İl Başkanımız Mehmet Demirel Ahilik Haftası ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Demirel konuşmasında “Esnafımız zor durumda” dedi. İşte Demirel’in açıklaması; Ahilik Haftası’nı kutladığımız bugünlerde, Ahilik kültürünün temelini oluşturan dürüstlük, dayanışma, helal kazanç, alın teri ve kardeşlik gibi değerleri yeniden hatırlıyoruz. Ancak bugün esnafımızın yaşadığı tabloya baktığımızda, Ahilik ruhunun ne kadar büyük bir sınavdan geçtiğini de görüyoruz. Esnafımız zor durumda. Kredi borçları her geçen gün büyüyor. Yüksek faizler nedeniyle esnafımız borcunu kapatmak bir yana, mevcut borcunu çevirebilmek için yeniden borçlanmak zorunda kalıyor. Elektrik, doğalgaz, kira, personel ve diğer işletme giderleri sürekli artıyor. Üretimde kullanılan hammadde ve diğer girdi maliyetlerindeki yükseliş, esnafın maliyetlerini doğrudan artırıyor. Bir tarafta artan maliyetler, diğer tarafta düşen vatandaşın alım gücü maalesef ekonomiyi kötü etkiliyor.Esnaf “Maliyeti nasıl karşılayacağım?” diye düşünürken, vatandaş da “Bu fiyatlarla nasıl alışveriş yapacağım?” diye düşünüyor. Ortaya çıkan tablo, yalnızca esnafın değil, toplumun tamamının ekonomik olarak zorlandığını gösteriyor. Bugün bir esnaf dükkânını açtığında sadece satış yapmayı değil; kirasını, elektrik faturasını, vergi ve primlerini, kredi taksitlerini ve tedarikçisine olan borcunu nasıl ödeyeceğini hesaplamak zorunda kalıyor. İşte tam da bu noktada Ahilik kültürünün gerçek anlamını konuşmamız gerekiyor. Ahilik, yılda bir hafta esnafı hatırlamak değildir. Ahilik; zor gününde esnafın yanında olmaktır. Ahilik; alın terinin karşılığını alabilmesini sağlamaktır. Ahilik; borç batağındaki esnafı yüksek faizlere mahkûm etmemektir. Ahilik; üretim yapan, istihdam sağlayan, mahallesine ve şehrine değer katan küçük işletmeleri ayakta tutmaktır. Bugün esnafımızın en önemli sorunlarından biri yüksek finansman maliyetleri ve kredi borçlarıdır. Esnafın nefes alabilmesi için borçların sürdürülebilir şartlarda yeniden yapılandırılması ve düşük maliyetli finansman imkânlarının artırılması gerekmektedir. Bunun yanında elektrik, doğalgaz, kira, vergi ve prim gibi sabit giderler konusunda esnafın yükünü azaltacak kalıcı politikalar hayata geçirilmelidir. Çünkü esnaf ayakta kalırsa istihdam ayakta kalır. Esnaf ayakta kalırsa yerel ekonomi ayakta kalır. Esnaf ayakta kalırsa şehirlerimizin ticari hayatı ayakta kalır. Saadet Partisi olarak Ahilik Haftası vesilesiyle iktidara çağrımızı yineliyoruz: Kredi borçları altında ezilen, faturalarını ödemekte zorlanan, artan girdi maliyetleri karşısında rekabet etmekte güçlük çeken esnafımızın sorunlarını artık görmezden gelmeyin. Esnafımız sadaka değil, adil ve sürdürülebilir bir ekonomik düzen istemektedir. Ahilik kültürünü yaşatmak istiyorsak önce alın terine sahip çıkmalı, emeği korumalı ve esnafımızın üzerindeki ekonomik yükü hafifletmeliyiz. Bu vesileyle tüm esnaf ve sanatkârlarımızın Ahilik Haftası’nı kutluyor, helal kazanç, bereketli işler ve güçlü bir gelecek diliyoruz. Geçtiğimiz gün, Ahilik kültürünün yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Konya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği tarafından düzenlenen Ahilik Haftası kutlama programına katılım sağladık. Bu anlamlı programın düzenlenmesinde emeği bulunan Konya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Sayın Muharrem Karabacak başta olmak üzere, tüm esnaf ve sanatkâr odalarımıza, yöneticilerimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ahilik kültürümüzün temel değerleri olan dürüstlük, dayanışma, kardeşlik, helal kazanç ve alın terine saygının yaşatılması adına gerçekleştirilen bu anlamlı organizasyonun hayırlara vesile olmasını diliyorum.
