Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde basın toplantısı gerçekleştirdi. Konuşmasına, Ahmed Arif’in şiiriyle başlayan Karamollaoğlu; “Şair Ahmed Arif’in dizelerinde dediği gibi; ‘Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.’ Bu hafta yüreğimiz İzmir’deydi, İzmirlilerleydi. Öncelikle depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralı çocuklarımıza ve kardeşlerimize ise bir an önce acil şifalar niyaz ediyorum. Acı bir depremle daha karşı karşıya kaldık. Acısı yüreğimizi derin bir şekilde yaraladı. Bugün acılarımız ortadayken farklı meseleleri uzun uzadıya konuşmayı doğru bulmuyorum. Bu sebepten dolayı özellikle deprem konusunda bazı uyarılar yapmak ve birtakım konulara dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Çünkü bizi öldüren, canımızı yıkan deprem değil ihmal ve sorumsuzluktur.” şeklinde konuştu. ELAZIĞ DEPREMİNDEN BUGÜNE HANGİ ADIMLAR ATILDI? Karamollaoğlu, konuşmasının devamında; “İzmir Depremi bir kere daha göstermiştir ki, betonlaşma, çarpık kentleşme ve denetimsizlik en büyük problemimiz. Ne yazık ki 6,8 şiddetinde bir depremde böyle bir tablo ile karşı karşıya kaldık. Bakınız açık bir şekilde ifade etmek istiyorum; imar barışı savaş gibi yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Bu sonuçlar hepimizin canını yakıyor, giden canlar geri gelmiyor. Bu problem ancak ve ancak sorumlu bir yönetim anlayışı ile çözülebilir. Bu durumdan herkes şikayetçi, işin garibi iktidar da bu durumdan şikayetçi. Mesul olanlar da şikayetçi ise kim çözecek bu problemleri? Rant merkezli zihniyetten çıkılmadıkça Türkiye’miz bu tür acılarla karşı karşıya kalmaya devam edecek. Elazığ depremi sonrası yaptığımız uyarılar ortada, sormak istiyorum o günden bugüne hangi adımlar atıldı. Hangi önlemler alındı?” dedi. DEPREM DEĞİL İHMAL ÖLDÜRÜYOR! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, depremle alakalı 2003’deki konuşmasını hatırlatan Karamollaoğlu; “Bakınız burada bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. 2020 yılında dünyada gerçekleşen depremler ve ortaya çıkan ölüm oranlarından birkaç örnek vermek istiyorum. Jamaika 7,7 – Ölü Sayısı 0, Rusya 7,0 – Ölü Sayısı 0, Endonezya 6,8 – Ölü Sayısı 0, Filipinler 6,6 – Ölü Sayısı 2, Elazığ 6,7 – Ölü Sayısı 41, İzmir 6,8 – Ölü Sayısı 114 yaralımız 1035, İşte bu tabloya baktığımız zaman dikkat çekmek istediğimiz husus daha net anlaşılıyor. Ne yazık ki bir kere daha görüyoruz ki deprem değil ihmal öldürüyor. Peki bu depremlerin sorumluluğu omuzlarında olanlar ne diyor? ‘Uzun yıllar ülkeye hakim olan vesayetçi zihniyetin en çok ihmal ettiği alanlardan biri de afetlere dayanıklı yapı inşasıdır.’ diyerek savunma yapıyorlar. İktidara sesleniyorum bugün 4 Kasım 2020. AK Parti 3 Kasım 2002’de iktidara geldi. 2003’de o zaman depremle alakalı Sn. Erdoğan şöyle diyordu; ‘Yer altında fay kırıklıklarından önce -bağışlayın, söylemek zorundayım- kırılan ar damarlarıdır. Binaların yıkılmasının asıl sebebi ahlak hırsızlığıdır, demokrasiden çalmaktır, hukuk kapkaççılığıdır, siyaset yan kesiciliğidir ve kamu yönetimi kalpazanlığıdır. Depremde insanlarımızın ölmesi sadece malzemeden çalma hırsızlığı elbette ki değildir, aynı zamanda bir insanlık hırsızlığıdır. Elbette bütün bu olanlar kader diye geçiştirilemez; tedbirli olmak, aklını kullanmak insanın en büyük vasfıdır.’ 