa problemleri ortadadır. Trafik, artan nüfus, estetiği bozan yüksek binalar ve en önemlisi uzmanların sürekli uyardığı Büyük İstanbul Depremi… Bu problemler bir an evvel çözülmesi gerekirken Kanal İstanbul projesinde ısrar etmek akıl karı değildir.

Daha önce Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu projeye karşı çıkmıştı. Sanki yeri geliyor Parti Başkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan karşı karşıya geliyor. Kanaatimiz bu konuda ciddi bir arsa rantı esas gerekçe olarak görülüyor.

Bakınız konunun uzmanları birtakım tehlikelere dikkat çekiyorlar, burada bazılarını dile getirmek istiyorum;

-Kanal için yaklaşık 1-1,5 milyar m3 malzeme kazılacaktır.

-Kazı yıllarca sürecek, kazıda iş makineleri ve patlayıcı kullanılacak dolayısıyla çevre tahrip olacaktır.

-Kanalın kazılması esnasında zemin özelliklerine göre fazla kayma, heyelan ve göçmeler olacaktır.

-Kanal çevresindeki yeraltı su rezervuarlarını tahrip edecek ve yörede tuzlanmaya neden olacaktır.

-Beklenen deprem gerçekleşirse Kanalın Marmara ağzı 9-10 şiddetinde etkilenebilecektir.

Bu tehlikenin yanı sıra kanalın ekonomik maliyeti ülkemizin omuzlarına çok ağır bir yük yükleyecektir. Bu hususların her birinin tek tek değerlendirilmesi buna göre yol haritası belirlenmesi gerekmektedir. Lakin böyle yapılmaz da bu tür projelerde ısrar edilirse ekonomimiz içinde bulunduğu krizin çok daha ağırını yaşayacaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Şu an mevcut krizin en büyük sebebi fizibilitesi doğru yapılmamış projelerdir. İktidar bu tavrında ısrarcı oldukça geleceğimizi ipotek altına almaya devam edecektir. Ben iktidarın bugüne kadar uyguladığı ekonomi ve yatırım politikalarını yeniden gözden geçirmeye davet ediyorum.

TERMİK SANTRAL

Bildiğiniz üzere birkaç haftadır ülkemizin gündeminde termik santrallere filtre takılması yönündeki yasa bulunmaktaydı. Bu konu hem ülkemizde hem dünyada önemli bir konu çünkü hava kirliliği ve su kirliliği çok önemli iki konu olarak bütün dünyanın önünde durmaktadır.

Meclisten bu konu ile ilgili bir yasa meclisten geçti, konu 2.5 yıl gündemimizde olmayacak dendi. Fakat Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan olmaz böyle bir şey dedi yasayı veto etti! Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti Genel Başkanı Erdoğan hangi konuda ihtilafa düşecek. Meclisten çıkarken kanun Cumhurbaşkanı’nın haberi yoktu. Fakat halk bastırdı Sn. Cumhurbaşkanı ben halkımızın yanındayım dedi.

Peki Kanal İstanbul ne olacak? Bu mantık ile bu iş yürümez.

George Orwell’ın meşhur 1984 romanında ki;

“- Şu an kaç parmağımı gösteriyorum? – Dört. – Peki, ya parti “Beş” derse? – O zaman beş”

Satırlarını sanki yaşıyor gibiyiz.

İmam Gazali der ki; “Hakkı adam ile bilemezsin, önce hakkı tanı o münasebetle ehlini de tanırsın”

Şu husus bilinmeli ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyemeyen lider sultası altındaki siyasetin bu ülkeye yapabileceği bir katkı yoktur.

© 2024 – Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı