2018 yılının Şubat Ayı İl Başkanları ve İl Müfettişleri toplantısını yapıyoruz. İnşaallah bu sene de Ekonomik İşler Başkanlığı olarak her ay raporlarımızı hazırlayıp sizlerin istifadesine sunacağız. İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
2018 Erbakan Haftası Programı | 28 Şubat 2018
Prof. Dr. Necmettin Erbakan vefatının 7. sene-i devriyesinde Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı tarafından düzenlenen bir programla anıldı. Bayır Diamond Otel’de düzenlenen programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcıları Lütfi Yalman ve Yılmaz Bayat konuşmacı olarak katıldı. Programa ayrıca Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyeleri Hasan Hüseyin Öz ve Necati Eroğlu, İl Başkanı Hasan Hüseyin Uyar, MİLKO temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programın açılışında konuşan Saadet Partisi İl Başkanı Hasan Hüseyin Uyar, “Programımızın ana teması ‘Ahlak, adalet ve barış’tır. Hocamız ilk harekata başlarken, ‘Önce ahlak ve maneviyat’ derken sadece ülke insanının değil, tüm insanlığın saadet ve selametini gerçekleştirecek, zulmü ortadan kaldıracak, barış ve insan haklarına dayalı adil bir düzen hedefledi” dedi. İNSANLIK ADİL DÜZEN İLE KURTULACAK “Bir toplumda ahlak olmadığı zaman o toplumlar ekonomik, siyasi ve başka alanlarda çöker” diyen Uyar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm peygamberler ahlakı tamamlamak için göndermişlerdir. Toplumlar ekonomik olarak çöküp ayağa kalkabilir fakat ahlak çökmüş ise o toplumun ayağa kalkması zordur. Adalet’in hüküm sürmediği toplumlar da yozlaşır. Adaletin sağlanması için de ahlakın referans alınması lazım. Adalet kavramı herkese göre değişir. Erbakan Hocamız adalet meselesinde en temel düstur olarak İslam’ı ortaya koymuştur. İslam’ı referans almayan hukuk sistemleri insanlığa çözüm üretemezler. Temamızdaki üçüncü kavram ise ‘Savaş değil, barış’. Adalet olmadan, barış da sağlanmaz. Toplumsal barış için toplumda hak, adalet ve hukukun hakim olması lazım. Adil düzen sistemi bu üç sacayağı üzerine oturmuştur. Tüm insanlığın saadet ve selameti Adil Düzen ile sağlanacaktır.” ENGELLERLE KARŞILAŞTI AMA YILMADI Daha sonra söz alan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Lütfi Yalman, “Erbakan Hocamız yola derviş olarak çıkmıştı. Erbakan Hocam sıradan bir insan değildi. Bu davaya katılışı da sıradan değildi, görevlendirilmişti. Gümüşhanevi dergahında başlıyor, Abdülaziz Bekkine Hazretleri ile devam ediyor, Mehmet Zahit Kotku Hazretleri ile sürüyor. Erbakan Hoca hadis hafızı denilince çok şaşırmıştım. Sonra öğrendim ki Abdülaziz Bekkine Hazretleri hadis tercüme ederken hep Erbakan Hocamız ile çalışmışlar. Hocamızın evvabin namazını geçirdiğini hiç görmedik. O dünyadaki tüm ulema ve meşaiki tanıdığına şahit oldum. 2005’te Dünya Müslüman Gençler Birliği toplantısı yapmıştık. Fildişi sahilinden gelen kişiler oralardan selam getirdi, hepsini tanıyordu. Ve hepsi kendisini bir cihad emiri olarak tanıyordu. O bir mücadele adamıydı. Mücadelesine üniversite yıllarında başlamıştı. Kimlere bir şeyler anlatabiliriz, kimlerle çalışabiliriz diye çalışıyordu. Hocamız her zaman engellerle karşılaştı. Gümüş Motor’u kurdu, engellerle karşılaştı. Ama yılmadı. Odalar Birliği mücadelesi sonrası büyüklerinin de tavsiyesi ile siyasete atılmaya karar verdi. ‘Bize vazife verildi’ derdi. MNP, MSP kapatılıyor, mücadeleye devam. Refah Partisi kapatılıyor, Fazilet Partisi kapatılıyor, mücadeleye devam. Sonra bir de trilyon iftirası atıldı. Şunu gördük, tüm bu mücadeleler sırasında hocamız hiçbir zaman geri adım atmadı. Düşüncesinden ve inancından taviz vermedi. Atılan iftiralar karşısında bizim öfkelendiğimizi felan görünce gülerdi. Bu çileler sırasında onun yüzünün sertleştiğini, sesinin tonunun değiştiğini görmedik.” HER BAHAR BİR ÇİÇEKLE BAŞLAR “Erbakan Hoca hakkında açılan davalarda hep ‘Müslümanlık’ ile suçlandı” diyen Yalman, şöyle konuştu: “Kendisine mahkemede şeriat ile ilgili soru sorulduğu zaman, ‘Sizin söylediğiniz bu kelimenin benim başımın üstünde yeri var’ demiştir. Hiç inancından taviz vermedi. Önüne çok engeller çıktı, ama o ‘Bir çiçekle bahar olmaz ama, her bahar bir çiçekle başlar’ demiştir. Hiçbir sıkıntısı ile ilgili de bir şikayette bulunmamıştır. Sıkıntıları metanetle karşılamış, ‘Bu tarihin içinde bir nokta kıymetindedir. Tabelaları değiştiririz, yolumuza devam ederiz’ demiştir. MSP kapatıldı, hapse girdi, İhvanı Müslimin liderleri hocamıza geçmiş olsun ziyaretine geldiler. Mustafa Tahhan Bey anlattı, ‘Hocamızdan sıkıntıları, şikayetleri duymayı beklerlerken, hiçbir şikayette bulunmadan, çekmeceden dosyayı çıkardı, kaldığımız yerden çalışmalara devam edeceğiz, şu şu çalışmaları yapacağız. Siz de çalışın, devlete talip olun, şu çalışmaları yapın’ dedi. Asla yenilgiyi kabul etmezdi. Güreş yapsa, sırtı yere gelse, ‘sırtımı sağlama aldım’ derdi.” SEMBOLLER ÖNEMLİDİR Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Bayat da konuşmasında Erbakan Hoca’nın çeşitli hatıralarını aktardı. “Hocamız Türk siyasi hayatına pek çok şey kazandırdı” diyen Başat, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk defa bir Başbakan besmele ile tesis açmıştır. MSP kurulduğu zaman, bize ‘Selamünaleykümcüler’ derlerdi. Hocamız selamın yayılmasında önemli bir görevi başardı. Hocamız çok nazikti. Ceketinin düğmesinin açık olduğunu görmezdiniz. Hep gülümserdi. En zor şartlarda bile yüzü asık görülmezdi. Fakat teşkilat toplantılarında da eğer bir görev yapılmamış ise, ‘Seni kemik makinasına atıp kemiklerini kıtır kıtır kırmak lazım’ derdi. ‘Ben’ kelimesini hiç kullanmazdı. Hocamız sembollere çok önem gösterirdi. İlk defa İslam Dış İşleri Bakanları toplantısını Topkapı Sarayı’nda yapmıştı. Orada bir yemek verdi. O yemekte mikrofonun koyulduğu bir taş var. Konuşmasında ‘Bu taş İslam orduları buradan sefere giderken sancak bu taşa dikilir ve orduya teslim edilir, ordular sefere gönderilir’ demişti. Bir sembol ile daha karşılaşıyoruz; geçtiğimiz yıllarda Avrupa Birliği Anayasası, İtalya’da Roma’da hükümet yetkililerimizce imzalanmıştı. Nerede imzalandı? Papa heykelinin altında imzalandı. Semboller son derece önemli. İşlerimizi görürken bu sembollere önem göstermeliyiz.”
2018 Erbakan Haftası Programı | 28 Şubat 2018
Genel Başkanımızın Haftalık Gündem Değerlendirmesi | 28 Şubat 2018
Genel Başkanımızın Haftalık Gündem Değerlendirmesi | 28 Şubat 2018
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Gündemin en sıcak konularını değerlendiren Karamollaoğlu, 28 Şubat Darbesi, ittifak görüşmeleri, FETÖ ile mücadele, hukuk sistemi ve Zeytin Dalı Harekatı’na ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. ERBAKAN UFUK AÇAN BİR LİDERDİ Partisinin genel merkez binasında basın toplantısı düzenleyen Karamollaoğlu, konuşmasına, Şubat ayının yakın tarihimiz açısından çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “27 Şubat tarihinin Türkiye’nin milli ve manevi kalkınmasına öncülük etmiş, İslam dünyasına ufuk açmış, yön çizmiş bir büyük liderin, Erbakan’ın vefatının 7. yıldönümü. Diğeri ise 28 Şubat. Ülkenin geleceğine ipotek koymuş, antidemokratik kirli bir darbenin 21’inci yılıdır” ifadelerini kullandı. 28 ŞUBAT’TA MİLLETİN EMEĞİ ÇALINDI Karamollaoğlu, cumhuriyet tarihinin darbelerle tarihi olduğuna vurgu yaparak, “60 ihtilali, 71 muhtırası, 80 darbesi, 28 Şubat postmodern darbesi ve son olarak 15 Temmuz hain kalkışmasıdır. Demokratik hayatımız neredeyse her 10 yılda bir darbelerle kesintiye uğratılmıştır. Ama tüm bu darbelerin içinde en sinsi ve en kirli olanlarından birisi 28 Şubat darbesidir. Çünkü 28 Şubat darbesi ile sadece demokrasi değil bu milletin, bu ülkenin geleceği çalınmıştır. Çalışanın emeği, fakir fukaranın ekmeği çalınmıştır. Topyekûn bir milletin umudu, gelecek hayalleri çalınmıştır. Çünkü ne irtica, ne şu, ne bu 28 Şubat’ın iki sebebi vardır. Biri, rantiyecilere giden hortumun kesilerek, milletin hakkının millete aktarılması. Diğeri ise D-8’lerin kurulmasıdır. Birincisi içerideki işbirlikçi rantiyeyi, diğeri de dışarıdaki emperyalistleri rahatsız etmiştir” diye konuştu. 