17 yıl sonra biz kendisine bu söylediklerini bir daha hatırlatmak istedik.” şeklinde konuştu. İŞİN EHLİ İNSANLAR KRİZDEN SONRA DA DİNLENMELİ! Karamollaoğlu, konuşmasının devamında ise; “Elazığ ve İzmir depremlerini ne yazık ki aynı yıl içinde yaşadık. Acımız derin ama asıl mesele bundan sonra başlıyor. Yaşadığımız acı gelip geçecek ve olanları unutacak mıyız? Yoksa deprem kuşağında olan ülkemizde bir daha böyle acılar yaşanmaması için ciddi, tutarlı ve el birliği ile çalışmaya mı başlayacağız. Eğer gerekli adımlar atılmaz ve yaşanan görmezden gelinirse bu vebalin altından kimse kalkamaz. Deprem konusunda yetiştirdiğimiz çok kıymetli ilim adamları var uyarıları ortada. Lakin ne yazık ki bu uzmanlara kimse kulak vermiyor. Deprem oldu mu sesleri duyuluyor sonrasında ise bir daha kendilerine kulak verilmiyor. Esas olan, yapılması gereken kriz anında değil krizden sonra da işin ehli insanları dinlemek, önerilerini dikkate almaktır. Uzmanlarımız sürekli olarak beklenen büyük İstanbul Depremi hakkında uyarı yapıyor. Şimdi bizim bu depreme hazırlığımız ne durumda? Allah muhafaza İstanbul’da yıkıcı bir deprem olursa bunun altından nasıl kalkılır hesap ediliyor mu? Ne yazık ki son yıllarda atılan adımlar bu konuda bize güven vermiyor. Aslında ciddi bir adım atılıp atılmadığı da belli değil. Toplanma alanlarının AVM’lerle doldurulduğu bir şehrin depreme hazır olduğunu söylemek mümkün gözükmüyor. Buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum Kanal İstanbul’a ayrılması düşünülen bütçe İstanbul’a ayrılsın. Baştan sona şehir depreme hazır hale getirilsin. Eğer bu yapılırsa İstanbul daha emin ve yaşanabilir bir şehir haline getirilecektir.” dedi. DEPREM KURULU TESİS EDİLMELİ! İzmir için çok büyük bir dayanışma ortaya konduğunu söyleyen Karamollaoğlu; “Deprem tehlikesi sadece İstanbul için mevcut değil. Ülkemiz bir deprem kuşağında bu sebeple topyekun hazır bulunmamız gerekmekte. Bunun için özel ve yetkili bir kurul oluşturulmalıdır. Afetlerle mücadele üzerine. Var denebilir ama bizim söylediğimiz çok daha etkili ve yetkili bir kurulun tesis edilmesidir. Bu kurula ciddi kaynaklar tahsis edilmeli uzmanlar görevlendirilmelidir. Bu kurul altında ülkemizin karış karış depreme hazır hale getirilmesini elzem görüyoruz. Bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. İzmir’e gittiğim zaman gördüğüm bir manzara beni ziyadesi ile memnun etti. Çünkü Türkiye’mizin birçok bölgesinden İzmir’e yardım konvoyları düzenlenmiş, yardım ekipleri ve malzemeleri gönderilmiş olduğunu gördüm bundan da gerçekten büyük bir memnuniyet duydum. Bizim milletimiz zor zamanlarda bir araya gelme erdemine sahip olduğunu bir kere daha göstermiştir. Aziz ve necip milletimiz herhangi bir ayrım yapmaksızın böyle bir facia karşısında kenetlenmeyi başararak örnek bir tavır sergilemiştir. Birkaç kendini bilmez hadsiz ve dengesizin olur olmaz yaptıkları açıklama ise bu kenetlenme ruhuna asla zarar veremeyecektir. Temennimiz milletimizin birlik ve bütünlüğünün zeval görmemesidir. Allah bizlere bir daha böyle bir acı yaşatmasın.” şeklinde konuştu. EKONOMİDE DE DEPREM YAŞIYORUZ! Konuşmasının son bölümünde, dövizdeki yükselişe dikkat çeken Karamollaoğlu; “Genel bir değerlendirme de yapmamız gerekirse, ekonomide adeta deprem yaşıyoruz. İş çığırından çıktı. Ekonomi bu süreçte asla ihmal edilemez, Sn. Bakan’ın dolara bakmıyorum demesinden bu yana Dolar 8,50, Euro 9,91 seviyesini gördü. Nereye gidiyoruz bunu göz önüne almamız gerekmekte. 2002’de dolar 1.6 idi, bugün 5 katını geçti. Dış borcu 430 milyar doları geçen bir ülkede bunun ne manaya geldiği çok açık ortada. Bundan dolayı iktidarın ekonomide yaşanan depreme karşı acil önlemler alması icap eder.” dedi.
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun Basın Toplantısı – 04 Kasım 2020
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun Basın Toplantısı – 28 Ekim 2020
Mevlid Kandili Bugün Peygamber Efendimizin dünyayı teşriflerinin yıl dönümü. Bunun için bu gece İslam aleminde büyük bir sevinçle idrak ediliyor. Bize verilen mesaj tefekkür ediliyor, hayatın ne manaya geldiğini düşünüyoruz. Bundan dolayı bizim tekrara tekrar Peygamber Efendimiz’in bize ulaştırdığı mesajı idrak etmeye düşünmeye ihtiyacımız var. Ama ne yazık ki böyle bir gecenin ikliminde İslama yönelik saldırılar artarak devam ediyor. Bugün insanlığın sorunlarını ancak Müslümanlar çözebilir. Çünkü İslam barış dinidir, huzur dinidir. İnsanlığın İslam’a İhtiyacı Daha Fazla İşte bu noktada gündemimiz Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Peygamber Efendimize yönelik ahlak dışı karikatürleri yayınlamasıdır. Macron bunu niye yapıyor çünkü düşüncelerini kin ve nefret üzerine inşa etmişler. Öncelikle bu ırkçı ve İslamofobiye dayanan girişimi şiddetle kınıyorum. Ama bu saldırıları yapanlar bilmeli ki; insanlar yalana artık prim vermiyor. İnsanlar bunun farkında. Macron bu tavrı ile Fransa iç siyasetinde şovenizm üzerinden mevzi elde etmeye çalışıyor fakat bu tavır kendisine de Fransa’da zarar veriyor. Tarihin çöplüğüne atılmaya mahkumdur. 200 yıl evvel İşgalci Napolyon Mısır’a çıktığında “Mısır’ın halkı Müslüman’dır. İnançlarına ve âdetlerine hürmet edin” diyebilmiştir. Lakin bugün 2020 yılında Macron bu pervasız tavrı ile Müslümanların mukaddesine en ağır hakaretleri yapmaktan geri durmamaktadır. Bu noktada Berlin’de Milli Görüş Camiine yapılan saldırıyı da şiddetle kınıyorum. Fakat göreceksiniz Almanya’da da, Fransa’da da, İngiltere’de de İslam hızla yayılıyor ve yayılmaya devam edecek. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Bildiğiniz üzere yarın Cumhuriyetimizin kuruluşunun 97. Yıl dönümünü hep birlikte idrak edeceğiz. Cumhuriyetimiz bir asırlık serüvenine yaklaşmak üzere bu mutluluğu hep birlikte yaşıyoruz. Cumhuriyet demek halkın iradesi ve istişare ile işleri yürütmek demektir. Öyle ki bizim Gazi Meclisimiz ilk açıldığı zaman duvarında “Onlar işlerini istişare ile yaparlar” ayeti kerimesi yazıyordu. Bu demek oluyor ki; Cumhuriyetin temelleri farklı fikir ve düşüncelerin bir araya gelerek, konuşma ve istişare etme üzerine kurulmuştur. Bu ruh bizim geçmişte de bugün de yaşadığımız birçok sıkıntının çözümüdür. İnanıyorum ki bu anlayış ile ülkemiz geleceğe emin adımlarla gidecektir, bu sebeple de cumhuriyetin ortaya koyduğu manayı hep birlikte anlamak mecburiyetindeyiz. Çünkü; Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, bu ülkenin evlatları kol kola omuz omuza mücadele verdi. Cumhuriyeti kardeşlik ruhu üzerine inşa etti. Ülke olarak bugün de birlik ve beraberliğe çok fazla ihtiyaç duyduğumuz bir süreçten geçiyoruz. Bugün Küresel emperyalizmin amacı kin ve nefret tohumları ekerek bu kardeşlik ruhunu bozmak ve bizi birbirimize düşürmektir. Millet olarak bu sinsi ve hain plana karşı uyanık olmak zorundayız. Buna karşı verilecek en güzel cevap, ‘inadına kardeşlik’, ‘inadına birlik ve beraberlik’ olacaktır Bu duygu ve düşüncelerle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere Cumhuriyete giden süreçte emeği geçen herkesi minnet ve saygı ile anıyorum. Hatay Terör Saldırısı Geçtiğimiz Pazartesi akşamı İskenderun ve Payas’ta düzenlenen terör saldırılarını şiddetle lanetliyorum. Terörün her türlüsünün karşısında olduğumuzu bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bu hain saldırılarda herhangi bir can kaybı olmaması en büyük tesellimiz olmuştur. Bu saldırılar sebebiyle Hatay halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Teröristlerin etkisiz hale getirilmesinde emeği geçen güvenlik güçlerimizi tebrik ediyorum. Kan ve vahşetten beslenenler bilmeli ki; terör bu topraklarda amacına asla ulaşamayacak. Ekmek Bulamıyorsanız Keyif Çayı İçin Şu an bizim en önemli meselemiz ekonomi olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomide iktidarın çelişkili tavrı bizi endişelendiriyor. Misal evime ekmek götüremiyorum diyen vatandaşa Sn. Erdoğan “Ekmek bulamıyorsanız keyif çayı için!” diyebiliyor. Bu noktada Sn. Erdoğan çok tenkit edildi ama kanaatimizce Erdoğan tavrını çok yumuşatmış, eskiden “ananı da al git diyordu” şimdi abartıyorsun diyor. Yani problemin olduğunu görüyor o yüzden keyif çayı ikram ediyor! Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum; Türkiye’de gözünüzü bir açıyorsunuz 1940’ların tek parti idaresi ile karşılaşıyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz 1990’ların atmosferi bir anda canlanıp hayat buluyor. Şimdi bugünlerde ise 1790’ların Fransa’sını yaşıyoruz. Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin döneminden ekmek bulamıyorsanız keyif çayı için dönemine geçiyoruz. Tarihte yaşamış ne kadar kötü örnek iktidar ve dönem varsa AK Parti hepsini bünyesinde toplamayı başarıyor. Yükselen Döviz Fiyatları Her ne kadar bizim Ekonomi Bakanımız ben dövize bakmıyorum diyebiliyorsa da gerçekler karşımızda durmaktadır. Bakınız bu hafta dolar 8.28 lirayı aştı euro 9.74 seviyesini gördü. Her bir kuruşluk artış bizi daha da fakirleştiriyor. Daha da yoksullaştırıyor. Peki dövizin serüvenine baktığımızda karşımıza ne çıkıyor; Erdoğan 2014’te Cumhurbaşkanı seçildiğinde; Dolar 2.1 TL, 2017 Anayasa Referandumu’nda; Dolar 3.6 TL, Erdoğan 2018’de “bana yetki verin” dediğinde; Dolar 4.7 TL, Ve gelinen noktada Dolar 8.30 TL oldu. İktidar ekonomide bu istikrar ile giderse dolar 10 lira da olur 15 lira da… Türkiye AK Parti’den Büyüktür Bildiğiniz üzere; Sn. Erdoğan “Türkiye’nin Kaderiyle AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın Kaderi Bütünleşmiş” minvalinde talihsiz bir açıklama yaptı. Zatı âlileri bilmeli ki; Türkiye’nin kaderi kimse ile bütünleşmeyecek kadar büyük ve derin bir mana içermektedir. Bugün Türkiye AK Parti’den de Cumhur İttifakından da büyüktür. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım bu milleti tehdit etmek manasına geliyor. Allahın izni ile nice siyasi partiler ve iktidarlar gelip geçecektir ama bu coğrafyada aziz milletimiz payidar kalmaya devam edecektir. Bu sebeple hiç kimse çölde serap görmemeli, kendi kaderi ile ülkenin kaderini eşleştirmemelidir. Bu zihniyette olanlar çok yakın bir zamanda nasıl yanıldıklarını net bir şekilde göreceklerdir. Millet Sesini Duyurmaya Çalışıyor Son olarak şu hususa da değinmek istiyorum… Bize her gün milletimizden telefonlar gelmekte, dertlerini anlatmaktalar. Pazarcı esnafımızın derdi ayrı, Kırtasiyecinin derdi ayrı, Çiftçimizin derdi ayrı… Her biri için ayrı ayrı basın toplantısı düzenlesek yeridir çünkü insanımızın derdi dağlar kadar büyüdü. İşte bize ulaşan mobilya üreticileri; Perişanız diyorlar… Piyasada mobilya malzemelerine zam üstüne zam geliyor. Mobilya ve koltuk üreticileri çok zor zamanlar geçirmekteler. Dolardaki her bir kuruşluk artık mobilya üreticilerimizi sıkıntıya sokmakta, piyasada malzeme bulamamaktalar. Bu sese kulak verilmeli milletin derdi ile hemhal olunmalıdır…
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun Basın Toplantısı – 28 Ekim 2020
İl Başkanımız Hüseyin Saydam’ın, Mevlid Kandili Mesajı – 28 Ekim 2020
Mehmet Akif’in; “Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!” diye tarif ettiği bir dönemde, insanlığa rahmet olarak dünyaya teşrif eden Efendimiz (sas)’in getirdiği değerleri bugün daha iyi anlamak mecburiyetindeyiz. Bugün başta Fransa olmak üzere birçok emperyalist ülkenin Peygamber Efendimiz (sas)’e karşı ortaya koyduğu tutum, kendi zalim düzenlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İslam, merhamet, barış ve kardeşliği esas alırken diğer dinler bunları göz ardı ederler. Bu sebeple bugün zalimliğe karşı rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (sas)’i daha iyi anlamaya çalışıyoruz. Bütün insanlık için bir müjdeci ve kutlu bir rehber olan Peygamber Efendimiz (sas)’in dünyaya teşrif ettiği bugünün, tüm insanlığa hayırlar getirmesini ve Efendimiz (sas)’i daha iyi anlamamıza vesile olmasını temenni ediyor, tüm İslam aleminin mübarek Mevlid Kandili’ni tebrik ediyorum.
