Saadet Partisi Konya İl Başkan Yardımcısı Av. Mahmut Sami Büyükyılmaz, Avukatlık Kanunundaki değişiklikler ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’yle ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Büyükyılmaz, açıklamasında; “Bildiğiniz ve takip ettiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı öncesinde baro ve meslek kuruluşlarının seçim usulleri ve yapılarının belirlenmesiyle ilgili bir düzenlemeyi TBMM’nin gündemine getireceklerini açıklamasıyla birlikte, düzenlemeyle beraber nelerin değişeceği kamuoyunda önemli bir tartışma konusu olmuştur. Avukatlık Kanunu’nda yapılacak değişiklikler, avukatlık yemini gibi detaylardan, baro sisteminin değişmesine ve TBB genel kurulunun oluşturulmasına kadar birçok değişikliği içermektedir.” dedi. BU DÜZENLEME, BAROLARIN ÖZERK YAPISINI ORTADAN KALDIRIYOR! Avukatlığın, adaletin 3 sacayağından biri olduğunu söyleyen Büyükyılmaz; “Malumunuz olduğu üzere avukatlık, devletin taşıyıcı kolonu olan adâlet sisteminin 3 sacayağından savunmayı temsil eder. Avukatların mesleki, örgütsel ve hiyerarşik bağımsızlıkları aynı zamanda savunma hakkının kutsallığı bakımından önemlidir. Barolar, Anayasanın 135. Maddesi’ne göre, mesleki faaliyetlerin yürütülmesinin yanı sıra yapılan uygulamaların kamu yararı açısından tespit ve takibini yapmakla yükümlü kamu kurumu niteliğinde anayasal kuruluşlardır. Demokratik hukuk devletlerinde, meslek kuruluşları kamuoyunun oluşmasında etkin ve etkili olması beklenen demokratik kitle örgütleri ve baskı gruplarıdır. Hazırlanan yasa değişikliği önerisinde öne çıkan düzenlemeler bir ilde birden çok baro ve meslek örgütü kurulması ve seçimlerinin nisbi temsil sistemine yani oy çoğunluğuna göre tüm listenin seçilmesi yerine, oy oranında gruplara temsil imkânı tanınmasına göre yapılmasıdır. Ayrıca, meslek kuruluşlarının denetim mekanizmalarının ilgili bakanlıklarca yürütülmesinin getirilmek istenmesi, baroların ve meslek odalarının özerk yapısını ortadan kaldıracaktır.” şeklinde konuştu. BU DÜZENLEME AYRIŞMA, KUTUPLAŞMA ve BÖLÜNMEYİ GETİRİYOR! Çoklu baro sistemini baroları siyasi, ideolojik ve etnik olarak bölünmeye götüreceğini belirten Büyükyılmaz; “Barolara kayıtlı avukat sayısının belirleyici olduğu bir düzende, üye sayısı çok olan 3 baronun genel kurulda etkili olması temsil adâletinin bir neticesidir. Bir düzenlemeyle bu etkinin daha hakkaniyetli bir düzeye çekilmesi adaletli olabilir, fakat burada büyük şehirlerle diğer Anadolu şehirleri arasındaki ideolojik ve toplumsal farktan yararlanarak siyasi mülâhazalarla adaletsiz bir delege ağırlığı sağlamak sakıncası bulunmaktadır. Yapılması düşünülen çoklu baro sistemi, baroları siyasi, ideolojik ve etnik olarak bölünmeye götürür ki birlik ve beraberlik yerine ayrışma, kutuplaşma ve bölünmeyi getirecek bir düzenlemenin ne ülkemize ne avukatlık mesleğine ve ne de vatandaşın savunma hakkına bir faydası olmayacağı açıktır. Bu bakımdan, farklı görüşlere yakın meslek birlikleri veya barolar kurularak aynı mesleğin mensupları arasında oluşacak olan kırılma, mesleğin gerçek problemlerine çare bulmaktan uzakta, faydasız siyasi çatışmaları doğuracaktır. Yapılması planlanan değişiklik meslek standartlarını ve meslekî disiplin denetimini zayıflatacağını düşünmekteyiz. Çoklu Baro veya birlik sistemi, Türkiye’deki baroların da müştereken karşı oldukları bir düşüncedir.” dedi. ADALET, HANGİ FİKİRDE OLURSA OLSUN SİYASALLAŞMAMALI! Meclise sunulan düzenlemenin çekilmesi gerektiği ve baroların da görüş ve önerilerini alacak bir komisyon kurulması gerektiğini belirten Büyükyılmaz; “Yapılacak değişikliklerin Baroların çağrısında belirttiği gibi müzâkere yöntemiyle ortak bir aklın ürünü olarak kanunlaştırılması hayati önem arz etmektedir. Bütün bu düşünceler çerçevesinde, Avukatlar Kanunu ve Baro sisteminde yapılması düşünülen böyle bir değişikliğin, bir kamu kurumuyla ortaya çıkan bir tartışma neticesinde küresel sıkıntıların yaşandığı bir dönemde, meslek erbabı ve kamuoyunun müzâkere masasından kaçırılarak alelacele gündeme alınması yasama prensipleri açısından doğru değildir. Çoklu baro çalışmaları, Türkiye’nin kamplaşmasına ve kutuplaşmasına destek sağlayacak bir adım olur. Ülkemizde birlik ve beraberliğin temini, ayrışma ve kutuplaşmanın önlenmesi için baroların tamamının karşı olduğu bu düzenleme derhal meclis gündeminden çekilmeli, oluşturulacak bir komisyonda baroların görüş ve önerileri de dikkate alınarak devletin en önemli görevi olan adâletin üç önemli unsurundan biri olan savunmanın gerçek sorunlarının tartışıldığı ve çözüme kavuşturulduğu bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Adaletin hangi fikirde olursa olsun; siyasallaşmasının karşısındayız. Adalet, siyasallaşarak temin edilemez, düzelemez.” şeklinde konuştu. İŞÇİ, FONDA BİRİKEN PARAYI NASIL ALMAK İSTEDİĞİNE KENDİSİ KARAR VERMELİDİR! Büyükyılmaz, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’yle ilgili ise; “Son günlerde tartışılan önemli konulardan biri de işçilerin kıdem tazminatı hakları ve iktidar tarafından getirilmesi öngörülen Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES)’dir. Kıdem tazminatının fona aktarılmasını öngören Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi çalışma hayatının en önemli gündüm maddesidir. Ülkemizdeki kıdem tazminatı sistemi hem işveren hem de işçi açısından önemli sorunların yaşandığı ve reform gerektiren bir alandır. Ancak getirilmesi öngörülen sistemde işçinin fonda biriken parayı alma hakkının kullanılması aşamasında yapılması öngörülen kısıtlamalar, işçinin hakkı olanın devletin fon ihtiyacı için kullanılması sonucunu doğuracaktır. Böyle bir fon kurulacaksa yapılması gereken, sistemde belirli süre kaldıktan sonra işten çıkarılma, ev alma yahut emekli olma gibi durumlarda işçinin fonda biriken tutardan ne kadarını toplu olarak almak ne kadarını aylık ödeme olarak almak istediğine kendisinin karar vermesinin sağlanmasıdır. Dar gelirli vatandaşların emekleri, kısıtlı gelirleri üzerinden kurulan fonların amacı dışında kullanılması ülkemiz açısından yeni bir tecrübe değildir.” dedi. DEVLET, İŞÇİYİ KAYNAK OLARAK GÖRMEKTEN VAZGEÇMELİ! Devletin, işçi kesimin elinde, avucundaki sınırlı gelirlerini kaynak olarak görmekten vazgeçmesi gerektiğini belirten Büyükyılmaz; “İşsizlik sigortası fonunda da aynı durumu yaşamaktayız. İşsizlik fonunda işçilerin hakkı olarak biriken fonlar yine ucuz bir kaynak olarak devlet tarafından kullanılmaktadır. Uzun yıllardan beri uygulanmasına rağmen işsizlik oranında kalıcı bir azalma sağlayamamış, yani bu anlamda faydasız istihdam teşvikleri sermaye sahiplerine kolayca dağıtılmakta ancak çalışanlar işsiz kaldıklarında, işsizlik ödeneğinden hem zor şartlarla hem de sınırlı sürelerle yararlanabilmektedir. Büyük bir bölümünü dar gelirlilerin oluşturduğu çalışanların, aldıkları ücretlerin tamamı zaten tüketime ve borca gitmektedir. Devlet, artık bu kesimin elinde, avucundaki sınırlı gelirlerini bir kaynak olarak görmekten bir an önce vazgeçmelidir. Kıdem tazminatı, işsizlik sigortası ve emeklilik gibi bu kesimin refahını etkileyen sistemlerin dar gelirlilerin lehine işleyecek, gerçekten hakkı olanlara hizmet edecek şekilde yeniden tasarlanması gerekmektedir.” şeklinde konuştu. HAK KAYIPLARINA NEDEN OLACAK BİR GİRİŞİMDE BULUNMAYIN! Basın aracılığıyla iktidara seslenen Büyükyılmaz; “Korona sebebiyle yaşanan krizde en çok etkilenen kesimlerin başında işçi ve dar gelirliler gelmektedir. Böyle bir ortamda işçilerimiz için hayati önemde olan, yıllardır verdikleri emek ve mesainin karşılığı olan kıdem tazminatını tartışma konusu yapmak yerinde ve uygun değildir. Saadet Partisi olarak buradan sizin aracılığınız ile iktidara sesleniyoruz; ‘Kıdem tazminatında hak kayıplarına neden olacak bir girişimde bulunmayın. İşçilerin kazanılmış haklarını ellerinden alacak nitelikteki kanuni değişiklik ve teşebbüslerden uzak durun. İşçilerin alın teri ve emeğini koruyucu düzenlemeler getirin. Zaten geçim sıkıntısı yaşayan, ekonomik olarak mağdur durumda olan toplumun dar gelirli, asgari ücretli kesimin haklarını koruyacak, yaşam standartlarını geliştirecek icraatlar ortaya koyun.’ Bizlerin Saadet Partisi olarak, Avukatlık Kanunu ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi konusundaki değişikliklere ilişkin görüşlerimiz bu şekilde. İşçilerimizin haklarının iyileştirildiği, işçinin ve emekçinin hakkının verildiği, adâletin tam manasıyla tesis edildiği, yargının savunma ayağı olan baroların birlik ve beraberlik içinde olduğu
Haziran ayı İl Divan Toplantısı – 27 Haziran 2020
Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı Haziran Ayı İl Divan Toplantısı internet üzerinden gerçekleştirildi. Toplantıya, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Birol Aydın, İl Başkanı Hüseyin Saydam, Meram Belediyesi Eski Başkanı Mustafa Özkan, il başkan yardımcıları, il yönetim kurulu üyeleri, ilçe başkanları ve ilçe yönetim kurulu üyeleri katıldı. YATIRIMLAR 20-30 SENE SONRASI ÖNGÖRÜLEREK PLANLANMALI! Saadet Partisi Konya İl Başkanı Saydam, toplantıda gerçekleştirdiği konuşmada; “Öncelikle bugün ve yarın sınava giren öğrencilerimize başarılar diliyorum. Allah gönüllerine göre versin. Allah muvaffak etsin. Pandemi sürecini yaşadık ve yaşamaya çalışıyoruz. Bu süreçte parti olarak görüşlerimizi zaman zaman kamuoyu ile paylaştık. Endişelerimizi, gelecekte karşılaşacağımız problemleri ve çözüm önerilerimizi sunduk. Hayat devam ediyor. Yaşadığımız zaman açısından insanların yaşam standartları her gün değişiyor. Bundan 100 yıl önceki yaşam standartları ile bugünkü standartlar bir değil. Bugün olmazsa olmaz dediğimiz, 100 yıl önce insan hayatında olmayan pek çok şey bugün bırakın lüks olmayı, hayat standardı haline gelmiş. Bu sebeple idarecilerimiz bütün meseleye bu gözle bakıp ona göre adımlar atmak zorundadırlar. Bugünün idarecileri yaşam standartlarının en az 20, 30 sene sonrasını öngörerek adımlarını ona göre atmak zorundadırlar. Şehirlerimiz, binalarımız, ekonomimiz, tarımımız, teknoloji yatırımlarının nereye evrileceği de öngörülerek; insan gücü, bulunduğumuz coğrafya, iklim değişiklikleri gibi unsurlarda göz önünde bulundurularak şekillendirilmeli ve ona uygun adımlar atılmalıdır.” dedi. BELEDİYE, KENDİSİNİN YAPMASI GEREKEN İŞLERİ ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞINA YAPTIRIYOR! Yerel gündem üzerine de açıklamalarda bulunan Saydam, “Bildiğiniz üzere şehrimiz açısından da hem yerelde hem de merkezi olarak birtakım adımlar atılmakta, bir şeyler yapılmaya çalışılmaktadır. Ama takip ettiğimiz kadarıyla yerel yönetim normalde kendisinin yapması gereken birçok işi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devretmiş gözüküyor. Bu gerçekte böyle midir, yoksa bir algı operasyonu mudur, bu önümüzdeki süreçte ortaya çıkar. Konya ilimiz 31 ilçesi ile , 2 milyon 200 bin nüfusu ile ve Türkiye’nin en büyük yüzölçümüne sahip, tarımı ve sanayisi ile ülkemiz içerisinde önemli bir şehirdir. Bu açıdan büyük bir gürültüsü yapılan, şehrimize yapılacak olan yatırımlar tabi ki yapılması gereken, olması gereken yatırımlardır. Ancak bu kadar gürültü koparacak yatırımlar değildir.” dedi. AÇIKLADIKLARI YATIRIMLAR, ZATEN MEVCUT YAPILMASI GEREKEN VE GEÇ KALINAN YATIRIMLAR! Açıklanan projelerin zaten hali hazırda yapılması gereken işler olduğunu belirten Saydam; “Şükran Mahallesi dönüşüm projesini yapıyoruz diye açıkladığınız proje zaten yıllardır mağdur edilen vatandaşımızın eğer zamanında yapılıp bitirilebilirse hakkının teslim edilmesi demektir. Öncelikle bunu bir lütuf, bir hizmet yapıyormuş gibi sunmaktansa o vatandaşlarımızdan bir helallik dilenmesi gerekir. Sosyal Konut projesi diye açıkladığınız proje bugün özel sektörün yaptığı ev organizasyonlarından öte bir şey değil. Tamam mevcut şartlarda ucuz. Ama ucuz da olsa parasını vatandaştan toplayıp yapıyorsunuz. Bu sebeple parasını vatandaştan topladığınız bir şey sosyal olmaz. Onun sosyal olabilmesi için masrafının tamamen devlet tarafından karşılanması gerekir. Eski stadyum alanına yapılan millet bahçesi de hakeza aynı şekilde çok büyük bir projeymiş gibi sürekli gündemde tutulmaya çalışılıyor. Sıradan peyzajcının yapabileceği bir park. Koskoca Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yapacağı, açıklayacağı projeler değil. Lütfen aklımızla dalga geçmeyin. Bakanlık parkla bahçeyle uğraşacağına, Türkiye ölçeğinde yapması gereken daha önemli işler olduğu kanaatindeyiz. Yakın zamanda İstanbul’da dere üzerine yapılan binalar yüzünden facialar yaşandı. Ülkemiz deprem bölgesi. Hemen hemen her gün doğudan batıdan durmadan deprem haberleri geliyor. Allah korusun olası büyük bir depremde çok büyük facialar yaşanabilir. Bunlar için acil önlemler alınmalı. Bakanlık; park-bahçe yerine daha önemli, daha ciddi işlerle uğraşmalı.” şeklinde konuştu. ŞEHRİMİZİN ÇOK DAHA ACİL ÇÖZÜLMESİ GEREKEN PROBLEMLERİ VAR! Saydam, konuşmasının devamında; “Ama bu süreçte normalde belediyelerin yapması gereken bizce küçük işlerin koskoca bakanlık tarafından üstlenilmesi ve açıklanması belediyelerimizin artık çaresiz olduğu ve hizmet yapamadığı anlamına gelmektedir. Açıklanan ve hizmet diye sunulan yatırımlar bizim bakış açımızla ‘Dağ fare doğurmuştur.’ şeklinde açıklanabilir. Şehrimizin yapılması gereken daha ciddi daha önemli işleri vardır. Trafik hala başlı başına bir problemdir. Bir yerlere imar giderken ulaşımı düşünülmemiştir. Hem toplu taşıma olarak hem de açılacak caddeler açısından bugün düşünülmemiştir. Hala 20 sene ve daha önce yapılanlarla idare edilmektedir. Koskoca ovada şehrin girişleri çıkışları alt geçitler 2 şerit giriş çıkış olarak düşünülmüş ve yapılmıştır. Bu yönetimin ufuk anlamında bir vizyonu yok. Her şey dar düşünülüyor. Günü kurtarmanın peşindeler. Milletimize ve şehrimize geleceğe dair yapacakları bir şey yok. Konya’mızın altyapı problemi var. Genel altyapınız bundan 30 sene önce yapılmış ve muhtemel ekonomik ömrünü tamamlamış. Acilen bunların yapılması gerekir. Şimdi belediyelerimizin asfalt sezonunu açtık diye haberlerini görüyoruz. Asfalt sezonu denilen aslında yama sezonu. 20 yılda o kadar çok yama yaptılar ki neredeyse ilk dökülen asfalttan hiç eser kalmadı. Su meselemiz başka bir problem. Hem tarımsal alanda kullanılan hem de içme suyumuz başka bir problem.” dedi. BUGÜN DEĞİLSE NE ZAMAN YAPACAKSINIZ? Trafikte acil olarak çözülmesi gereken problemli yerleri de belirten Saydam; “Trafik problemimiz var. Bazı noktalar var, sabah akşam kilitleniyor. Bu bugünün problemi. Bunların çözülmesi gerekir. Bir de gelecekte olabilecek yoğunluk noktalarını öngörüp bugünden adım atılması gerekir. Geçmişte açılan, Allah razı olsun, o günkü bu hizmeti yapanlardan Nalçacı Caddesi, yapımından bu tarafa neredeyse 40 – 50 yıl geçmiş ama hala şehrin büyük bir yükünü çekiyor. Bizim dönemimizde açılan Fetih Caddesi, Ahmet Özcan ve Barış Caddeleri bugünler düşünülerek açıldı. O günün ihtiyacı değildi. Ama biz bugün bu çalışmaları göremiyoruz. Bugün itibari ile borsadan hemen önce Ankara Yolu ile Ereğli Yolunun kesiştiği üstgeçidin acilen yenilenmesi gerekiyor. Bu üstgeçit geleceğe uygun olarak yeniden yapılması gerekir. Her daim büyük sıkıntılara gebe. Aksaray Yolu üzerinde Aslım Caddesiyle birleştiği kavşağa büyük bir viyadük yapılması gerekiyor. Hem bugünün hem de geleceğin ihtiyacı. Bugün değilse ne zaman yapacaksınız? Şehir her gün büyüyor. Araç sayısı artıyor. Şehir göç almaya devam ediyor. Çiçekle böcekle geçirilecek zaman değil.” şeklinde konuştu. YANLIŞ YATIRIMLARA MAHKÛM DEĞİLSİNİZ! Konuşmasının son bölümünde ise Saydam; “Buradan Konyalı hemşehrilerime seslenmek istiyorum. Bunlara mahkûm değilsiniz. Trafikte zaman geçirmeye mahkûm değilsiniz. Kırık dökük yollarda seyahat etmek zorunda değilsiniz. Su parası üzerinden bir karışıklık yaşamak zorunda değilsiniz. Daha düzgün daha müreffeh daha temiz daha ucuz bir şehri oluşturmak elimizde. Saadet Partisi olarak bunları çok kısa zamanda hep birlikte sağlarız. Bunlar mümkün. Boş kuru bir hayalden bahsetmiyorum. Geçmişte en zor zamanlarda bile en büyük hizmetleri yapan görüş parti biziz. Bugünün imkanları daha farklı daha iyi hizmetler yapabiliriz. Ve inşallah ilk seçimde hem yerelde hem de genelde iktidara gelip bunu sağlayacağız.” dedi. İNSANLAR, İKTİDARIN KEYFİLİK VE HOYRATLIĞINDAN BIKMIŞ DURUMDA! Saadet Partisi GİK Üyesi Birol Aydın ise; “Öncelikle bu
İl Başkan Yardımcımız İsmail Hakkı Bacak’ın Basın Açıklaması – 23 Haziran 2020
Saadet Partisi Konya İl Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Bacak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Bacak açıklamasında; “Toplumların sosyo-ekonomik yapılarında büyük dönüşümlere neden olan Tarım ve Sanayi devrimlerinden sonraki en büyük değişim günümüzde yaşanmaktadır. Son dönemde bilgi ve iletişim teknolojilerinde (BİT) meydana gelen baş döndürücü gelişmeler kuşkusuz toplumsal yaşamın tüm katmanlarında hızlı bir değişime neden olmaktadır. Özellikle son otuz yılda tüm dünyada bilgisayarlarla birlikte, analog teknolojiden dijital teknolojiye hızlı bir geçiş süreci yaşanmış ve bu durum bilişim, ağ ve robotik teknolojilerin hayatımızın her alanına girmesiyle sonuçlanmıştır. Gelinen noktada, dijital teknoloji, kültürden, sosyal yaşama, alışkanlıklardan, önceliklere kadar her şeyi derinden etkilemiş, akıllı robotlar, sensörler, yapay zekâ, nesnelerin interneti, makinelerin öğrenmesi ve 3D yazıcılar üretim sektörü dâhil hayatımızın her alanına girmiştir. Bu teknolojilerin üretim sektörü içinde hızla yerleşmesi ve üretimde dönüşümü gerçekleştirmesi ise dünyada Endüstri 4.0 olarak adlandırılmaktadır.” dedi. AĞIR SANAYİ HAMLESİ, DİJİTAL TEKNOLOJİ ENDÜSTRİ HAMLESİ’NE EVRİRİLMİŞTİR. Bacak konuşmasının devamında ise; “Bugünleri öngörerek 70’li yılların devrimi niteliğinde başlattığımız ‘Ağır Sanayi Hamlemiz’ yerini artık yapay zekalar ile veri işleyebilen ‘Dijital Teknoloji Endüstrisi Hamlesi’‘ne evirilmiştir. Geçmişte başlı başına bir mesleki beceri olarak kabul edilen teknolojiyi kullanabilme, bir beceri olmaktan çıkacak ve bu yönde iş yapan personel işlevsiz kalacaktır. Bu durum doğal olarak teknoloji kullanmayı öğreten geleneksel eğitim anlayışının da değişmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle; sadece teknolojiyi kullanan değil aynı zamanda teknolojiyi her alanda tasarlayan, geliştiren, üreten ve üretilen teknolojiyi kullanabilen insan gücünün yetiştirilmesi ülkeler için zorunlu bir durum arz etmektedir. Ülkemizdeki mesleki ve teknik orta öğretimde öğrencilerin gelişen dünyada yaşıtları ile küresel anlamda yarışabilecek becerilere sahip gençler haline gelebilmesi; ancak ve ancak nesnelerin interneti, robotik, sanal zekâ, arttırılmış gerçeklik, siber güvenlik, 3D yazıcı ve bulut bilişim gibi Endüstri 4.0 kavramlarını derinlemesine öğrenme ve bu konularda yeni teknolojiler üretebilecek yetkinliklere sahip olma şansı sağlanmasıyla gerçekleşebilir.” şeklinde konuştu. İSTİHDAM YATIRIMLARINI 12’DEN VURACAK HASSASİYETLE BELİRLEMELİYİZ! Türkiye’deki mesleki ve teknik eğitimin Endüstri 4.0 için yeterli olmadığını belirten Bacak; “Ancak ülkemizin Mesleki ve Teknik Eğitim karnesi, içinde bulunduğumuz Endüstri 4.0 teknolojisinin konuşulduğu dünyamızda hiç de iç açıcı değildir. Ülkemizin nüfus demografik yapısını incelediğimizde genç nüfusumuz Avrupa ülkeleri arasında nüfusa oranla ilk sırada yer almaktadır. Gençlik geleceğimizdir, beşerî sermayemizdir. Doğru ellerde, doğru hedefler üzere eğitilmeli ve meyvesini de ülkemizin menfaatine toplayabilmemiz için gerekli istihdam yatırımlarını ülkemizin siyasi kanadını oluşturan bizler hedefi 12’den vuracak hassasiyette belirlemeliyiz. Ülkemizde 2.552’si Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, 762’si Çok Programlı Anadolu Lisesi ve 322’si Mesleki Eğitim Merkezi olmak üzere toplam 3.636 meslek eğitimi veren kurum bulunmaktadır. Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri’nde 54 alanda ve bu alanlar altındaki 199 dalda öğretim programı uygulanırken; Mesleki Eğitim Merkezlerinde 27 alanda ve bu alanlar altındaki 142 dalda öğretim programı uygulanmakta ve milyonlarca öğrenci bu kurumlarda öğrenim görmektedirler. Ülkenin ekonomik açıdan sürdürülebilir bir gelişme sağlamasında, iş piyasasına odaklanmış bir mesleki ve teknik eğitim sistemi hayati derece de önemlidir. Ancak ülkemizde mesleki ve teknik eğitimde talebin kaynağı konumundaki iş piyasası aktörlerinin sadece eğitim-öğretim süreçlerine değil, aynı zamanda planlama aşamasına da etkin olarak dâhil olmadıkları bilinen bir gerçekliktir. Bir ülkedeki ekonomik gelişmenin temelinde işgücü piyasasının ihtiyacı olan yeterli sayıda nitelikli eleman yetiştirilmesi önemlidir. Ancak daha da önemlisi piyasanın ihtiyacı olan niteliğe sahip elemanların yetiştirilmesidir. Diğer bir ifadeyle; mesleki ve teknik eğitimin kalitesi sorunudur.” dedi. MESLEKİ EĞİTİM MEZUNLARI NİTELİKSİZ İŞLERDE ÇALIŞMAK ZORUNDA KALIYOR! Halk arasında ‘İyi bir meslek için fakülte mezunu olmak şart.’ anlayışının yanlış olduğunu belirten Bacak; “Türkiye iş piyasası araştırmasında, temininde güçlük çekilen meslekler ile İş-Kur’a kayıtlı işsizlerin mesleklerine bakıldığında bir örtüşme söz konusu olması ise dikkat çekici başka bir durumdur. Daha açık bir ifade ile; aynı mesleklerde hem talep hem arz bulunurken, söz konusu elemanların temininde güçlük çekiliyor olması akıllara beceri uyumsuzluğu problemini getirmektedir. Öyle ki; bu durum, mesleki teknik eğitim mezunlarının sadece işsiz kalmasına yol açmamakta; aynı zamanda, eğitim aldıkları alanların dışındaki veya herhangi bir nitelik gerektirmeyen işlerde çalışmalarına sebep olabilmektedir. Mesleki eğitimin, diğer eğitim türlerine göre pahalı bir yatırım gerektirdiği göz önüne alındığında; bu problem hem yatırımın verimliliğini düşürmekte hem de sektörün gelişimini olumsuz etkilemekte, dolaylı olarak da mesleki eğitimin algısını ve sonuç olarak mesleki eğitime olan talebi düşürmektedir. Ayrıca halk arasında ‘iyi bir meslek ancak dört yıllık bir fakülte okunarak kazanılır’ şeklindeki yaygın yanlış kanaatin de etkisi ile günümüzde gençler ve ailelerin büyük çoğunluğu tercihlerini mesleki eğitimden daha çok genel eğitimden ve yükseköğrenimden yana yapmaktadırlar.” dedi. MESLEKİ ve TEKNİK EĞİTİME YÖNELİK OLUMSUZ ALGI ÇÖZÜLMELİ! Saadet Partisi’nin bu süreçle ilgili çözüm önerilerini de aktaran Bacak; “Saadet Partisi olarak çözüm önerilerimiz: Geleceğin dünyasında daha güçlü ya da daha zengin olanlar değil, bu değişikliğe uyum sağlayanların ayakta kalacağı açıktır. Bu kapsamda eğitim kurumlarına büyük görevler düşerken, özellikle mesleki ve teknik eğitimde endüstri 4.0’ı esas alan bir anlayışa geçilmesi bir zorunluluk arz etmektedir. Çözülmesi gereken en önemli sorun ise; mesleki ve teknik eğitime yönelik toplumun genelindeki olumsuz algıdır. Ancak bunu yaparken amaç, mesleki ve teknik ortaöğretimdeki öğrenci oranını arttırmaktan daha ziyade başarılı öğrencilerin mesleki ve teknik eğitime yönelmesini sağlamak olmalıdır. Bu nedenle; öncelikle meslek liselerinin, başarısız öğrencilerin gittiği veya gitmek zorunda kaldıkları okul görüntüsünden çıkarılmasına dönük politikaların geliştirilmesi elzemdir. Eğitim sisteminin ilköğretimden yükseköğretime kadar insanlara belirli mesleki beceriler kazandırmaktan ziyade, herhangi bir beceriyi hızlı ve etkin bir şekilde öğrenebilme becerisi kazandıracak bir yapıya kavuşturulması şarttır. Mesleki ve teknik eğitim dâhil olmak üzere, Türk Eğitim Sistemi’nde mevcut sınıf düzeni ve öğrenme sistemi, direksiyonunda öğretmenin oturduğu bir araçla tüm öğrencileri hedeflenen noktaya ulaştırmak şeklinde yapılandırılmıştır. Oysa Endüstri 4.0 dünyasının sunduğu imkanlar öğrencilerin ihtiyaç duydukları öğrenme araçları, programları ve teknikleri ile kendi öğrenme süreçlerini kendilerinin kontrol edebilecekleri ve değiştirebilecekleri bir sistemin gelişmesine yol açmaktadır. Bu durum doğal olarak, eğitim sisteminin en önemli aktörü olan öğretmenlerin sistem içindeki rollerinin de değişeceğini göstermektedir. Önümüzdeki süreçte rehber niteliği yüksek ve proje bazlı eğitim konusunda yetkin öğretmenlere daha çok ihtiyaç duyulacaktır. Ancak günümüzde Türkiye’de asli görevi mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarına öğretmen yetiştiren bir kurum bulunmadığı göz önüne alındığında, geleceğin öğretmenlerinin nasıl yetiştirileceği sorusu oldukça önem arz etmektedir. Bu nedenle; genelde eğitim sisteminin tüm düzeylerinde, özelde ise mesleki ve teknik öğretime öğretmen yetiştirme sisteminde, öğretmen niteliğini artırmayı hedefleyen bir yapının kurulması en temel önceliklerden biri olarak görülmelidir. Bu günlerde sınavları olan tüm öğrencilerimize başarılar, eğitim camiasına da kolaylıklar diliyorum.”
İl Başkanımızın Eski Futbolcu İsmet Karababa’yı Kabulü – 19 Haziran 2020
Dünya Fair Play Ödülü’ne sahip Türk ilk futbolcu ve Konyaspor’un eski teknik direktörü İsmet Karababa, İl Başkanımız Hüseyin Saydam ve il başkan yardımcılarımızı ziyaret etti.
İl Başkan Yardımcımız Muhammed Uzun’un Basın Açıklaması – 18 Haziran 2020
Saadet Partisi Konya İl Başkan Yardımcısı Muhammed Uzun bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Uzun, açıklamasında; “Saadet Partisi olarak ülkemizin gidişatını her yönüyle değerlendiriyor, milletimizin gözünden kaçırılan birtakım rakamları, aksaklıkları sizlerin takdirine bırakıyoruz. Millet olarak bilmeliyiz ki, iktidarın attığı yanlış adımların faturasını millet olarak hepimiz ödemekteyiz. Bu sebeple biz Saadet Partisi olarak uyarılarımız gerçekleştiriyoruz. Ülke olarak pandemi süreci öncesinde zaten kötü olan makroekonomik görünümümüz bu süreçle birlikte daha da kötüleşmiştir. Ekonomimiz dünya çapında oluşan bu salgın sebebiyle krize girmiş; atölyeler, fabrikalar, ticarethaneler, esnaf, turizm ve hizmet sektörü çalışamaz hale gelmiştir. Türkiye korona virüsün neden olduğu ekonomik krize hazırlıksız yakalanmıştır. Sanayi üretimindeki daralma Nisan 2020’de (eksi) -%30,4 olmuştur ki bu küçülme ile Türkiye, Malezya’nın ardından dünya ikincisi olmuştur. Ülkemizin lokomotifi olarak adlandırılan inşaat, tekstil ve turizm sektörleri pandemi sürecinde durma noktasına gelmiştir. Vatandaşı doğrudan ilgilendiren enflasyon artmış, geçim zorlaşmıştır. Dünya enflasyon liginde ülkemiz Sudan (%81,6), İran (%21), Nijerya’nın (12,34) ardından %11,39 enflasyon rakamı ile dördüncü sıradadır.” şeklinde konuştu. İKTİDAR, 2017 YILINDAKİ HAZİNE AÇIĞININ İKİ KATINA BEŞ AYDA ULAŞTI! ‘Biz Bize Yeteriz Türkiyem’ kampanyasına da atıfta bulunan Uzun; “İktidar vatandaşın mağduriyetini gidermek için ciddi bir destek yapamamış, bunun yerine vatandaştan yardım ve IBAN istemiş, salgın sebebiyle oluşan kriz için adres olarak bankaları, krediyi, faizi göstermiştir. Bunun sonucunda zaten var olan aşırı borçlanma daha da artmıştır. Bu kötü kriz yönetimi sonucunda vatandaş bankalara yönelmiş ve geçen hafta kredilerdeki haftalık artış %69 olmuştur. 2002 yılında bireysel kredi borcu 5,8 milyar TL iken bugün bu rakam 735 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2020 yılı Nisan ayında ilk kez kredi kullanan insan sayısı 1 milyon kişiye ulaşmıştır. Bunun 920 bini ise ihtiyaç kredisi kullananlardır. Zaten borçlu olan vatandaşın ve şirketlerin borçlarının iyice artması düşündürücüdür. Devletin borçlanması da sürekli artmaktadır. 2010 yılında 473,45 milyar TL’ olan merkezi yönetim borç stoku, 2020 yılı Nisan ayı itibariyle üç kattan fazla artarak 1.576 milyar TL’ye çıkmıştır. Hazine 2020 Mayıs ayında 19,9 milyar TL’lik borç ödemesi için 75,6 milyar liralık borçlanma gerçekleştirmiştir yani iç borç çevirme oranı ise %380’e kadar çıkmıştır. Yani 100 liralık borç ödemesi için devlet 380 lira borçlanmaya gitmektedir. Türkiye’nin brüt dış borç stoku 31 Aralık 2019 tarihi itibariyle 436,9 milyar dolar olmuş ve dış borç stokunun milli gelire oranı %59’a yükselmiştir. Ülkemizin net dış borç stoku da aynı dönemde 244,6 milyar dolara çıkmış, milli gelire oranı %32,5 olarak gerçekleşmiştir. Hazinenin nakit açığı ise Mayıs 2020’de 145,6 milyar TL olmuştur. Bu rakam 2017 yılının tamamında 60,5 milyar TL, 2018’in tamamında 70.4, 2019’un tamamında ise 130,1 milyar TL idi. Yani iktidar 2017 yılının tamamındaki hazine açığının iki katı açığı bu yılın ilk beş ayında vermiştir.” dedi. BORÇLANMA, SOSYAL YAPININ BOZULMASINA SEBEP OLUYOR! Uzun, işsizlik sayısı ve istihdam oranıyla ilgili ise; “Birtakım istatistiki hilelerle ve kelime oyunları ile bu gizlenmeye çalışılsa da işsiz sayısı artmış, istihdam oranı azalmıştır. İstihdam, 2020 yılı Mayıs ayında 1 milyon 622 bin kişi azalmıştır. TÜİK’e göre işsiz sayılmayan KOBİ, küçük esnaf ve işçiler salgın sebebiyle çalışamaz, gelir elde edemez, vergi, kira, fatura ve borçlarını ödeyemez, geçimlerini temin edemez duruma düşmüştür. Tüm bunların dışında bildiğiniz gibi borçlanma sadece ekonomik değil, sosyal birtakım sonuçlar da ortaya çıkartmaktadır. Sosyal yapıyı bozmaktadır. Suç oranlardaki, boşanmalardaki ve intihardaki artışların temel sebebi borçlanmadır.” şeklinde konuştu. BORSA-FAİZ-TAHVİL EKONOMİSİNİN SONUÇLARI AĞIR OLUR! Saadet Partisi’nin ekonomiyle ilgili çözüm önerilerini de aktaran Uzun; “Saadet Partisi olarak yıllardır ekonominin bu şekilde yönetilemeyeceğini, ‘Borsa-faiz-tahvil ekonomisi’ ile gidilirse bunun sonuçlarının ağır olacağını, Asfalt ve beton odaklı ekonominin akıbetinin kötü olacağını, KOBİ’leri ve tarım-hayvancılığı destekleyen üretim, istihdam ve ihracat odaklı bir ekonomi anlayışının öncelenmesi gerektiğini iktidara defalarca ihtar ettik. Geldiğimiz noktada sıcak para ile ithalata dayalı, borçlanma odaklı bir anlayış ile bir yere gidilemeyeceği anlaşılmış oldu. Saadet Partisi olarak oluşan bu kriz ortamından kurtulmanın yolunun şu şekilde olacağına inanıyoruz: Öncelikle ülkemizde hukuk devletinin tesis edilmesi; insanların yatırım yapabilmek için ihtiyaç duyduğu en temel şey olan devlete, hukuka ve adalete güvenmeleri sağlanmalıdır. Devlet yönetiminde her alanda ehliyet ve liyakate değer veren, işi ehline teslim eden bir anlayış hâkim olmalıdır. Planlı kalkınma modeline geçilmeli, Devlet Planlama Teşkilatı’na yeniden işlerlik kazandırılmalıdır. Üretimi, istihdamı ve ihracatı önceleyen ve destekleyen bir anlayışa geçilmelidir. Salgın sebebiyle oluşan mağduriyetleri gidermek için her bir vatandaşımıza ayrım yapmaksızın 1.000 TL direkt yardım yapılmalıdır. Salgın sebebiyle en çok zarar gören sektörler olan hizmet, turizm, lojistik, restoran-kafe gibi işletmelere yönelik faizsiz destek paketleri hızlıca açıklanmalıdır. Tarım ve hayvancılık sektörü, temel girdileri olan elektrik, mazot, ilaç, gübre ve tohum üzerinden ‘sıfır faiz ve sıfır vergi’ anlayışı ile desteklenmelidir. İstihdamın büyük kısmının KOBİ’ler tarafından karşılandığı dikkate alarak KOBİ’lere yönelik istihdamı artırıcı teşvikler verilmelidir. Yıllardır ülkemizin ve milletimizin selameti için üzerinde hassasiyetle durduğumuz bu konuları iktidara buradan tekrar hatırlatıyor, zaten var olan ve salgın sebebiyle biraz daha artan bu kriz ortamından ülke olarak en az zararla çıkmayı temenni ediyoruz.” dedi.
Haziran Ayı Kulu İlçe Divan Toplantısı – 15 Haziran 2020
Saadet Partisi Kulu İlçe Divan Toplantısı, koronavirüs tedbirlerine riayet edilerek ilçe teşkilatında gerçekleştirildi. Toplantıya Saadet Partisi Konya İl Başkanı Hüseyin Saydam, İl Başkan Yardımcısı Sinan Toprak, İlçe Müfettişi Mehmet Altındağ, İlçe Başkanı Cihangir Yazıcı, 2019 Yerel Seçimleri Kulu Belediye Başkan Adayı İhsan Gökçe ve teşkilat mensupları katıldı. TÜRKİYE İLERLEMİŞ GİBİ GÖSTERİLEREK 70’LERİN DE GERİSİNE GİTTİ! Saadet Partisi Konya İl Başkanı Hüseyin Saydam, toplantıda gerçekleştirdiği konuşmada; “AK Parti bizim geçmişte uğraşlar vererek ahlak ve maneviyat üzerine ortaya koyduğumuz siyaseti yok ettiği gibi daha da geriye gitmeyi başardı. Oluşturduğumuz ahlak temellerini tamamen yok ettiler. Türkiye ileriye gitmiş gibi gösterilerek 70’lerdeki ekonomik ve siyasi durumun daha da gerisine gitmiştir. Dikkat ediniz son 10 yıldır neyi konuşuyoruz? Güya kendilerinin muhafazakâr, mütedeyyin olduğunu iddia eden iktidar döneminde, maaşlı trolleri konuşuyoruz, zinayı konuşuyoruz, faizi konuşuyoruz, LGBT’yi konuşuyoruz, aile içi şiddeti konuşuyoruz, hukuksuzlukları, hak gasplarını konuşuyoruz. Ve bu konuştuğumuz kavramların zirve yaptığı dönemi yaşıyoruz. Hiçbir meselemiz düzeltilmiş değil. Halbuki biz millet olarak bu meseleleri çoktan aşmış, inancına, örf adetlerine uygun bir toplum haline gelmiş olmamız gerekirdi. Bunun sebeptendir ki bugün Saadet Partisi’ne her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.” dedi. EĞİTİM SİSTEMİ ÜRETİME KATKI SUNMUYOR! İktidarın örgün eğitim sisteminde bile başarılı olamadığı söylen Saydam; “Aynı şekilde eğitim açısından bakacak olursak bir süreç geçirildi ve uzaktan eğitim adı altında çocuklarımıza bir şeyler verilmeye çalışılıyor. Yahu siz daha örgün öğretim de düzgün bir eğitim veremediniz ki uzaktan eğitimde ne vereceksiniz. Şu anda eğitimin hali ortada. Hepimiz görüyoruz. Milyonlarca çocuk sınava giriyor, binlercesi sıfır çekiyor, hiç soru yapamıyor. Başarı sağlayıp üniversite okuyanların büyük bir çoğunluğu da iş bulamıyor. İşlettiğiniz eğitim sisteminiz üretime hiçbir katkı sağlayamıyor. Gençlerimiz işsizlik sorunu yaşarken, sanayicimiz de işsizlik veya kalifiye eleman sorunu yaşıyor. Yani eğitim sistemi ile üretimin soketleri birbirini tutmuyor. Mezun olan öğrenciler üretime dönemiyor. On iki yıllık kesintisiz eğitimle birlikte ise usta, kalfa, çırak gibi kalifiye eleman sisteminin de önü kesilmiş durumda. Çocuklarımız artık endişe içerisinde büyüyorlar. Ayrıca eğitim bir disiplin işidir. Şu an için öğretmenlerimiz ve idarecilerimiz de bir takım yönergelerle itibarsızlaştırılmış durumda. Hiçbir yaptırım güçleri yok. Haliyle geleceğimiz heba oluyor, vakitler boşa geçiyor.” dedi. YİNE TROLLENDİK SANKİ! İşsizlik rakamlarının bilerek oynandığını belirten Saydam; “Bakınız daha birkaç gün önce işsizlik rakamları açıklandı. Eğer işin arkasını araştırmasak, haberleri doğru kaynaklardan takip etmesek kaşla göz arasında hepimizi uyutacaklar. İçerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinde ekonomik paketler açıklandı. Bu paketler çerçevesinde 3 ay işçi çıkartmak yasaklandı ve 3 ay daha uzatıldı. Ancak bu süreçte AVM’ler, kafeler, lokantalar, kuaförler, tekstil ürünleri satan yerler, çarşılar, pazarlar ve daha birçok yer kapalı kaldı. Buralarda çalışan insanlar işsiz kaldı. Sanayiler çalıştı ama onlar da işçisini üçte bir oranda azaltarak çalıştılar. Ancak bunun içerisinde işsizlik Mart ayında %0,9 azalmış şeklinde açıklanıyor. Öyle bir durumdayız ki her şey gözümüzün önünde gerçekleşirken yine kandırılıyoruz sanki. Tabii ki her şey kâğıt üzerinde ayarlandığı için bu rakamlar bize açıklanmadan önce 10 tane TÜİK Bölge Müdürünün de görevlerinden alınması da bize manidar geliyor. Ama biz biliyoruz ki üniversite mezunlarımızın bile birçoğu şu anda işsiz. Öğretmenlerimiz, mühendislerimiz işsiz.” şeklinde konuştu. HAK VE ADALET NEREDEYSE, BİZ ORADAYIZ! Saydam, konuşmasının son bölümde ise; “Bugün baktığımız zaman AK Partili arkadaşlar, bayrak inmeyecek, ezan susmayacak, Ayasofya açılsın gibi dini ve milli hassasiyetlerimizi gündeme getirerek yine bir algı peşindeler. Bunların sadece konuşulması yetmez, icraat gerekir. Kürsüde konuştuklarınızı icraata dökün. Güya dini hassasiyetleri olduğunu söyleyenlerin iktidarında trollük diye bir şey ortaya çıktı. Ne demek trol? Kandırmak demek. Bu dönemde ortaya çıkan bir kavram. Yalanın, kandırmanın inancımızda yeri yoktur. Biraz söylediklerinizde samimi olun. Bugün iktidar bizim durduğumuz yerden rahatsız oluyor. Sanki dünya görüşü olarak aynı şeyleri savunuyormuş havası vererek diyorlar ki; “Siz niye orada duruyorsunuz? Niye bizim yanımızda değilsiniz” diyorlar. Kusura bakmayın ama biz milleti trolleyenlerin, kandıranların yanında duramayız. Biz, hak ve adalet neredeyse orada dururuz. Bugün kim mazlum ve mağdursa, geçmişte bize zulmedenlere bile, kin ve husumet beslemeden, hiç kimseyi ayırmadan ilkelerimiz doğrultusunda, hak bildiğimiz ölçülerde savunmasını yaparız. Çünkü biz gücün ve güçlünün değil, Hakk’ın üstün tutulmasını savunuyoruz.” şeklinde sözlerini ifade etti. Toplantı, İl Başkanı Hüseyin Saydam’ın konuşmasının ardından rapor müzakereleriyle devam etti.
Genel Başkanımızın Basın Toplantısı – 08 Ocak 2020
Genel Başkanımızın Basın Toplantısı – 08 Ocak 2020
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun gündeme dair değerlendirmeleri: 2020 yılının ilk basın toplantısını düzenliyoruz. 2020 yılının, hepimizin geleceğe umutla baktığı, sıkıntılı günleri geride bıraktığı bir yıl olmasını ümit ediyorum diye başladım; ama ne yazık ki; bu sabah hepimizi derinden endişelendiren bir takım gelişmeler oldu. Hem ülkemizin, hem bölgemizin, hem de dünyanın geleceği için ciddi sıkıntılara gittiğimizin işaretleri belirmeye başladı. Hâlbuki biz; 2020 yılı, barışın, huzurun ve adaletin hâkim olduğu, karşılıklı saygı, anlayış ve hoşgörünün galip geldiği bir yıl olmasını; bütün insanlık için daha güzel bir dünyanın, yaşanabilir bir Türkiye’nin vesilesi olmasını arzu ediyorduk. BÖLGEMİZ YENİ BİR KAOSA SÜRÜKLENİYOR Ne yazık ki; 2020’nin ilk günlerinde anlaşıldı ki, yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünyada tansiyon giderek daha fazla yükselecek. Libya’da yaşanan son gelişmeler ve Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından endişelerimiz giderek artmaktadır. Bu gece, İran’ın, ABD’nin Bağdat’taki Hava Üssü’nü vurması çok önemli bir hadise olarak tarihe geçti. Burada dikkatimi çeken husus, ABD’nin Bağdat’taki üssünün Patriotlar tarafından korunmamış olması ihtimal dâhilinde değil. Patriotlar bu saldırıyı önleyemedi, geçmişte Patriotlarla ilgi kanaatlerimiz haklı çıkmış oldu. ABD’nin üsleri dünyanın 80 ülkesinde, Müslüman ülkelerinde ve 400’den fazla üsleri var, buralar demek ki ABD’nin zannettiği kadar güvenli değil, bu anlaşılmış oldu. Bir devletin başka bir devletin üst makamlarındaki bir görevlisini ister asker olsun, ister sivili suikastla katletmesi bir suçtur! Bu hem uluslararası kurallara göre bir suç, hem de ABD’nin yasalarına göre suç! Bu gelinen noktada, ABD, eğer dünyada itibarını korumak istiyorsa, eğer savaş çıkmasın istiyorsa Trump’ı azletme ihtimali var. Trump’ın bu dengesiz gidişatı ABD için de bir tehlike oluşturuyor. ABD’nin kendisine çeki-düzen verme ihtiyacı vardır. Düşünmeyenler, düşünmeden karar verenler, şahsi inisiyatiflerini, kendi ülkelerinin menfaatlerinin önünde görenler hem kendilerine, hem dünyaya zarar verirler, bu bilinmelidir. Ümit ediyorum ki; bu hadise burada sonlandırılmış olsun. Bu arada Tahran’da bir Ukrayna uçağının da düşmüş olması, yeni bir endişe oluşmasına sebep oldu. Uçak Boeing 737, sıkıntılı bir uçak. Uçak kalkar kalkmaz ateş topuna dönmüş, parçası bile kalmış mı belli değil! Teknik bir arıza gibi anlaşılıyor. İçerisinde farklı milletlerden insan vardı, ister istemez endişeye sebep olmuştur. Ümit ederim ki; dünyadaki tüm ülkeler daha temkinli olurlar. Aklı dengesini yitirmiş, hırs küpü olanlar dediklerimizi anlamayabilirler. Bugüne kadar atılan yanlış adımlar, problemleri giderek daha fazla derinleştirmiş, bölgemiz başta olmak üzere dünyada bir kaos ve çatışma ortamı oluşmuştur. Biz Saadet Partisi olarak; geç de kalınsa yapılan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” anlaşmasını önemli bulduğumuzu ve desteklediğimizi ifade etmiştik. Mesele asker gönderme konusuna gelince de bu konuda çekincelerimizi kamuoyu ile paylaşmış, esas olanın bu endişelerin dikkate alınarak bundan sonraki politikaların yürütülmesi gerektiğini belirtmiştik. Ancak geldiğimiz durum itibariyle; tezkere Meclis’ten geçti. Ümit ediyorum ki; Libya, durduk yere kan gölüne dönmez! Bu nedenle bir kez daha uyarılarımızı yapmayı vazife kabul ediyoruz. Bundan sonraki süreçte; -Atacağımız adımlarda her zamankinden daha fazla dikkatli olmalı, -Yeni kaoslara sebebiyet verecek tutumlardan uzak durmalı, -Çatışmalarda taraf olmaktan kaçınmalı, provokasyonlara dikkat etmeli, -Sağduyu ve tüm taraflarla diyalogdan asla vazgeçmemeli, -Dönemsel çıkarları değil, uzun vadeli istikrarı dikkate almalıyız. Şartlar ne olursa olsun, barış için, diplomatik kanallar sonuna kadar zorlanmalı, Sadece Libya’da değil tüm bölgede barış ve istikrar ortamının silahla değil taraflar arasında yapılacak diyalog ve müzakere ile sağlanacağı asla unutulmamalıdır. SURİYE’DE YAŞANANLARDAN DERS ÇIKARMALIYIZ! Bu hadiseler birden bire ortaya çıkmadı! Bundan 18 yıl önce bu bölge sadece Filistin meselesi ile ilgileniyordu. Unutmayalım ki; BOP’un uygulanabilmesi için ilk adımı ABD’nin Irak’ı işgalidir. Ardından Suriye meselesi çıktı. Suriye kan gölüne döndü, şehirler tarumar edildi, kardeş kardeşi katletti. Şimdi de Libya! Hâlbuki biz, arabulucu olabiliriz, biz ağabeylik yapabilirdik! Çünkü Türkiye, Ortadoğu’daki ülkelerin içinde her şeye rağmen en gelişmiş ülke, hem NATO müttefiki, hem de İslam İşbirliği’nin dönem başkanı. Şimdi aslında Sayın Cumhurbaşkanı’nın alelacele birlikte ülkelerin başkanları ile bir araya gelmesi gerekir. Tek başına çıkışlar, kahramanlık kimseye fayda sağlamaz. Hele de, bir devlet ileri geleninin söylediği gibi; sonunu düşünmeden karar almak kahramanların işiymiş! Allah akıl, fikir versin! Sonunu düşünmeden karar almak bir devlet adamına yakışmaz! Trump kahraman oluyor, ama 10 para etmez dünya nezdinde! Bundan dolayıdır ki; Suriye’de