28 ŞUBAT SONUÇLARI KADAR AĞIR VE AHLAKSIZDIR 28 Şubat darbesinin siyasi sonuçlarından çok ekonomik sonuçlarının ağır olduğunu hatırlatan Karamollaoğlu, konuşmasına, şöyle devam etti: “Ekonomik sonuçları en az siyasi sonuçları kadar ağır ve ahlaksızdır. Örnek olsun diye sadece bir rakam vermek istiyorum; 28 Şubat irtica yaygarasının altında, 22’si özel 4’ü devlet bankası olmak üzere tam 26 tane bankanın içi boşaltılmıştır. Sadece bu soygunun millete maliyeti 50 milyar doların üzerindedir. Ne demek 50 milyar dolar! Daha iyi anlaşılsın diye bir kıyas yapmak istiyorum. SEKA ‘ları sattık. Tekel ‘i Telekom ‘u, Tüpraş’ı, Petkim’i sattık. 119 anonim şirketi ve 216 işletmeyi sattık. Onlarca limanı, tersaneyi sattık. Şimdi elde kalan son fabrikaları, 14 Şeker fabrikasını da satılığa çıkardılar. Peki, tümünden elde edilen ve edilecek gelir ne kadar? 50 milyar dolar etmiyor.” KİMSE KİMSEYİ KANDIRMASIN Karamollaoğlu, 28 Şubat’la hesaplaşıyoruz diyenlerin Erbakan’ın yolundan gidiyoruz diye kimseyi kandırmayacağını ifade ederek, şunları kaydetti: “Kimse kimseyi kandırmasın. 28 Şubat’la hesaplaşmak bankalardan bir gecede 50 milyar doları hortumlayanların yakasına yapışmakla olur. 28 Şubat’la hesaplaşmak, 1 yılda faize 70 milyar ödemekle değil, tıpkı Erbakan gibi 1 yılda Denk bütçe yapmakla olur. 28 Şubat’la hesaplaşmak ABD ile ortak mekanizma kurmakla değil. D-8’lere sahip çıkmakla olur. 28 Şubat’la hesaplaşmak şeker fabrikalarını haraç mezat satmakla değil, 14 şeker fabrikası daha yapmakla olur. Atanamayan öğretmeni atamakla olur. Emekliyi, asgari ücretliyi, taşeron işçiyi açlığa mahkûm etmekle değil milletin hakkını millete vermekle olur.” İSTİKRARLI BİR GERİLEME VAR Hukuk sistemi ile ilgili eleştirilerde bulanan Karamollaoğlu, “ Adalet gibi böylesine önemli bir konuda tablo ne? ‘Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre; Türkiye 2014’te 113 ülke arasında 59’uncu sırada iken 2015’te 80’inci sıraya, 2016’da 99’uncu sıraya, 2017 yılında ise 101’inci sıraya gerilemiş. Hani iktidar hep ‘istikrar, istikrar’ diyor ya. Gerçekten bu konuda tam bir istikrar var. Türkiye istikrarlı bir şekilde geriliyor” diye konuştu. HÜKÜMETİN BU KONUYU ARAŞTIRMALI Mersin’de yapılan bazı tutuklamalarla ilgili Saadet Partisi’ne çok ciddi ve vahim bilgilerin ulaştığını söyleyen Karamollaoğlu, “FETÖ şüphelisi olarak gözaltına alınan hanımların başörtülerinin zorla alındığı, başlarının zorla açtırıldığı iddia ediliyor. 28 Şubat’ta içeri alınanlara böyle bir şey yapılmamıştı. Üniversitelerde yapıldı ancak bu kadar ileriye gidilmedi. Sadece ibadet etmek istediklerinde kendilerine verildiği belirtiliyor. Nezarethane 24 saat gözetim altında. Erkek güvenlik görevlileri tarafından takip ediliyor. Başka iddialarda var ama şimdilik çok fazla detaya inmek istemiyorum. Bu iddialar doğru mu? Zorla başörtüsü çıkarma sadece Mersin’deki gözaltılara ait bir uygulama mı yoksa Türkiye genelinde yaygın bir durum mu? Güvenlik gerekçesi ile alındığı söyleniyorsa etek, pantolon, gömlek, tişört değil de sadece başörtüsü mü güvenlik açısından tehlike oluşturuyor? Bizim sözlerimiz her zaman hükümete uyarı mahiyetindedir. Bir gerçeği gün yüzüne çıkarmak için söylüyorum. Eğer bize yanlış bilgi ulaştıysa hükümetin biran önce buna ilişkin inceleme başlatmasını istiyoruz. Sonuna kadar konunun takipçisi olacağız” diye uyardı. PİNPON TOPU GİBİ OYNUYORLAR Hükümetin OHAL’leri ve KHK’ları FETÖ’ya dayandırarak sürekli yenilediğini söyleyen Karamollaoğlu, “Aslında tam olarak mücadele edilemediğini görüyoruz. Böyle sinsi bir hareketle böyle mücadele edilmez. Pinpon topu ile oynar gibi hükümetle oynuyorlar. Kim onlar 15 Temmuz Darbesi’ni planlayanlardır. Hükümet bu durum kaşsında ne yaptığının farkında değil. Binlerce on binlerce masum insanı mağdur ediyor. Mersin’de karşılana hadise de budur. Bunun hükümete bir fayda sağlamadığı da görülüyor. Bunu kim planlıyor. Bunu çözmeden FETÖ ile mücadelede başarılı olunamaz” diye uyardı. BİRLİK VE BERABERLİĞİ ARTIRMALIYIZ Karamollaoğlu, Afrin’de devam eden Zeytin Dalı harekâtının 40’ıncı güne girildiğini hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Allah askerimizin ve milletimizin yardımcısı olsun. Hiç şüphe yok ki; ülke olarak tarihin en kritik, en hassas dönemlerinden birini yaşıyoruz. Dört bir yandan kuşatma altındayız. Türkiye üzerinde emelleri bulunan herkes adeta fırsat kolluyor. Bu kuşatmayı kırmanın ilk şartı milletimiz içinde birlik ve beraberliği sağlamaktır. Huzur, adalet ve kardeşliği sağlayacak adımları atmaktır. Bin düşünüp bir konuşmaktır. Hükümetin uluslararası sahada bulanan ve aynı tehlikede olan ülkeleri bir araya getirmesidir. Bu zor bir durumdur. Ancak yapılabilir. Hükümete fayda sağlar. Erbakan hocamız zamanında D8 ile bunu yapabilir.” İLKELER İTTİFAKINA ÖNEM VERİYORUZ Basın mensuplarının ilkeler ittifakına ilişkin sorularına yanıt veren Karamollaoğlu, “Herkesin bloklaşmaya götürecek bir zihin aritmetiği yapıyor. Biz aslında açıkça söylüyoruz. Siyasette ittifaklar ilkeler üzerinde yapılmalıdır. Projeler, stratejiler üzerinde yapılmalıdır. İktidara geldiğimizde biz problemleri nasıl çözeriz bunu üzerinde ittifak yapmalıyız. Dış politika, ekonomi, tarım, sanayi, hayvancılık, eğitim ve hukuk problemlerinin nasıl çözüleceği konusunda anlaşması gerekiyor. Ancak bu bir platform üzerinde partilerin fikirlerini ve düşüncelerini ifade edebilirler. Sadece ifade etmekle kalmaz karşı fikirleri de dinler. Bundan dolayı biz ayrıştırmadan, kutuplaşmadan yana değiliz. ‘Cumhur İttifakı’nın hangi temeller üzerine yapıldığını da bilmiyoruz. Gördüğümüz tablo o ki sadece önümüzdeki seçimlerde başarı elde edebilirler. Peki, başarı elde edildikten sonra ne yapılacak. Bugün ki ekonomik sistemin aynı ile yola devam mı edinilecek ise felakete gidiyoruz. Seçimin daha ne zaman yapılacağı belli olamazken, ülkeyi ikiye bölmenin bir anlamı yok. Birbirimizi dinleyelim. Birbirimize meydan okumayalım. Önümüzdeki seçimler kutuplaşmayı artırabilir. Başkanlık sistemi bu hali ile kutuplaşmayı yönlendiriyorlar. Bizim yaklaşımımız hala aynı. Başta ne söylediysek bugün
Ilgın İlçe Başkanımız Mazhar TURGUT’un Şeker İş Sendikası Ziyareti | 26 Şubat 2018
Saadet Partisi Ilgın İlçe Başkanı Mazhar Turgut, Şeker İş Sendikası Ilgın Şube Başkanı Yusuf Yazır’ı makamında ziyaret etti. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından aralarında Ilgın Şeker Fabrikasının da bulunduğu 14 şeker fabrikasının satışı için ihale sürecine başlandığının duyurulmasının ardından, buna karşı çıkan Şeker İş Sendikasına ziyaretler devam ediyor. Ilgın Şeker Fabrikası’nın 10 Ekim 1977 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan tarafından atıldığını hatırlatan Turgut, kar eden fabrikanın özelleştirme kapsamına alınmasını doğru bulmadıklarını belirtti. Turgut, Ilgın Şeker Fabrikasının partilerinin temsil ettiği milli görüşün bir eseri olduğunu savunarak, şöyle konuştu: “Erbakan’ın fabrikası olarak bilinen fabrikanın 2017-2018 üretim sezonunda 33 milyon kar ettiğini sendika başkanımızdan öğrendik. Ayrıca aynı sezonda 25 fabrika içerisinde Ilgın şeker maliyet bakımından ‘Birincilik Plaketi’ ile ödüllendirilmiş ve kendi yağı ile kavrulan bir tesistir. Kamuya kambur değildir. Bu bakımdan Ilgın Şeker Fabrikası’nın özelleştirmesi doğru bir karar olmadığını düşünerek sendikaya destek vermek amacıyla bu ziyareti gerçekleştirdik. Biz yetkililerden bu kararın tekrar gözden geçirilmesi istiyoruz.” Yazır da ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade ederek, Turgut’a teşekkür etti. Ziyarette Turgut’a eski Ilgın Belediye Başkanı Ramazan Yetkin Özalp de eşlik etti.