Ekim Ayı İl Divan Toplantısı – 24 Ekim 2020
Saadet Partisi Konya İl Divan Toplantısı online olarak gerçekleştirildi. İl Başkanı Hüseyin Saydam, geçtiğimiz ay hibrit olarak gerçekleştirilen divan toplantısının, vaka sayılarının yeniden yükselişe geçmesi sebebiyle online ortamda gerçekleştirme kararı aldıklarını belirtti. Konya İl Kongrelerinden önceki son divan toplantısını gerçekleştirdiklerini belirten Saydam; “Kış aylarına girdik. Havalar soğumaya başladı. Muhtemel ömrümüz olursa bahara kadar daha bu şekilde sanal ortamda buluşmaya toplantılarımızı bu şekilde yapmaya bir süre daha devam edeceğiz. Bu İl Kongremiz öncesi yaptığımız son divan toplantımız. Allahtan bir mâni gelmezse önümüzdeki ay Kasım ayında İl Kongremizi gerçekleştireceğiz. Bununla birlikte esaslı bir çalışmaya girmek durumundayız. Önümüzdeki ilk seçimde Saadet Partisi yerelde ve genelde bir şekilde idarenin bir kısmında olması için gayret etmek durumundayız.” dedi. LİYAKATSİZLİK HAD SAFHADA! Liyakatsizliklerin her ortamda kendini göstermeye başladığını belirten Saydam; “Yandaşçılık ve adam kayırma yapıldı, yapılıyor ve her gün bir şekli ortaya çıkmasına rağmen bundan vazgeçmeye hiç niyetleri yok. Liyakatsizlik had safhada. İktidarın kendi teşkilatları bile rahatsız olmuş durumda. Sosyal medyaya videoları düşüyor. Bu liyakatsizlikler bütün alanlarda kendini göstermeye, sonuçları ortaya çıkmaya başladı . Ekonomide, eğitimde, yerel yönetimlerde, tarımda, dış politikada, üniversitelerde her yönüyle bariz kendini göstermekte. Ahlaken çürüyoruz. Her gün yeni bir yerimiz göçüyor. Birbirimize olan güven bitti. En güvenilir kurumlar yasal tefeciler olan bankalar. Vatandaşımız onların insafına bırakıldı. Onlar eliyle soyduruluyoruz.” şeklinde konuştu. ÖNCEDEN DE TAŞ DEVRİNDE YAŞAMIYORDUK! İktidarın, kendilerinden önce taş devrinde yaşanıldığı algısını oluşturmaya çalıştığını belirten Saydam; “Bunca yıldır yapılmadığı ancak bu dönemde yapıldığıyla alakalı övünülen birtakım yatırımlar var. Türkiye de bazı yatırımların ihmal edildiği, yapılmadığıyla alakalı bazı gerçekler var. Bu doğru. Ancak onların iddia ettiği gibi de değil. Bunlar gelmeden önce de taş devrinde yaşamıyorduk. Herkesin evinde buzdolabı da çamaşır makinesi de vardı. Sağlıkta filan iddia ettikleri gibi öyle çok şey filan değişmedi. Paranız varsa o gün de özel hastanelerde iyi şartlarda sıra beklemeden muayene olabiliyordunuz. Bugün de böyle. Paranız yoksa o günde devlet hastanelerinde sıra bekliyordunuz. Bugün de sıra bekliyorsunuz. O günle bugünün tek farkı o gün sıranızı hastane koridorunda bekliyordunuz, bugün evinizde bekliyorsunuz. Randevu almadan bir gidin bakalım kaç gün beklersiniz hastane koridorunda.” dedi. İKTİDARIN KENDİLERİNDEN ÖNCEKİLERDEN TEK FARKI MEDYALARININ OLMASI! İktidarın kendilerinden önceki iktidar partilerinden hiçbir farkı olmadığı söyleyen Saydam; “Bazen saçma sapan iddialarda bulunuyorlar. Bunlar gelmeden önce kabile olarak yaşayan bir toplulukmuş gibi göstermeye çalışıyorlar. Uzaktan yakından alakası yok. Her devrin kendi şartları içerisinde yaşandığı bir standardı var. O günün şartları içerisinde var olan imkânlarla nasıl yaşanmışsa o şekilde yaşanmaya devam ediyor. Geçmişte de bu zihniyetteki partilerin anlayışında fakir zor şartlarda kıt kanaat geçinirken, imkanı olan kesim o günün şartlarında iyi durumda yaşıyordu. Bugün de aynı. Hiçbir değişiklik yok. O gün de tüketim ekonomisi uygulanıyordu. O günde aynı zihniyetteki ismi değişik parti her gün ne tür bir vergi koysam, nasıl zam yapsam düşüncesindeydi. Bugün de aynı. Mevcut vergileri artırdıkları gibi 3-5 vergi çeşidi de bunlar buldu. Üretim ekonomisi ile ilgili de hiçbir adımları olmadı. Kafa aynı kafa. Öncekilerin beceremedikleri, bunların mahir olduğu bir konu var. Yanlışlarını doğruya tevil eden güçlü bir medyalarının olması. Bir tane yanlış yapıyorlar. 