iç savaşa müdahil olmanın ortaya çıkardığı durum ve edinilen tecrübenin ışığında, Türkiye’nin, Libya konusunda attığı her adımın bir değil, bin kez düşünülmesi gerekmektedir. Temennimiz ve duamız; Bağdat ve Trablus’un, Halep ve İdlib gibi olmamasıdır! Bugüne kadar yaşadıklarımızı ve yaşanan acı tecrübeleri göz önünde bulundurarak, bundan sonraki süreçte daha dikkatli, kararlı ve tutarlı bir dış politika belirlemeliyiz. İsmet Özel’in ifadesiyle; “Eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra bildiklerimiz hiç işe yaramayacaktır.” İsabetli ama üzücü bir tespit! ADALET OLMADAN OLMAZ! Bizim problemlerimiz daha fazla. Bizim önce iç barışı tesis etmemiz gerekmektedir. Allah aşkına, bir kucaklaşmayı deneyelim. Bunu Sayın Cumhurbaşkanı birkaç kez denedi, ama hep göstermelik oldu. Bu böyle laf olsun diye yapılan bir kucaklaşma ile olmaz. Biz bu memlekette birlikte yaşayacağız. Adalet olmadan olmaz! Adalet olmadan ne huzur, ne barış, ne de güven olur! Dilimizde tüy bitti, ama söylemekten vazgeçmeyeceğiz! Bu memleket bizim, hepimizin! Trollere bakmayın! Para karşılığında insanlara küfredenlerin on paralık kıymeti yoktur. Maalesef, şu anda bir takım medya bile troller gibi hareket ediyor, bu olmaz! Güzel ahlak olmadan olmaz! Şunu görüyoruz; toplum giderek sözlerimize kulak veriyor. YENİ YILA YENİ ZAMLARLA UYANDIK! Ekonomi gündemi yeni yılda da ilk sırada yer alıyor, diğer tüm problemler, ekonomik sorunlar yanında gölgede kalmış durumdadır. Herkes günlük ihtiyaçlarını karşılayamamaktan mustarip! Milletimizin şu anda ilk sorunu nedir diye sorsak; cevabı çok net: -Ekonomi, ekonomi, ekonomi! Ekonomide plansızlığın acı faturasını milletimiz ödüyor, çünkü bu fatura, milletimizin cebine, mutfağına yansımış, çarşı-pazar fiyatları her gün daha fazla can yakar hale gelmiştir. Yeni yılla birlikte yeni zamlar da hayatımıza girdi. Osmangazi Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücretlerine yeni yılda yüzde 14 zam yapıldı. Asgari ücretliye, emeklilerimize, memura, işçiye kaşıkla verilen zamlar, daha yılın ilk gününden itibaren kepçeyle geri alındı. Pazarda, markette fiyatlar ateş pahası. Millet faturalarını, kirasını ödeyemiyor, kredi kartları borçları almış başını gidiyor. Sürekli gelen zamlar, insanımıza nefes aldırmıyor. Durum öyle bir noktaya geldi ki; market yetkilileri, sürekli gelen zamlardan dolayı, etiket değiştirmek için özel personel istihdam etmeye başladıklarını söylüyor. Allah bize yardım etsin! SİBEL ÜNLİ İNTİHARI Tüm bu zamların yanında, İstanbul Üniversitesi’nin yemekhanelerde aldığı karar ve bu karara, zamlara tepki gösteren öğrencilerimizin yaşadıklarına da değinmek istiyorum. Zaten bin bir türlü güçlükle mücadele
Genel Başkanımızın İl Başkanları ve Müfettişleri Toplantısı Gündem Değerlendirmesi – 04 Ocak 2020
Genel Başkanımızın İl Başkanları ve Müfettişleri Toplantısı Gündem Değerlendirmesi – 04 Ocak 2020
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen il başkanları ve il müfettişleri toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü Komutanı Süleymani ve el-Mühendis’in ABD Başkanı Trump’ın emri ile öldürüldüğünü belirten Karamollaoğlu, “ABD adeta harp ilan eder gibi, hem uluslararası hukuku çiğneyerek, hem de doğrudan doğruya kendi anayasalarını ihlal ederek, Trump’ın emri ile İran Devrim muhafızları ordusu Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’yi ve el-Mühendis’i bir füze saldırısıyla katletti, şehit etti. Bugün dünyanın başının en büyük dertlerinden herhalde bir tanesi, hatta en büyüğü ABD’nin Trump başkanlığında dünyanın belası haline gelmesi.” diye konuştu. DOĞU TÜRKİSTAN’A SAHİP ÇIKMALIYIZ Türkiye’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Doğu Türkistanlı Müslümanlara sahip çıkmasını isteyen Karamollaoğlu, “Kamplara doldurulmuşlar, inançlarından uzaklaştırılıyorlar. Ailelerin yanına güya eğitici maksadıyla mutlaka bir erkek veriliyor. Arkasından diyorlar ki ‘aslında bu bir eğitim.’ Öyle eğitim olmaz olsun. Böyle eğitim düşman başına. Allah yardımcımız olsun, buradaki kardeşlerimize yardım etsin. Fertler olarak bizim üzerimize düşen bir vazife var. Gücümüzün yettiği kadarıyla bütün Çin mallarına tahdit koymalıyız, satın almamalıyız.” diye konuştu. İKTİDARI, LİBYA’DA İÇİN UYARMAK VAZİFEMİZDİR Türkiye’nin, Libya’ya asker göndermek için çıkardığı tezkereye ilişkin görüşlerini de açıklayan Karamollaoğlu, “Biz prensip olarak Libya’ya asker göndermesinin gerektiği bir noktada elbette askerin gönderebileceğini düşünürüz. Saadet Partisi olarak Irak’ta uyardığımız gibi Libya’da da arkadaşlarımızı uyarmayı bir vazife biliyoruz.” ifadesini kullandı. BARIŞ SİLAHLA DEĞİL DİYALOG İLE MÜMKÜN Karamollaoğlu konuşmasının devamında Libya’da kalıcı bir barışın silahla değil, taraflar arasında diyalog ve müzakere ile sağlanabileceğine işaret etti. Bölgedeki tüm gelişmelerin Büyük Orta Doğu projesi için yaşandığını savunan Karamollaoğlu, İslam coğrafyasının da bu planı idrak edip bu planın gerçekleşmesine mani olması gerektiğini kaydetti. Karamollaoğlu, 2021 yılında erken bir seçime gidileceğini ileri sürerek, partisinden bu seçime hazırlıklı olmasını istedi.