İl Başkanımız Hasan Hüseyin UYAR’ın Erbakan Haftası Porgramı Basın Açıklaması | 26 Şubat 2018
Geçtiğimiz asra damgasını vurmuş olan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmmetin Erbakan Hocamızı vefatının 7. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle anıyoruz. Bildiğiniz gibi merhum Erbakan hocamız 27 Şubat 2011’de Hakk’a yürümüştü. Erbakan hocamızın vefatı, başta Türkiye’de olmak üzere tüm İslam dünyasında büyük bir üzüntüyle karşılanmıştı. Türkiye’de sağcısı solcusu, Alevi’si Sünni’si ile toplumun tüm kesimleri O’nun vefatından sonra cenaze merasiminde arkasında saf tutmuştur. Erbakan Hocamızı, vefat yıldönümünde geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da çeşitli etkinliklerle anmaya ve anlamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz diyoruz ki zira, onun yıllar önce söylediği pek çok şey bugün yeni yeni anlaşılabilmektedir. Prof. Dr. Necmmetin Erbakan Anma etkinliklerimizin bu yılki teması ‘Ahlak, Adalet ve Barış’ olarak belirlendi. Partimiz ve Milli Görüşçü Kuruluşlar’lar (MİLKO) tarafından düzenlenecek etkinliklerdeki temel amaç, Erbakan hocamızın salt olarak adını anıp, gönlümüzde buruk bir üzüntü meydana getirecek yalancı bir tatmin değildir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı anmak, onun hayatı boyunca attığı adımları kronolojik sırayla dile getirmek değil, O’nun fikirlerini anlayarak bugüne uyarlamakla ve davasına sahip çıkıp devam ettirmekle mümkün olacağını özellikle belirtmek istiyoruz. Bilindiği gibi Saadet Partimiz Milli Görüşün tek temsilcisi ve 49 yıldır Türkiye ve Dünya Siyasetinde ‘milli’ olma özelliğiyle bu aziz millete en hayırlı hizmetleri yapmış olan siyasi bir harekettir. Bu hareketi 49 yıl evvel başlatan, Türkiye’de adil bir düzen dünyada da İslam birliğinin kurulması için 42 yıl mücadele veren liderimiz, Prof.Dr. Necmettin Erbakan Saadet Partimizin Genel Başkanı olarak vefat etmiştir. Bilindiği gibi O Milli Görüşün iktidar olduğu dönemlerde Kıbrıs Zaferi, Ağır Sanayi hamlesi, denk bütçe, özellikle dar gelirlilerin yüzünü güldürecek başarılı icraatleriyle bu milletin kalbinde taht kurmuş müstesna bir liderdir. Erbakan Hocamız bugün Ortadoğu da ve Türkiye’mizin Güneydoğusunda yaşanan olayları 20 yıl evvelinden haber vermiş, basiretli bir liderdi. Siyonizmin ve Küresel Emperyalizmin büyük İsrail hedefine ulaşmak için Tüm İslam Ülkelerini ve özellikle Türkiye’yi anarşi ve iç savaş ortamına sürüklemek olduğunu deşifre etmiştir. Buna karşı olarak da İslam Birliği’nin mutlaka kurulmasını savunmuştur. Savunmakla kalmamış, büyük mücadeleler sonunda 1997’de D-8’i yani İslam Birliği’ni kurmuştur. Maalesef yaptığımız tüm uyarı ve çalışmalara rağmen İslam Birliği projesi atıl ve işlevsiz bırakılmıştır. Eğer Türkiye’yi yönetenler AB kapısında beklemek yerine bu projeyi faal hale getirselerdi. İslam coğrafyasında bu acılar yaşanmayacak, her gün şehit haberleri almayacaktık. Zira D-8’in ilk iki umdesi İslam Ülkeleri arasında ve kendi içlerinde ‘Savaş Değil Barış, Çatışma Değil Diyalog’ esasını teşkil ediyordu. Maalesef bu icraat işlevsiz bırakılınca bu bölgede ki güç ve imtiyaz, küresel güçlerin eline geçmiş, onlar da bölgeyi kan gölüne çevirmiştir. Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı olarak düzenleyeceğimiz anma programımız 28 Şubat Çarşamba günü saat 19.30’da Bayır Diamond Otel’de düzenlenecektir. Programımıza Genel Başkan Yardımcılarımız Lütfi Yalman ve Yılmaz Bayat konuşmacı olarak katılacaktır. Tüm Konyalı hemşehrilerimizi Erbakan Hocamızı anmaya ve anlamaya çalışacağımız etkinliğimize davet ediyoruz. Av. Hasan Hüseyin Uyar Saadet Partisi Konya İl Başkanı
Şubat Ayı İl Divan Toplantısı | 25 Şubat 2018
Şubat Ayı İl Divan Toplantısı | 25 Şubat 2018
Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı Şubat Ayı İl Divan Toplantısı yoğun katılım ile İl Başkanlığı binasında düzenlendi. Gerçekleştirilen divan toplantısına Ilgın Belediyesi Eski Başkanı Avukat Yetkin Özalp’ın yanı sıra; Saadet Partisi Genel Sekreteri Tacettin Çetinkaya, parti Genel İdare Kurulu Üyesi Hasan Hüseyin Öz, parti İl Başkanı Avukat Hasan Hüseyin Uyar, il başkan yardımcıları, Karatay Belediyesi Eski Başkanı Mehmet Şen, parti ilçe başkanları, Milli Görüşçü Kuruluş Ve Organizasyonlar (MİLKO) temsilcileri ve çok sayıda teşkilatı mensubu katıldı. Konuşmacı Yetkin Özalp, gündeme dair değerlendirmelerde bulunarak; Şeker Fabrikaları’nın satış kararına karşı çıktı. FABRİKANIN TEMELİNİ GÖZYAŞLARI İÇİNDE ATTIK Bu ülkedeki insanların yabancı güçlere muhtaç olmaması için rahmetli Erbakan Hocanın ağır sanayi hamlesini başlattığını ifade eden Özalp, Şeker Fabrikaları’nın satılması kararının akıl kârı bir adım olmadığını dile getirdi. Ilgın Şeker Fabrikası serüveninin 1950’li yıllardan önceye dayandığını hatırlatan Özalp, “İlçeye fabrikanın kurulması için çok mücadele edildi. En son Erbakan Hocama gittik. Durumu anlattık. Ilgın’a fabrika yapılacağı müjdesini hocam bize verdi. Sonra bize ‘Benden başka bir isteğiniz var mı’ diye sordu. Biz, çok mutluyduk. O anın heyecanı ile ilk başta aklımıza bir şey gelmedi. Dönemin Ilgın İlçe başkanı rahmetli Mustafa Orhan’lı abimiz ‘Hocam ilçeye bir de İmam Hatip Okulu istiyoruz’ dedi. Hocam, ‘İmam Hatip Okulu istemeseydiniz size fabrikayı yapmazdım. Çünkü bu yapılacak fabrikada imanlı gençler ve insanların çalışması gerekir. İmanlı insanlar çalışmazsa fabrikanın çarklarına demir sokarlar, fabrikayı çalışmaz hale getirirler’ dedi. Hem hocamıza hem de bize yönelik millete karşı fitne tohumları atılıyordu. Biz de öyle bir ruh vardı ki, ağlayarak gözyaşları içinde ve hayal edenler utansın pankartı altında biz bu fabrikanın temelini attık” açıklamalarında bulundu. FABRİKALAR SATILDIKTAN SONRA AH VAH EDERLER Ilgın Şeker Fabrikası açıldıktan sonra bölgenin en verimli fabrikası haline geldiğini aktaran Ilgın Belediyesi Eski Başkanı Av. Yetkin Özalp, Ilgın’ın fabrika kurulmadan önce küçük bir köy konumunda olduğunu da kaydetti. Özalp, ardından şunları kaydetti: “Evlerimizin damları topraktı. 2 bin 500 insan fabrikanın ilk döneminde çalışmaya başladı. Ilgın’da zamanla çatılı evler görülmeye başlandı. O günlerde fabrika müdürü ile köylerde fabrikada çalıştırmak üzere işçi arıyorduk. Dışarıdan işçiler gelmeye başladı. Evet, işçi bulamıyorduk. Zaten Hocamız ‘Biz, Türkiye ve Konya’ya ağır sanayi hamlesi kapsamında 200 tane fabrika yaptığımız zaman çalıştıracak insan bulamayız. Yurtdışından ülkemize çalışmak için işçiler gelecek’ diyordu. Merhum Erbakan, her ile her ilçeye bir fabrika derken yadırgıyorduk. Hocamızı o zaman anlayamamışız. 2005 yılından sonra Şeker Fabrikaları’nı özelleştirme isteği furyası başladı. Toplumda bir algı var. ‘Satılsın, fabrikanın bize ne faydası var’ deniliyor. Ülkemizdeki Şeker Fabrikaları 10 milyon vatandaşın, Ilgın Şeker Fabrikası ise 200 bin insanın ekmek kapısı. Sadece ekonomik değil, fabrikaların varlığının olumlu sosyal yönü de var. Ağrı, Muş, Kars’a Şeker Fabrikaları niye yapıldı? Hocam, ‘Yöre halkı bu fabrikalarda işe girerse, terörün esiri olmaz’ diyordu. Ağrı’da, Kars’ta bir delikanlı iş sahibi olamadığı zaman ne yapacak? Hocamız bu fabrikaları o yüzden ücra köşelere serpiştirdi. Ilgın Şeker Fabrikası 33 milyon kâr etti. Başarılı olduğu için de fabrikaya başarı plaketi verildi. Fabrikaları satıyorlar. Hükümet, ah vah ederek ‘Keşke Telekom’u satmasaydık’ diyor. Ders alınmalıydı.” MİLLETİN SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDA OLACAK Nişasta bazlı şeker üretimi yapan Chargill isimli büyük bir firmanın, 15 Temmuz’dan sonra şeker kanununda değişiklik yapılması için hükümete baskı yaptığını da ekleyen Özalp, daha sonra konuşmasını şöyle sürdürdü: “Nişasta bazlı şekerin ülkeye ithali Türkiye’ye serbest olsun diye diretip, durdular. O zamanki dirayetli duruşumuzla bu taleplerini geri çektiler. 2016 yılında Şeker Kurulu Piyasasına üye atanmaması koşuluyla Şeker Kurumu çalışılamaz hale getirildi. Nişasta bazlı şekerler bu adımdan sonra piyasayı ele geçirdi. Türk milletinin sağlığı için çok korkutucu bir gelişmedir bu. Şeker Fabrikaları satılırsa devlet 1 milyar civarında para kazanacak belki. Ama ülke halkının sağlığı tarumar olacak. Toplumun hastalığından dolayı, küresel güçlere trilyonlarca para ödeyecek. İlaç sanayinde daha fazla sömürüleceğiz.”