GÜVENİN TEMELİ AHLAK VE ADALETTİR
Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel, Türkiye’de giderek derinleşen toplumsal güven krizine dikkat çekerek, güvenin yeniden tesis edilmesi için adalet, liyakat, ahlak ve mahalle kültürünün güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. İşte Demirel’in açıklaması; Türkiye’de toplumsal güven konusunda ortaya çıkan tablo hepimizi düşündürmelidir. İnsanların birbirine güvenmekte zorlandığı, komşuluk ilişkilerinin zayıfladığı ve toplumsal bağların giderek aşındığı bir süreçle karşı karşıyayız. Araştırmalar bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’de insanlara güven oranı yalnızca %14 seviyesinde. İnsanlara ne kadar güvendiği sorulan vatandaşlarımızın %36,4’ü “hiç güvenmiyorum” anlamına gelen sıfır puanı veriyor. Toplumun %62,7’si düşük güven aralığında bulunuyor. Daha da düşündürücü olan, insanların karşısındaki kişinin dürüst davranacağı konusunda yaşadığı tereddüttür. İnsanların fırsat bulduklarında kandırmaya mı yoksa dürüst davranmaya mı çalışacağı sorulduğunda güvensizlik %53,6 seviyesine ulaşıyor. Bu rakamlar bize güven sorunu ile birlikte toplumumuzdaki ilişkilerin nasıl değiştiğini gösteriyor. Çünkü güven azalınca insanlar kendi dar çevrelerine çekiliyor. Aile, akraba, hemşehri veya tanıdık üzerinden iş yürütme anlayışı güçleniyor. “Tanıdığın var mı?” sorusu liyakatin önüne geçtiğinde ise toplumsal güven daha da zarar görüyor. KOMŞULUK ZAYIFLADIKÇA GÜVEN DE ZAYIFLIYOR Araştırmanın bize gösterdiği çok önemli bir gerçek daha var: İnsanlar birbirleriyle ilişki kurdukça güven artıyor. Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven oranı %36’ya çıkarken, komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde bu oran %18’e düşüyor. Yani komşuluk ilişkileri güçlendikçe güven de güçleniyor. Gençlerimizin komşularına en az güvenen kesim olması da üzerinde özellikle durmamız gereken bir başka meseledir. 55 yaş üzerindeki vatandaşlarımızda mahalledeki insanlara güvenenlerin oranı gençlerin neredeyse iki katına ulaşıyor. Biz şehirlerimizi büyütürken insanlarımızı birbirinden uzaklaştırmamalıyız. Aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı, aynı mahallede yaşayanların birbirinin derdinden haberdar olmadığı bir şehir hayatı sağlıklı değildir. GÜVENİN TEMELİ AHLAK VE ADALETTİR Saadet Partisi olarak toplumsal güven meselesini yalnızca bireysel ilişkilerin problemi olarak görmüyoruz. Güvenin olduğu bir toplum için insanların hakkının korunması, emeğinin karşılığını alması, kuralların herkese eşit uygulanması ve liyakatin esas alınması gerekir. Her vatandaşımız “Hakkımı ararsam adalet yerini bulur”, “Çalışırsam emeğimin karşılığını alırım”, “Hak edersem o göreve gelirim” diyebilmelidir. Milli Görüş’ün “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışı bugün her zamankinden daha önemlidir. Ancak ahlak çağrısını adaletten ayrı düşünemeyiz. Ahlaklı insanla birlikte adil bir düzene de ihtiyacımız vardır. Toplumsal güveni yeniden tesis etmek istiyorsak; adaleti ve liyakati güçlendirmeli, aileyi korumalı, mahalle kültürünü yeniden canlandırmalı, gençlerimizin toplumsal hayata katılımını artırmalı ve insanlar arasındaki dayanışmayı güçlendirmeliyiz.
Payas İlçe Başkanı Ramazan Öksüz ve Hatay İl Kadın Kolları Başkanı Halime Öksüz’den Mehmet Demirel’e Ziyaret
Partimizin Payas İlçe Başkanı Ramazan Öksüz ve Hatay İl Kadın Kolları Başkanı Halime Öksüz, İl Başkanımız Mehmet Demirel’i ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette, karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Teşkilat çalışmaları ve gündeme ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı ziyarette, birlik ve beraberlik vurgusu yapıldı. Mehmet Demirel, nazik ziyaretlerinden dolayı Ramazan Öksüz ve Halime Öksüz’e teşekkür ederek çalışmalarında başarılar diledi.
Güçlü aile, güvenli okul ve erdemli nesil birbirinden ayrı düşünülemez
İl Başkanımız Mehmet Demirel, okullarda artan akran zorbalığı, şiddet ve dijital bağımlılık sorunlarına dikkat çekerek, “Çocuğun karakterinin ve değer dünyasının temeli ailede atılır. Okul güvenliği ve huzuru yalnızca kamera, güvenlik görevlisi veya disiplin cezalarıyla sağlanamaz. Erdemli nesiller için önce aileyi ve ahlaki değerleri güçlendirmeliyiz” dedi. İl BaşkanımızDemirel’in açıklamaları; Son yıllarda okullarımızda akran zorbalığı, şiddet, disiplin sorunları ve dijital bağımlılık gibi meselelerin arttığını görüyoruz. Ancak bu sorunları yalnızca okulun kapısından içeri bakarak çözemeyiz. Çünkü çocuğun karakterinin ve değer dünyasının temeli ailede atılır. Aile çocuğun ilk okulu, anne ve baba ise ilk öğretmenidir. Saadet Partisi olarak eğitimi yalnızca sınav başarısından ibaret görmüyoruz. Millî Görüş’ün “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışı doğrultusunda; bilgili olduğu kadar ahlaklı, başarılı olduğu kadar vicdanlı, özgüvenli olduğu kadar sorumluluk sahibi nesiller yetiştirmek zorundayız. Çocuklarımıza dürüstlüğü, merhameti, adaleti ve saygıyı yalnızca anlatmak yetmez; bunları aile hayatımızda yaşatmamız gerekir. Çünkü çocuklar söylenenden çok gördüklerini öğrenir. Anne ve babanın örnekliği, çocuk için en güçlü eğitimdir. Okul şiddeti ve akran zorbalığı da yalnızca kamera, güvenlik görevlisi veya disiplin cezalarıyla çözülemez. Aile, öğretmen, rehberlik servisi ve okul yönetimi birlikte hareket etmeli; mesele suçlu bulmak değil, çocuğumuzu kazanmak olmalıdır. Dijital çağda ailelerin sorumluluğu daha da artmıştır. Anne ve babalar çocuklarının sadece nerede olduğunu değil, dijital dünyada nerede dolaştığını da bilmelidir. Bunun için yasaklardan önce iletişimi, birlikte vakit geçirmeyi ve doğru örnekliği güçlendirmeliyiz. Saadet Partisi olarak aile eğitimlerinin yaygınlaştırılmasını, okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesini, rehberlik hizmetlerinin geliştirilmesini ve anne-babaların çocuk yetiştirme konusunda desteklenmesini gerekli görüyoruz. Güçlü aile, güvenli okul ve erdemli nesil birbirinden ayrı düşünülemez. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras yalnızca iyi bir eğitim veya maddi imkân değil; sağlam bir karakter, güçlü bir vicdan ve güzel ahlaktır. Çünkü erdemli nesiller yetiştirmek, Türkiye’nin yarınlarını inşa etmektir.
Mali problemler belki aşılabilir ama takımın siyasallaşması çok tehlikeli bir durumdur.
İl Başkanımız Mehmet Demirel, futbolun siyasallaşmasını ve Konyaspor’un yaşadığı sorunları değerlendirdi. İl Başkanımız Demirel’in açıklamaları; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkemizin birçok alanına sirayet ettiğini görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, bağımsız ve tarafsız kalması gereken futbol kulüplerimizin dahi adeta bir siyasi parti temsilciliği gibi hareket ettiği görüntüsü ortaya çıkıyor. Milyonlarca insanımızın ortak değeri olan A Milli Takımımızın, AK Parti’nin siyasi içerikli reklam ve paylaşımlarını kendi sosyal medya hesaplarından paylaştığı günleri gördük. Yine Konyaspor’un teknik heyetinin ve futbolcularının AK Parti İl Binası’nda ağırlandığına şahit olduk. Aynı zamanda tüm futbolculara AK Parti il binasında iftar yemeği verildiği günleri de gördük. Futbol, bu ülkenin ortak değeridir. Bir takımın formasını giyen futbolcu da, tribünde o takımı destekleyen taraftar da hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun aynı renklerin altında buluşmalıdır. Partili, partisiz; farklı düşüncelere sahip milyonlarca insan, futbol sayesinde aynı heyecanı ve aynı sevinci paylaşabilmelidir. Maalesef bugün geldiğimiz noktada Futbol bir birleştirici güç değil ayrıştırıcı güç haline gelmektedir. KONYASPOR’DAKİ KÖTÜ GİDİŞATA KİM DUR DİYECEK? Bugün Konya’mızın kanayan yaralarından bir tanesi de maalesef Konyaspor’dur. Takımımızda yaşanan kötü gidişat her geçen gün daha da derinleşmektedir. Sahada alınan sonuçlar, oynanan futbol ve kulübümüzün içinde bulunduğu ekonomik tablo hepimizi ciddi anlamda endişelendirmektedir. Konyaspor’umuz bugün ağır bir borç yükünün altında ezilmektedir. Üstelik bu borç yükü son üç başkanlık döneminde adeta katlanarak büyümüştür. Fatih Özgökçen döneminin ilk başında yaklaşık 200 milyon lira olan Konyaspor’un borcu, dönem sonunda 700 milyon lira seviyesine yükseldi. Ömer Korkmaz döneminde ise borç 1 milyar 700 milyon lira seviyesine çıktı. Bugün geldiğimiz noktada, Ömer Atiker döneminde Konyaspor’un borcunun yaklaşık 3 milyar 200 milyon liraya ulaştığını görüyoruz. Buradan açıkça ifade etmek istiyoruz: Konyaspor’un geleceği bu şekilde yönetilemez! Konyaspor sadece bir futbol kulübü değildir. Bir siyasi partinin de takımı değildir. Ama maalesef bir siyasi parti takımı haline getirilmiştir. Konyaspor, bu şehrin ortak değeri, milyonlarca insanın gönül verdiği bir markadır. Bu nedenle kulübümüzün ekonomik ve sportif anlamda yeniden ayağa kaldırılması için acilen ciddi ve şeffaf bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Artık kötü gidişata bir son verilmeli, Konyaspor’umuz yeniden güçlü, borçları kontrol altında ve sahada başarı hedefleyen bir yapıya kavuşturulmalıdır. Biz Konyaspor’un yeniden eski görkemli günlerine dönmesini istiyoruz. Çünkü Konyaspor’un başarısı, Konya’nın ortak sevincidir! Mali problemler belki aşılabilir ama takımın siyasallaşması çok tehlikeli bir durumdur.