40 tane adamları var. Bu 40 adam bu işin nasıl da iyi olduğunu topluma enjekte ediyorlar. Bir adama 40 sefer deli dersen delirirmiş ya. Yanlışa 40 sefer tevil getirilince yanlış otomatikman doğru oluyor. Vatandaş inanıyor veya inanmak zorunda kalıyor. Yanlışlarını söyleyenleri de zaten anında bastırıp, vatan haini ilan edip, ekranlarını susturup, gazetelerine, basın yayın organlarına baskı uygulayıp onu da öyle bertaraf ediyorlar. Mesele hallolmuş oluyor.” şeklinde konuştu. FAKİRLİK, TARİH OLARAK LANSE EDİLİYOR! Vatandaşın fakirliğinin tarih şeklinde lanse edildiğini belirten Saydam; “Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı tarafından yayınlanan Manisa’nın Demirci ilçesinde çekilmiş olan fotoğraf, AA tarafından tarihmiş gibi lanse edildi. Ancak bu fotoğraf vatandaşımızın fakir kaldığının fotoğrafıdır. Bu fotoğrafları çok uzakta aramamıza gerek yok. Bugün Konya’nın ilçelerinin, köylerinin hat da merkez ilçelere bağlı köylerinde dahi, bu, buna benzer ve daha da ileri durumdaki fotoğrafları görmek mümkün. İnanmayan arkadaşalar varsa buradan açık teklifimdir, buyurun gidelim, beraber gezelim. Vatandaşın hali ortada. Bugün bir kısım toplum üzerinden müreffeh bir şekilde yaşıyor. Bir kısım da ömrü fakirlikle geçiriyor. Bekliyorlar kentsel dönüşüm olacak, bir tane müteahhit gelecek de arsa sahiplerine yarım ev verecek, oradan kendini birkaç ev alacak, tabi bir de belediye devreye girecek onlarda birkaç daire alacak. Tabi burada en az payı yine vatandaş alıyor. Biz iktidara geldiğimiz zaman bu adaletsizliği ortadan kaldıracağız. Bunlar bir iddia değil. Biz bu durumu geçmişte düzelttik ve bunun belgeleri de mevcut. Bu durumu yeniden düzelteceğiz.” dedi. İŞSİZLİKLE BERABER İŞÇİSİZLİK SORUNU DA VAR! Sanayicinin çalışacak eleman bulamadığına vurgu yapan Saydam; “Bir karışıklık devam ediyor. Meşhur hikayedir. Nasrettin Hoca da hep hayıflanmıştır bu durumdan. Aynı durum bugün de devam ediyor. Merhum Hoca bir gün helva yapacak olmuş, şeker olmamış, sonra bir zaman yine yapacak olmuş bu sefer un olmamış. Sonraki bir seferde de yağ olmamış. Yani anlayacağınız hoca bir gün bir helva yapıp ağız tadıyla yiyememiş. Bizde de durum aynı. Ağız tadıyla bir gün geçiremiyoruz. İş olur, çalışacak adam olmaz, adam buluruz, hammadde olmaz, onu buluruz para olmaz. Elhamdülillah Konya sanayisi bir yerlere geldi, geldi ama onu bir de onlara sorun. Ne zorluklarla ne mücadelelerle bu duruma gelindi. Ve halen sıkıntılar yaşanmaya devam ediyor. Konya’da şu anda sanayi yoğun bir şekilde çalışıyor. Tabi ki ağırlıklı olarak ihracata çalışılıyor. Muhtemel burada kurun yüksek olmasının payı büyük. Bu iyi bir gelişme. Ancak geçmişte söylediğimiz bugünkü iktidar için söylediğimiz plansızlık programsızlık burada da kendini gösterdi. Şimdi geldiğimiz durum itibari ile iş çok ama bu sefer de çalışacak adam yok. Adam bulunamıyor. Ülkede işsizlik var. Bu doğru. Ama işsizlik problemi olduğu gibi işçisizlik problemi de var. Ülkede uygulanan eğitim politikasının sonucu bu. Mezun olmuş, bir konuda eğitim görmüş insanlar, sanayicinin işine yaramıyor. Sanayicinin işine yarayacak eleman da yetişmiyor. Hızla başka bir probleme doğru ilerliyoruz. 4+4+4 zorunlu eğitim sisteminde yetişmiş insan, sanayicinin, üreticinin işine yaramıyor. Kendi alanında kalifiye ama sanayicinin işine yaramıyor. Bu probleme mutlaka bir çözüm bulunmalı. Sanayiciler, dün ülkemize gelen mültecilerle ilgili niye geldi bunlar derken, bugün iyi ki gelmişler yoksa işlerimiz dururdu noktasına geldiler.” şeklinde konuştu. İKTİDARIN FABRİKA OLARAK GÖRDÜKLERİ BİZİM İÇİN ATÖLYE KALIR! İktidarın üretim politikası ön görüsünün küçük olduğunu belirten Saydam; “Tümosan bizim temelini attığımız ve normalde uçak motoru yapılması hedeflenen
İl Başkanımızın, Beyşehir İlçe Teşkilatımızı Ziyareti – 19 Ekim 2020
İl Başkanımız Hüseyin Saydam ve İl Başkan Yardımcılarımız, Beyşehir İlçe Teşkilatımızın Yönetim Kurulu Toplantısına katıldı.