Genel Başkanımızın Haftalık Gündem Değerlendirmesi | 21 Şubat 2018
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Gündemin en sıcak konularını değerlendiren Karamollaoğlu, Şeker fabrikaları, uyum yasaları, Zeytin Dalı Harekatı’nı, tütün meselesi ve gazeteci Deniz Yücel’in serbest bırakılmasına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Partisinin genel merkez binasında basın toplantısı düzenleyen Karamollaoğlu, konuşmasına, Zeytin Dalı Harekâtı’nın 33’üncü güne girdiğini hatırlatarak, partisinin Bursa Osmangazi İlçe Teşkilatı üyesi Mustafa Şahin’in oğlu Astsubay Göksu Şafak Şahin ve Zeytin Dalı Harekatı’nda şehit düşen Mehmetçiklere rahmet dileyerek başladı. AÇIKLAMALAR ENDİŞE VERİCİ Türkiye ile ABD arasında yoğun bir görüşme trafiğinin yaşandığını söyleyen Karamollaoğlu, görüşme sonrası yapılan açıklamaların endişe verici olduğunun altını çizdi. Karamollaoğlu, Hükümetin herkesle görüşebileceğine dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Mesela McMaster görüşmesinin ardından deniyor ki, ‘Türkiye ve ABD’nin uzun vadeli stratejik ortaklık ilişkileri teyit edildi! İnsan sormadan edemiyor. Allah aşkına neyin Teyidi bu? Neyin müttefikliği? Neyin Ortaklığı? Daha iki hafta önce bir tankımız Amerikan füzesiyle vuruldu. 5 Askerimiz şehit düştü. İki subayımızın şehit olduğu helikopterin akıbetini ise henüz daha öğrenemedik. Mattis görüşmesinin ardından deniyor ki, ‘ABD YPG’ye yardımda bulunmamış” Peki o zaman 5 bin tır silah gökten zembille mi indi? YPG’ye 550 milyon dolarlık yardım bütçesini ABD Senatosu değil de, Patagonya Parlamentosu mu ayırdı. Siz bu milletin aklıyla dalga mı geçiyorsunuz. Bir kez daha söylüyorum; ABD’ye güvenilmez. ABD ile aynı çuvala girilmez. Bu saatten sonra ABD ile bırakın uzun vadeli ortaklığı bir gün dahi ortaklığımız söz konusu olmamalıdır.” HAYALLER OSMANLI HAYATLAR BOP PROJESİ Karamollaoğlu, Türk dış politikasının çelişkili bir süreçten geçtiğine vurgu yaparak, “Hayaller Osmanlı, gerçekler Büyük Ortadoğu hayaller Abdülhamit Han, gerçekler Theodore Hertzel. Bu işler dizi çekmekle, film çevirmekle olmuyor. Biz inanıyoruz ki eğer Sultan Abdülhamit yaşasaydı ABD ve İsrail’i stratejik müttefik olarak kabul etmezdi. Amerikan askerlerinin incirlikte konuşlanmasına izin vermezdi. ‘Şehit kanı para ile satılamaz’ der, Mavi Marmara şehitlerini 22 milyon dolar karşılığı pazarlık konusu yapmazdı? Irak’ın, Suriye’nin, Libya’nın ABD ve NATO eli ile karıştırılmasına ortak olmazdı? En önemlisi de Sultan Abdülhamit yaşasaydı Avrupa Birliğine girmek için değil İslam Birliğini Kurmak için çaba harcardı” diye konuştu. MERKEL TERLİĞİ YEDİLER Geçtiğimiz günlerde serbest bırakılan Alman gazeteci Deniz Yücel meselesini değerlendiren Karamollaoğlu, “Hiç kimse kusura bakmasın, kızmasın, darılmasın. Amerika’ya Osmanlı Tokadı atacaklardı. Merkel’den Alman terliği yediler. Gazeteci Deniz Yücel, Merkel görüşmesinin ardından bir günde serbest bırakıldı. Biz elbette, suçsuz yere, haksız yere kimsenin hapis yatmasını istemeyiz. Ama Merkel’le yapılan görüşmenin hemen akabinde böyle bir gelişmenin yaşanması haklı sorulara neden oldu. Zaten zedelenmiş olan adalet duygusunu yeniden tartışma konusu yaptı. Bugün suçsuz olduğu ortaya çıktığı halde hala işe iade edilmeyen, hatta hapis yatan binlerce KHK mağduru var. Hepsi adalet bekliyor. Bu insanların adalete kavuşması için illa arkalarında bir dış ülkeler mi olmalı? Bugün Türkiye’de ne yazık ki adalet rafa kaldırılmıştır. Yaşananlar bunu teyit etmektedir” şeklinde konuştu. AYŞE ÖĞRETMENİN PİŞMAN HAKKI YOK MU? Karamollaoğlu, KHK mağdurlarına değinerek, “Evet ısrarla adaletin üzerinde duruyoruz. Durmaya da devam edeceğiz. Bakın geçtiğimiz hafta Meriç Nehrinde, KHK’lı Ayşe öğretmen, çocukları 3 yaşındaki Halil Münir ve 11 yaşındaki Abdulkadir Enes ile birlikte boğularak hayatını kaybetti. Vicdan sahibi herkese soruyorum. 