Bölükbaşı: Türkiye’nin temel problemi yönetim sistemidir.
Saadet Partisi Ağustos Ayı il divan toplantısı parti il başkanlığında gerçekleşti. Toplantıda basına açık bölümde Saadet Partisi Genel Merkez Başkanlık Divanı Üyemiz Yılmaz Bölükbaşı konuştu. Toplantıya Saadet Partisi Konya İl Sorumlusu Ali Mücevher, Sarayönü eski Belediye Başkanı Salih Ülker, ÖĞDER Konya Temsilcisi Yavuz Aydın, İMG Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu Konya Temsilcisi Abdullah Uyar ve çok sayıda partili katıldı. Saadet Partisi Genel Merkez Başkanlık Divanı Üyemiz Yılmaz Bölükbaşı’nın Konuşması; SİYASET: “Türkiye’nin temel problemi yönetim sistemidir” Mevcut sistem “köklü reforma” ihtiyaç duyuyor. Partili Cumhurbaşkanlığı uygulaması sona erdirilmeli. Cumhurbaşkanı, bütün vatandaşları kucaklayan tarafsız bir makam olmalı. Kuvvetler ayrılığı yeniden güçlü biçimde tesis edilmeli. TBMM yalnızca onay makamı olmaktan çıkarılmalı. Yargı bağımsızlığı fiilen güvence altına alınmalı. Mahkemeler ne iktidarın koruyucusu ne de muhalefetin cezalandırma aracı olmalı. Bu doğrultuda yani “sistem revizyonu değil, sistem reformu” anlayışıyla iktidarın sistem değişikliği konusunda atacağı her ciddi adımı müzakere etmeye şu üç temel şart çerçevesinde hazır olduğumuz muhtelif zeminlerde dile getirilmiştir. Bunlar: “Tarafsız Cumhurbaşkanı + güçlü Meclis + bağımsız yargı” dır. Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin “makyajlanarak” değil, köklü biçimde değiştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. AHLAK VE YÖNETİM: “Kamu makamları ganimet değil, emanettir” Hukukta, kamu yönetiminde, sanayide, ticarette, tarımda vesairede öngörülebilir bir Türkiye olmalı diyorsak, Milli Görüş’ün yıllardır ifade ettiği bir hakikati, yani “önce ahlak ve maneviyat”ın olmazsa olmazımız olduğunu anlatmaya ve toplum olarak ARTIK BU GERÇEĞİ ANLAMAYA çalışmak veya İDRAK ETMEK zorundayız. Bu doğrultuda yolsuzluk ve kamu kaynaklarının kullanımını ahlaki ve kurumsal bir mesele olarak ele alıyor ve kamu ihalelerini, kamu kaynaklarının kullanımını, üst düzey kamu görevlilerinin mal varlığı değişimlerini, yolsuzluk iddialarını hukuki çerçevede inceleyeceğiz ve yönetim ahlakının “önce ahlak ve maneviyat” ekseninde değişimini sağlayacağız. Bu nedenle iktidara geldiğimizde İNŞAALLAH: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dönemindeki kamu ihalelerini denetleyeceğimizi, Geçmiş dönem yöneticilerinin mal varlığı artışlarını hukuki çerçevede inceleyeceğimizi, Kamu yönetiminde yolsuzlukla mücadele için Yolsuzlukla Mücadele Bakanlığı kuracağımızı “intikam” amacııyla değil “raydan çıkarılan devleti tekrar rayına oturtmak” amacıyla gerçekleştireceğimizi vaad ediyoruz. Zira “Bu makamlar ganimet değil, birer emanettir.” ADALET: “Adalet, iktidarın rakiplerine çevrilen projektör değildir” Türkiye’de bir “adalet krizi” yaşanılıp yaşanılmadığının kararını halkımız vicdanlarında verecektir, vermelidir. Ancak özellikle son dönemdeki operasyonlar konusunda biz diyoruz ki; Suç varsa soruşturulmalı. Yolsuzluk varsa üzerine gidilmeli. Ancak hukuk, siyasi rakipleri hedef alan bir araç haline gelmemeli. Operasyonların muhaliflere yönelik olduğu algısı ortadan kaldırılmalı. Hukuk, suçun bulunduğu yere bakmalı; kişinin siyasi kimliğine göre hareket etmemeli. Özetle: “Adaletin ışığı suç neredeyse orayı aydınlatmalı, yargı mekanizması maddi gerçekliği ortaya çıkarmayı esas almalı, iktidarın kalkanı veya muhalefetin giyotini olmamalı, böyle bir anlaşılmaya yol açacak hususlarla adalet mekanizmasının üzerine gölge düşürülmesinden kaçınılmalı” diyoruz. Adaleti mülkün temeli olarak görüp vatanını milletini sevenler olarak bunları da diyemez mi olalım…. EKONOMİ: “Enflasyon, faiz ve vergi üçgeninin ortasında millet var” “AK Parti’nin ekonomi üçgeni” denildiğinde ne görüyoruz: Gördüğümüz şu: “Enflasyon + Faiz + Vergi” Enflasyon vatandaşın satın alma gücünü eritiyor. Faiz üreticinin maliyetini artırıyor. Vergiler ise vatandaşın geriye kalan gelirini azaltıyor. Sonuçta üçgenin ortasında millet bulunuyor. “Enflasyon en büyük kul hakkıdır.” Enflasyon tahmini yüzde 12’den yüzde 28’e yükseldi, buna karşılık vatandaşın ücreti enflasyon karşısında eridi. Ayrıca faiz