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun Basın Toplantısı – 15 Ekim 2020
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun Basın Toplantısı – 15 Ekim 2020
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki konulara değinen Karamollaoğlu, konuşmasına birçok ilde aynı anda çıkan orman yangınlarıyla başladı; “Bu hafta basın toplantımıza ne yazık ki geçtiğimiz hafta hepimizi üzen orman yangınları ile başlamak istiyorum. Birçok ilimizde aynı anda çıkan orman yangınları ülkemizin ciğerlerini yaktı. Bu yangınlarda ne yazık ki birçok ağaç ve hayvan yok oldu. Yangınların aynı anda çıkması tabi kuşku doğurdu, yangınların planlı çıkarılıp çıkarılmadığına dair. Bunun üzerine muhakkak gidilmelidir eğer kasıtlı olarak yangın çıkarılıyorsa. Yangınlarla alakalı sabotaj iddiaları ise titizlikle araştırılmalı herhangi bir ihmal varsa muhakkak üzerine gidilmelidir. Bu yangınlardan dolayı hem bölge halklarına hem de tüm milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.” UZAKTAN EĞİTİMDE ALT YAPI EKİKLİĞİ VAR! Uzaktan eğitim sürecindeki öğrenci gereksinimlerinin en kısa sürede halledilmesi gerektiğini söyleyen Karamollaoğlu; “Ülkemizi ve dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını süreci devam etmekte. Bu salgın süreci birçok alanda yaşamımızı ciddi şekilde etkiledi. Bu etkileme de en çok ekonomi ve eğitimde yaşandı ne yazık ki. Uzun zamandır uzaktan eğitim yolu ile eğitime devam eden ilkokul 2, 3 ve 4. sınıflar, köy okulları, 8. ve 12. sınıflar, lise hazırlık sınıfı öğrencileri ile özel gereksinimli öğrencilerimiz bu hafta başı yüz yüze eğitime başladı. Yüz yüze eğitim öğretime başlayan öğrencilerimize ve onların fedakâr öğretmenlerine başarılar diliyorum. İnşallah hayırlı olur ama bizi en çok ilgilendiren konu uzaktan eğitimdeki eksiklikler. Uzaktan eğitimde ciddi bir alt yapı eksikliği var hala köylerde ve kırsalda çok ciddi sıkıntılar var ki büyükşehirlerde bile interneti olmayan çocuklarımız var. Uzaktan eğitim sürecinde gerekli teknolojik alet ve internete erişimi olmadığı için eğitimi aksayan öğrencilerimizin ise eksikliklerinin en kısa zamanda telafi edilmesini temenni ediyorum.” dedi. DIŞ POLİTİKA ZİKZAKLARLA DOLU! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2004 yılında Harvard Üniversitesi’ndeki sözlerini hatırlatan Karamollaoğlu, “Yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde seçim süreci geçirilmekte. Öncelikle ikinci tura kalan adaylara başarılar diliyorum. Seçimlerin Kıbrıs’ta yaşayan Türk halkına hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bunun yanı sıra Kıbrıs ile ilgili son zamanlarda duyduğumuz talihsiz açıklamalar hakkındaki üzüntümüzü de dile getirmek istiyorum. ‘Rumlar’a toprak vermeliyiz.’ kabilinden yapılan açıklamalar ne yazık ki son derece yanlıştır. Fakat bugün bu açıklamalara güya en sert şekilde tepki gösterenler 2004 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’de Harvard Üniversitesi’nde katıldığı bir etkinlikte sorulan bir soruya; ‘Kıbrıs’tan belli bir oranda toprağı verebiliriz.’ demesini görmezden gelmesini anlamak mümkün değil. Bugün bizim dış politikadaki en büyük sıkıntımız dış politikada istikrarlı bir çizgi takip edemedik. AK Parti kuruluşundan beri 18 yıldır iktidarda. 18 yılda izlenen politikalara baktığınız zaman zikzaklarla dolu. Ne İslam alemine ne de dünyanın geri kalanına ciddi manada bir tutarlı tavır sergileyemediğimiz oldu. Biz dış politikada sınıfta kaldık. Dün söylediğimiz her şeyi bugün inkar eder hale geldik. Kıbrıs’ta meydana gelen hadiselere dikkat edin.” şeklinde konuştu. AZERBAYCAN’A KARŞI GERÇEKLEŞTİRİLEN HUKUKSUZLUK TESCİLLENDİ! Ermenistan’ın ateşkesi yok sayarak saldırmasının, Azerbaycan’a karşı gerçekleştirilen hukuksuzluğu ispatı olduğunu söyleyen Karamollaoğlu; “Bölgemizde son haftaların en sıcak gündemi Ermenistan ve Azerbaycan arasında yaşanan çatışmalardır. Sürecin ateşkes noktasına gelmesi