3 yaşındaki Halil Münir ve 11 Yaşındaki Abdulkadir Enes darbeci mi? Ellerine silah alıp bir darbeye mi karışmışlar? Bu soruları vicdanımıza sormak zorundayız. Elbette, darbe girişimine kim teşebbüs ettiyse, buna kim yardım ettiyse en ağır şekilde cezasını çekmeli. Fakat FETÖ yapılanmasının gizli emellerinden habersiz, ibadet şuuru ile çalışan insanlara aynı muameleyi yapmak haksızlıktır. Ne istedilerse verdik diyen sizsiniz. Yıllarca bu yapı ile birlikte yan yana iş çeviren sizsiniz. Devletin bütün kurumlarına sızmalarını seyreden, hatta yerleşmelerini sağlayan sizsiniz. Fakat siz hata yapıp pişman olma hakkına sahipken, Ayşe öğretmenin, Hatice hemşirenin buna hakkı olmayacak. Bu ne vicdana, ne insafa, ne de adalete sığar” ifadelerini kullandı. ŞEKER FABRİKALARININ SATILMASINI İSTEMİYORUZ Türkiye’nin adaletin, dış politikanın, eğitimin ve ekonominin yaralı olduğunu belirten Karamollaoğlu, “Peki bu yaraları sarması gereken iktidar ne yapıyor? Yangından mal kaçırır gibi elde kalan son fabrikaları da satışa çıkarıyor. Mirasyedi evlat gibi Milli Görüş’ün yaptığı fabrikaları Milli Görüş geleneğinden gelenler teker teker satışa çıkarıyor. Biz bu fabrikaların satılmasını istemiyoruz.. Bugün aramızda Şeker İş Sendikası mensupları var. Şeker Fabrikası çalışanları var. Bilindiği gibi; Afyon, Alpullu, Bor, Çorum, Elbistan, Erzincan, Burdur, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat ve Muş şeker fabrikaları satılacak. Peki, bunları niçin satıyorlar? Daha fazla pancar ekilsin, Daha fazla şeker üretilsin diye mi? Fabrikaları yenileyip ülke ekonomisine daha fazla katkısı olsun diye mi? Hayır? Bunların özelleştirilmesinin tek bir sebebi var; rant. Kısa vadeli rant görüyorum. Kısa vaade paraya çevirme derdinler. Bu konu bizi endişelendirecek bir mecra sürüklemez inşallah. Hükümet bu konuda kararlı ise pancar birlikleri ve Pankobirlik ile bir araya gelmesi lazım. Pancar üreticisinin elinde para yok şuan. Ancak inanıyorum ki pancar üreticisi fabrikalardan elde ettiği gelirinden daha fazlasını devlete öder. Pancar çiftçisi tarımı geliştirerek öder. Hükümettin bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. ÖZELLEŞTİRİP PANCARI BİTİRECEKLER Fabrikalarının Afrin kadar milli bir mesele olduğunu ifade eden Karamollaoğlu, “Bu ülkede tütün üretiminden 300 bin aile ekmek yiyordu. Tekel’i özelleştirip tütün üretimini bitirdiler. Sigara içilmesine şiddetle karşıyım. Ama burada kastettiğimiz üretim! Eskiden Bitlis sigarası vardı, Samsun sigarası vardı, Bafra sigarası vardı. Şimdi ise Marlboro var, Camel var, Winston var. Milleti Amerikan sigarasına mahkum ettiler. Şimdi aynı şeyi şeker’de yapıyorlar. Şeker fabrikalarını özelleştirip pancar üreticisini de bitirecekler” diye uyardı. İNSANLARI TOPRAKSIZLAŞTIRIYORLAR Karamollaoğlu, pancar üretiminden 120 bin ailenin geçimini sağladığına dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Bir aileyi asgari 4 kişi hesaplasak 480 bin kişi eder. Nakliyecisini, çapacısını, mevsimlik işçisini, küspecisini, gübrecisini, hayvancısını, fabrika da çalışanını da kattığınızda doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 10 milyon kişiyi ilgilendiren bir sektör. Yanlış politikalar yüzünden zaten köyler boşaldı. Tarımla geçinen ilçeler boşaldı. Şimdi bu fabrikaları satarsanız Anadolu’daki şehirler boşalacak. Şunu unutmayın; Sınırı asker korur, toprağı insan. İnsanları topraksızlaştırıyor. Toprağı da insansızlaştırıyorsunuz. Bir Kızılderili değişiyle bu arkadaşlara seslenmek istiyorum, ‘Son Fabrika satıldığında, Son üretici toprağını terk ettiğinde, Beyaz AK Partili adam beton ve asfaltın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!” diye uyarılarda bulundu. TBMM 80 MİLYONU TEMSİL ETMELİ Uyum yasalarına değinen Karamollaoğlu, “Ayrıntıları çok fazla bilmiyoruz. Çünkü Afrin harekâtı ile ilgili askeri bilgileri bile ilçe kongrelerinde paylaşanlar, nedense uyum yasalarını adeta kozmik odada tutuyorlar. Ama basına yansıdığı kadarıyla, muhalefetin uyarılarının hiçbiri dikkate alınmamış görünüyor. Biz en başından beri