belası ne durumda: 2026’da yaklaşık 2,7 trilyon TL faiz ödemesi yapılacak. Mevcut eğilimin sürmesi halinde bunun daha sonraki yıllarda daha da yükselmesi de cabası. Faiz, esnafın, sanayicinin üretim maliyetlerini artırıyor, yediğimiz ekmeğimizin bir kısmına el koyuyor. Kısaca vatandaş soyuluyor. Peki iktidara demezler mi, gerek enflasyon gerekse faizler itibarıyla yıllardır savaşlar içerisinde yer alan ülkeler bile yıllık tek haneli rakamlarda iken bizde niye böyle? Diye sormazlar mı? Sormayalım mı? BİZİM EKONOMİ ANLAYIŞIMIZ YALNIZCA ELEŞTİRİ DEĞİLDİR. Peki biz ne diyoruz: 4.1. “Borçla değil, üretimle büyüyen Türkiye” için Üretim Ekonomisini hakim kılacağız. İktidara siz de sahiplenip uygulayabilirsiniz dediğimiz, biz de iktidara geldiğimizde ki İNŞAALLAH GELECEĞİZ öncelikle hazırlamış olduğumuz 41 “Master Proje” için kollarımızı sıvayacağız, onları hayata geçireceğiz. Önerdiğimiz temel mekanizmaları şöyle özetleyebiliriz: Milli Faizsiz Kalkınma Bankası (Üretim, yatırım ve kalkınma projelerine finansman sağlamak amacıyla kurmayı planlıyoruz.) Yatırım Planlama Teşkilatı (Hangi bölgeye hangi yatırımın yapılacağını planlayacak merkezi bir yapı öngörüyoruz.) Üretim odaklı finans sistemi (“Paradan para kazanan” yapı yerine; üreticiyi, çalışanı, yatırımcıyı destekleyerek 2,5 milyon kişiye istihdam ve 528 milyar dolar ilave milli gelir teminini sağlama aracı olması üzerine şekillendiriyoruz.) Cari açık yerine cari fazla veren enflasyon-faiz-vergi sarmalına karşı üretim, yatırım ve istihdam merkezli ekonomiyi öneriyoruz. 4.2. “Gençleri doğdukları yerde doyuracağız” Gençlerin istihdam edilmesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir meseledir. 41 proje ile 2,5 milyon genç için istihdam oluşturulacak ve gençlerimiz kendi şehirlerinde ekonomik gelecek kurabileceklerdir. Böylece istihdamı da bölgesel kalkınma politikasıyla birlikte düşünüyoruz. 4.3. “81 ile adil davranacağız” Bazı illere olağanüstü yatırımlar yapılırken bazı illerin ihmal edilmesi bizim anlayışımıza terstir. Biz, 81 ilin tamamına adil yatırım ve hizmet anlayışıyla “86 milyon insanın tamamına eşit yaklaşmanın” ve hak-hukuku birinci prensip haline getirmenin sözünü veriyoruz. 4.4. “Ürettiğimiz değerin katma değeri başka şehirlerde kalmamalı” Yerel kalkınma modelimiz ile göç, işsizlik, hayvancılık, sanayisizlik, ulaşım, altyapı sorunlarını ve ekonomik meseleleri göç + işsizlik + üretim + sanayileşme + bölgesel adalet ekseninde işleme tesisleri, sanayi altyapısı, üretim tesisleri, katma değer oluşturan ve üretilen değeri katma değerden bölgenin nasiplenmesini sağlayan yatırımlara ağırlık vereceğiz. Dün “Üreticinin korunduğu”, “İthalatın değil, yerli üretimin güçlendirildiği”, “Üretim yapılan yerde sanayinin kurulduğu”, “Katma değerin üretildiği bölgede kalacağı” bir Türkiye’nin nasıl yapılabilir olduğunun örneğini yaptık. Bugün de İNŞAALLAH YAPACAĞIZ. ULUSLARARASI SİSTEM: “Türkiye başkalarının kurduğu masalarda yer aramamalı” Günümüz dünyası tek kutuplu yapıdan çok kutuplu bir düzene doğru ilerliyor. “Türkiye’nin önünde tarihi fırsat var.” Bu nedenle ABD-Çin rekabetinde Türkiye taraflardan birisini seçmek zorunda değil. Türkiye: başkalarının kararlarına bağımlı olmayan, üretim gücü bulunan, kendi kararlarını kendi veren, uluslararası sistemde bağımsız aktör olan bir ülke mi, değil mi? Sorularının muhatabı olmaktan kurtulmalı. Allah’ın izniyle Tam Bağımsız Türkiye olduğuna tüm dünya şahit olacak, biz inanıyoruz ve bunun için vargücümüzle çalışıyoruz. “Türkiye hem mazlumların yanında olacak hem de kendi güvenliğini koruyacaktır.” GAZZE VE ULUSLARARASI ADALET: “Yeni Dünya Düzeni kan ve gözyaşı düzenine dönüştü” Gazze… Yüreğimiz yanıyor… Gazze, yalnızca Filistin meselesi değil, uluslararası sistemin adalet sınavı olmuştur. BM ve uluslararası kuruluşlar; Irak’ta Iraklıyı, Suriye’de Suriyeliyi, Afganistan’da Afganı, Arakan’da Arakanlıyı, Gazze’de Gazzeliyi koruyamamıştır. Dolayısıyla eleştirimiz yalnızca zalim, soykırımcı İsrail’e değil, uluslararası sistemin çifte standartlarına ve İsrail’in gizli açık işbirlikçilerinedir.. Öncelikle tekraren ifade ediyoruz ki: “Güç, haklılığın ölçüsü olmamalıdır.” ve “BM
Ilgın 7. Olağan İlçe Kongresi gerçekleşti.