bizim de temennimizdir ama her zaman belirttiğimiz gibi bölgede kalıcı ateşkesin bir numaralı şartı Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni işgalinin bir an önce son bulmasıdır. Lakin Ermenistan’ın ateşkes sırasında dahi sivilleri hedef alarak Gence’ye yapmış olduğu saldırılar, bu saldırgan tavrın devam edeceğine işaret etmektedir. Bu saldırıları şiddetle kınıyorum. Savaşta bile bir ahlak vardır. Ateşkes metnine imza koyduktan sonra Ermenistan’ın böyle bir saldırı gerçekleştirmesi bu zaman kadar Azerbaycan’ın karşı karşıya kaldığı hukuksuzlukları tescil etmiştir. Bizim sadece bunları kınar bir tavır ortaya koymamız bu problemin çözülmesine yetmiyor. Gence’de yaşanan saldırıda hayatını kaybeden 9 Azerbaycanlı kardeşimize Allah’tan rahmet, yaralılara ise acil şifalar diliyorum. Ayrıca ateşkes için Rusya’nın devreye girmesi ve Türkiye’nin masada olmamasının ise son derece düşündürücü olduğunu belirtmek istiyorum. Azerbaycan meselesi de Doğu Akdeniz meselesi de Kıbrıs meselesi de iktidarın dış politikada sınıfta kaldığına işaret ediyor.” dedi. ADALETİN IŞIĞI SÖNÜYOR! Anayasa Mahkemesi kararının tanınmaması sonrası çıkan tartışmalara değinen Karamollaoğlu; “Anayasa Bugün Türkiye’de adaletin ışığı sönüyor. AYM’nin bir üyesinin ışıklardan bahsetmesi gündemi alt üst etti. Vay canına yav AYM nasıl olur da ihtilali hatırlatacak bir açıklama yapabilir. Siz bir açıklamayı bırakın Anayasa hükmünü hiçe sayıyorsunuz. Anayasa bir karar veriyor yerel bir mahkeme ben buna uymam diyor. İhtilal olduğu zaman da zaten böyle bir durum meydana gelir. İhtilal ne demek hukukun rafa kaldırılması demek, elinde gücü olanların iktidar olması demek, gücün hukuka üstün gelmesi demek. Bugün iktidar gücü hukukun üstündeyim diyor. Bir yerel mahkeme AYM’nin aldığı kararı uygulamam diyor işte ihtilal budur. Bugün yapılacak tek şey hukuka geri dönmek, adaleti tesis etmek, keyfi uygulamalardan vazgeçmek. Ben devletim ben kanunum demeyi rafa kaldırmaktır. Enis Berberoğlu kararı da buna bir uygulamadır. ‘Benim kanaatime göre suçludur, hapiste kalması icap eder, haklarının hiçbirisinin iade edilmesine gerek yok, AYM’nin kararı bana göre yok hükmündedir.’ dediniz mi anayasa yok demektir. İhtilal yapanlar önce anayasayı rafa kaldırmayı bir görev biliyorlar bunu unutmasın kimse. Bu askeri değil de sivil bir müdahale ise aynı hukuksuzluğu içeriyor demektir. Sn. Cumhurbaşkanı’nı Anayasa’nın açık hükümleri karşısında, AYM’nin aldığı kararları uygulamaya davet ediyorum. Düşünün Bugünkü AYM sistemini değiştirip Cumhurbaşkanlığı Başkanlık sistemine uyduracağız diye düşünebiliyorlar. Ne olacak yani padişahlık olarak hükümdar her zaman anayasanın üstünde olacak böyle bir manayı kabul etmek mümkün değil ki! Siz, bir memlekete barış ve huzur getirmek istiyorsanız; hukuk, her zaman bütün güç sahiplerinin üstünde olmak mecburiyetindedir. Türkiye’de, herkes endişeli! Arkasında iktidar desteği olmayan insanlar, yarın birilerinin kapısını çalabileceğinden endişeli.” şeklinde konuştu. EKONOMİ DAHA FAZLA GİDEMEZ! Dolar kurunun göz ardı edilemeyecek düzeyde olduğunu söyleyen Karamollaoğlu; “1 Ocak 2003’te 1 dolar 1. 65 Türk lirasıydı. 1 Ocak 2020’de 1 dolar 5.95 Türk Lirasıydı. 12 Ekim 2020’de 1 dolar 7.92 Türk Lirasıydı. Bugün yaklaşık dış borcumuz yaklaşık 450 milyar dolar, dolar kurundaki 2 liralık artış 900 milyar liraya tekabül ediyor. Dolar ve Euro kurundaki 1 kuruşluk artış, Türkiye’nin toplam dış borcunun TL karşılığını 4.3 milyar lira yükseltirken, bu meblağ 1 milyon 757 bin asgari ücretlinin 1 aylık maaşından daha fazla tutara karşılık geliyor. Ne yazık ki öyle bir noktaya geldik ki döviz öyle 1-2 kuruş da artmıyor, arttı mı 15-20 kuruş birden artıyor. Ama gel gelelim bu işten sorumlu Bakan ben dolara bakmıyorum diyebiliyor. Sn. Cumhurbaşkanı günlük 10 milyon lira masrafı olan saraydan millete fakirliğe sabretmelerini tavsiye ediyor. Bir eli yağda bir eli