Sp Ilgın 7. Olağan İlçe Kongresi Sp Ilgın 7. Olağan İlçe Kongresi Mazhar Turgut Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel, Ilgın 7. Olağan İlçe Kongresi’nde yaptığı konuşmada Türkiye’nin ekonomik sorunları, işsizlik, Gazze’de yaşanan katliam, petrol fiyatları ve sanayicilerin karşılaştığı sıkıntılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kongrede yapılan başkanlık seçiminde delegelerin oyunu alan Mahzar Turgut, yeniden ilçe başkanlığı görevine seçildi. Kongreye Saadet Partisi İl Başkanı Mehmet Demirel, İl Başkan Yardımcıları, Ilgın Önceki dönem Belediye Başkanları Ramazan Yetkin Özalp ve İbrahim Halil Oral ve delegelerin katılımlarıyla gerçekleşti. Kongre Sonrası konuşan ılgın önceki Dönem Belediye Başkanları Ramazan Yetkin Özalp ve İbrahim Halil Oral Kongrede yeniden ilçe başkanlığı görevine seçilen Mahzar Turgut’a ve yönetimine başarılar dileyerek, yeni dönemde Ilgın’ın içerisinde bulunduğu sorunların çözümüne yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini ifade etti. İlçenin mevcut sıkıntılarının giderilmesine katkı sunacak çalışmaların önemine dikkat çeken Özalp ve Oral, kongrenin hayırlı sonuçlara vesile olması dileğinde bulundu. Kongre’de Konuşan İlçe Başkanı Mahzar Turgut şu ifadelere yer verdi;Kıymetli İl başkanım Mehmet Demirel, il başkan yardımcılarım ılgınımıza büyük hizmetleri olmuş belediye başkanlarımız Ramazan Yetkin Özalp ve İbrahim Halil Oral başkanlarımız ve ılgın teşkilatımızın bel kemiği delegelerimiz hepiniz ilçe kongremize hoş geldiniz safalar getirdiniz. Bizler bundan öncesinde olduğu gibi bundan sonra da ılgınımız için çalışmalarımıza hız kesmeden kardeşlik ortamı içerisinde çalışacağız. Dedi. Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel’in açıklamaları:Ilgın ilçemizde daha önce görev yapmış ve ilçemize hayırlı hizmetleri bulunmuş iki belediye başkanımız aramızdalar. Ben sizlerin huzurunda Yetkin ağabeyimize ve Halil İbrahim Başkanımıza teşekkür ediyorum. Kongremiz hayırlara vesile olsun. Burada yeniden göreve seçilen İlçe Başkanımız Mahzar Turgut ve yönetimine hayırlı olsun diyorum. Sizlerin de bildiği üzere ülkemizde birçok problem var biraz bunlara değinmek istiyorum… SANAYİCİNİN YAŞADIĞI SIKINTILARKıymetli kardeşlerim, bakın, esnafı ziyaret ediyoruz, Konya sanayisinde insanları ziyaret ediyoruz. Maliye arabaları sanayicilerin kapısının önünde. “Acaba ne koparabiliriz, neden ceza yazabiliriz?” diye bakılıyor. Bir arkadaşımla sohbet ediyorum. Diyor ki: “Ya başkanım, Allah için fotoğraf çekinmeyelim.” Sanayici diyor bunu. “Sakın,” diyor, “bu konuştuklarımızı ismimi vererek sosyal medyada paylaşma.” Millet nasıl korkutulmuş. Adamın işi gitmiyor, rast gitmiyor. “Ben,” diyor, “şu anda çalışanlarımın maaşını ödeyemiyorum.” Kıymetli kardeşlerim, şöyle düşünebilirsiniz ama biz öyle düşünemeyiz. Kimisi diyor ki: “Ya, diyorsan harici kazanır.” Onu da mı bir düşünelim arkadaşlar? Sanayi kazanmadığı zaman, bir işçi çıkarmaya başladığında toplumda çok ciddi bir işsizlik ordusu oluşur. Bakınız, bugün devlette çalışanın dört katı, beş katı, altı katı sanayilerde çalışan insanlar var. Ama sanayici zor durumda. İnanın, elektrik parasını ödeyemiyor. Bakın, dükkânın elektrik parasını ödeyemiyor. Bana ne diyor, biliyor musunuz? Bu hafta değil de önceki hafta ziyaret ettiğim esnaf: “Ya başkanım,” diyor, “ben AK Parti İl Binası’na gittim.” “Niye gittin?” “Ya,” diyor, “oradan bir yetkili ile konuşayım da dedim. MEDAŞ benim elektriğimi kesmesin diye gittim.” Ülke ne hâle geldi, kardeşim? Arkadaşlar, ülke ne hâle geldi? Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıya bak. Bu sadece vatandaşı etkilemiyor. Şu anda sanayiciyi de etkiliyor. Dedim ki arkadaşa: “Ya, sen bunu Ticaret Odası Başkanına söylemiyor musun? Sanayi Odası Başkanına söylemiyor musun? Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanına söylemiyor musun?” “Ha,” diyor, “biz onların yanında konuşurken bize ‘Olumsuzluklardan bahsetmeyin.’ diyorlar.” Olumsuzluktan bahsetmeyin! Var mı ya? Sen can çekişiyorsun, sen ölüyorsun, kardeşim. Senin önünü açması lazım. Her şeyin vergi olmaması lazım. Yani kıymetli kardeşlerim, baktığımızda ülkemizde çok ciddi bir ekonomik sıkıntı var. Ekonomik sıkıntı olduğunda fuhuş artar. Çünkü sıkıntı var. Tefecilik artar. Niye? Adama para lazım. “Ben bir an önce parayı bulayım, işlerimi yoluna koyayım.” diye düşünür. Hırsızlık artarmış. Şu anda ülkemizde maalesef bunların hepsi legal yolla yapılıyor. Legal… Önceden gizli saklıydı bunlar, artık legal yolla yapılır hâle geldi. TÜİK’İN İŞSİZLİK RAKAMLARITÜİK işsizlik rakamlarını açıklıyor, değil mi? Geçenlerde, geçen hafta açıkladı. İşsizlik rakamlarına göre en son veride ne diyor, biliyor musunuz? Türkiye’de 2 milyon 700 bin işsiz var, diyor. Aynı TÜİK başka bir rakam daha açıklıyor. Ne diyor, biliyor musunuz? Türkiye’de üniversiteyi bitirip, üniversite mezunu olup evinden dışarı çıkmayan, evinde oturan 6 milyon 500 bin gencimiz var, diyor. Bakın, 6 milyon 500 bin genç kardeşim, 6 milyon 500 bin insan evde oturuyor. 2 milyon 700 bin insanımız var, diyorsunuz. Peki, 6 milyon 500 bin insanın neden işi yok, neden çalışmıyor bu insanlar? Neden üniversitede okudu? Bakın kardeşlerim, oynanan oyun bu. Sonra bu genç evlenmiyor, evlenmek istemiyor. Niye evlensin ki? Diyor ki: “Bugün bir ev tutacak gence para lazım.” Bugün Türkiye’de sendikaların açıklamış olduğu rakamlara göre açlık sınırı 37 bin TL. Yani bir insanın sadece gıda harcaması, “Ben sağlıklı kalayım, sağlıklı bir şekilde yaşayayım.” diyebilmek için evine 37 bin TL para girmesi gerekiyor. Peki, şu anda hükûmetimiz kaç para ücret veriyor? Mecliste hiç utanmadan şunu gündeme getiriyor, biliyor musunuz? “Emeklinin maaşı 20 bin TL mi olsun, 23 bin 500 TL mi olsun?” Allah Allah! Yani diyor ki: “Emeklimiz kanser mi olsun, verem mi olsun?” Kardeşim, biz niye kanser olacağız, niye verem olacağız ya? Biz sağlıklı olacağız. BU ÜLKE FAKİR BİR ÜLKE DEĞİLEmekliye 23 bin TL, 25 bin TL maaş veriyor? 25 bin TL maaş veriyor. O emekli, Allah esirgesin, bir evi falan yok da kirada oturuyorsa yaşama şansı zaten yok. Ya bu hükûmetten öncesini bir düşünür müsünüz, kıymetli kardeşlerim? Bir aklınıza getirin. Bu hükûmetten önce bir aileden bir kişi çalıştığı zaman, bir kişi çalıştığı zaman o aile evini geçindirirdi. Bakın, uzak değil. 25 sene öncesinden bahsediyoruz. Aile, bir kişi çalışmayla idare ederdi. Peki şimdi? Baba çalışıyor, anne çalışıyor, kız çalışıyor, oğlan çalışıyor. Dört kişi çalıştığı zaman, asgari ücretten maaş aldığı zaman 120 bin TL’ye… 120 bin TL dediğiniz para, yoksulluk sınırının altında bir rakam. Dört kişi çalışsa da ev geçindirilemiyor. Şu anda neden? Çünkü paralar maalesef faize gidiyor. Maalesef bu ülke fakir bir ülke değil, kardeşim. Bak, bu ülkenin altı rahmet, üstü bereket. Allah’ın izniyle… GAZZE VE İSRAİL İLE TİCARETMaalesef, kıymetli kardeşlerim, bir diğer çıkmazımız, açmazımız da bu. Dünyada Gazze’de bir katliam yapılıyor, değil mi? Bu katliam aslında yeni bir katliam değil. 50 senedir, 60 senedir bu katliam yapılıyor, devam ediyor. Ama ülke olarak, ülke yöneticilerimizden beklentimiz bu katliama müdahale etmesi. Bugüne kadar asla müdahale etmedi, ilgilenmedi bile. Onu bırakın, ticareti kesemedi. Azerbaycan boru hattından İsrail’e giden, şirketlerin taşıdığı petrolü Seyhan’dan giden vanadan kesemedi. Bir ay kesse, bakın, bir ay İsrail’in ne olacağını göreceğiz. Ve burada başka bir şey
Vatan Partisinden İl Başkanımız Mehmet Demirel’e ziyaret.
Vatan Partisi Konya İl Başkanı Kazım Koçer ve beraberindeki heyet, İl Başkanımız Mehmet Demirel’i ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette Konya ve ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunularak karşılıklı görüş alışverişi gerçekleştirildi.
Toprağını Kaybeden Geleceğini Kaybeder
İl Başkanımız Mehmet Demirel, tarım alanlarındaki daralmaya dikkat çekerek, üretimin artırılması ve çiftçinin korunması için kalıcı politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER Tarım, bir ülkenin sadece ekonomik faaliyetlerinden biri değildir. Tarım; gıda güvenliğinin, milli güvenliğin ve bağımsızlığın temelidir. Bugün dünyada yaşanan savaşlar, salgınlar ve küresel krizler göstermiştir ki, kendi toprağında üretemeyen, kendi çiftçisini koruyamayan ülkeler, en temel ihtiyaçlarını dahi dışarıdan karşılamak zorunda kalmaktadır. Ne yazık ki Türkiye, sahip olduğu büyük tarım potansiyeline rağmen son yıllarda bu alanda ciddi bir gerileme yaşamaktadır. 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan tarım alanlarımız, 2025 yılı itibarıyla 23 milyon 978 bin hektara gerilemiştir. Yani son yirmi üç yılda Ankara’nın yüzölçümünden daha büyük, yaklaşık 2 milyon 601 bin hektarlık tarım arazisi üretim dışına çıkmıştır. Bu tablo; üretimin azalması, ithalatın artması, gıda fiyatlarının yükselmesi ve gelecekte çocuklarımızın gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi demektir. Buna bir de kuraklık, su kaynaklarının azalması, artan enerji maliyetleri, yüksek üretim giderleri ve gençlerin tarımdan uzaklaşması eklendiğinde, ülkemizin tarımsal geleceği açısından ciddi bir risk ortaya çıkmaktadır. Bugün çiftçimizin en büyük sorunu üretmek değil; üretebilmektir. Artan mazot, gübre, yem ve elektrik maliyetleri üreticimizi zorlamakta, birçok çiftçimiz toprağını ekemez hâle gelmektedir. Gençler ise tarımı geleceğini kurabileceği bir alan olarak görememektedir. Böyle devam ederse sadece üreticimizi değil, üretim kültürümüzü de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız. Saadet Partisi olarak biz, tarımı milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz. Milli Görüş’ün üretim merkezli kalkınma anlayışı; rantı değil üretimi, ithalatı değil yerli üreticiyi, günü kurtaran politikaları değil uzun vadeli planlamayı esas almaktadır. Çünkü güçlü bir Türkiye’nin yolu, güçlü bir tarımdan geçmektedir. Yapılması gereken açıktır. Öncelikle tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına kesin olarak son verilmelidir. Verimli tarım toprakları korunmalı, plansız yapılaşmaya ve kontrolsüz imar uygulamalarına feda edilmemelidir. Su kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacak modern sulama yatırımları hızlandırılmalı, kuraklığa dayanıklı üretim modelleri yaygınlaştırılmalıdır. Çiftçimizin üretim maliyetleri düşürülmeli, mazot, gübre, tohum ve yem gibi temel girdilerde üreticiyi rahatlatacak kalıcı destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Gençlerin yeniden tarıma yönelmesini sağlayacak teşvikler hayata geçirilmeli, kırsalda üretim ve yaşam cazip hâle getirilmelidir. Aynı zamanda tarımda dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm desteklenirken, yerli ve milli teknolojilerin geliştirilmesine öncelik verilmelidir. Biz inanıyoruz ki, toprağını koruyan millet geleceğini korur. Saadet Partisi olarak, “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışıyla, insanı merkeze alan Milli Görüş vizyonu doğrultusunda; üreticinin emeğini koruyan, gıda güvenliğini önceleyen, kendi kendine yeten ve tarımda yeniden güçlü bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki; Toprağını kaybeden geleceğini kaybeder. Üreten Türkiye ise her zaman güçlü Türkiye’dir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Yeşilay Konya Şubesi’nden İl Başkanımız Mehmet Demirel’e ziyaret
Yeşilay Konya Şubesi Şube Başkanı Prof. Dr. Yağmur Küçükbezirci, Yönetim Kurulu Üyelerimiz, YEDAM uzmanı ve Şube Sorumlusu ile birlikte İl Başkanımız Mehmet Demirel’i ziyaret etti.Gerçekleştirilen ziyarette, Yeşilay’ın bağımlılıkla mücadele alanında yürüttüğü çalışmalar ile YEDAM’ın sunduğu ücretsiz danışmanlık ve rehabilitasyon hizmetleri hakkında bilgi paylaşımında bulunularak, iş birliği imkânları üzerine değerlendirmeler gerçekleştirildi.