Değerli Basın Mensupları Saadet Partisi Konya İl Teşkilatımızın 2017-2018 Eğitim Öğretim yılının başlaması münasebetiyle konu ile ilgili basın toplantımıza hoş geldiniz. Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Hepimizin malumu 18 Eylül pazartesi günü ülkemizde okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve yüksek öğrenimde eğitim- öğretime başlanacak. Bu eğitim eğitim öğretim yılının milletçe hepimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Eğitim-Öğretim konumuzu beş ana başlıkta değerlendirelim. 1)Eğitim-Öğretimde ana unsur eğitimciler, öğretmenler, öğretim görevlileri 2)Eğitimcilere, öğretmenlere teslim edilen öğrenciler 3)Kaynaklar, müfredatlar, programlar 4)Fiziki yapı, okullar, derslikler, donanımlar 5)Eğitim-Öğretime etki eden diğer unsurlar; internet, televizyon, sosyal medya, gazete, radyo, dergi 1- a) Eğitimciler- öğretmenler- öğretim görevlileri yarım asra yakın bir zamanda Eğitim fakültelerinde yetişmektedir. Batı kaynaklı müferdatlarla öğretmen yetiştiriyoruz. Milli bir öğretmen yetiştirme planlamamız yok, mevcut müfredatlarla, öğretmenler istenen başarıyı vermede yetersiz kalıyor. b) Heryıl öğretmen ihtiyacımızın çok üzerinde öğretmen adaylarını eğitim fakültelerine yerleştiriyoruz. 1995 yılında 33 olan eğitim fakültesi, 2017 yılında 100’ü geçti. 2016 verilerine göre 438.134 öğretmen adayı atama bekliyor. Eğitim fakülteleri ve diğer Fakültelerde öğretmenlik mesleğini hedefleyen 653.899 öğrenci bulunuyor. Oysaki yıllık ataması yapılan öğretmen sayısı 50.000’i geçmemektedir. c)Öğretmenlerin talihsiz açıklamalarla aşağılanmaları, ücret yetersizlikleri, mesleki saygınlığın ortadan kalkması gibi durumlar Eğitimcide olması gereken hususları ortadan kaldırıyor. d) Öğretmen- öğrenci, öğretmen-veli, öğretmen- yönetici arasındaki saygınlık güm geçtikçe zayıflamaktadır. 2- a) 2017-2018 eğitim- öğretim yılında 17.500.000 öğrenci, 60.000 okul 600.000 derslikte, 1.000.000’u aşkın öğretmenle ders başı yapacak. Yine 7.200.000 üniversite öğrencisi, 193 üniversitede, 160.000 öğretim görevlisi ile ile ders başı yapacak. b) Geleceğimizin teminatı olan neslimizin okullarımızda önce ahlak ve maneviyat ilkesi ile yetiştirilmesi gerekmektedir. c) Öğrenci-öğretmen, okul ve sınıf ortamında saygı ve sevgiye dayalı iletişim sağlanamamaktadır. d) Karma eğitimin getirmiş olduğu sakıncalar artarak devam etmektedir. e) Bu hususlarla ilgili üniversitelerimizin durumu hiç gündeme getirilmemektedir. 3- Kaynaklar- müfredatlar- programlar sürekli batı kaynaklı olduğu için eğitim-öğretimde hep karmaşa yaşanmaktadır. Her bakan ile beraber Milli Eğitimde müfredat ve programlar sil baştan ele alınır, sonuç ortada 4- Ülkemizde okullaşma oranında ve donanımında mesafeler alınsa da henüz yeterli seviyeye ulaşılamamıştır. İlk, orta ve üniversite 25 milyon öğrencisi olan bir ülkeyiz. Bütçeden buna göre pay ayırmalıyız. 5- a) Eğitim-öğretime doğrudan ve dolaylı etki eden faktörlerin başında sosyal medya, televizyon, radyo, gazete, dergi, müzik, spor, eğlence organizasyonlarında hesaba katmadan olmaz. Özellikle kontrolü çok zor ve tahribatı yüksek olan sosyal medya, internet kullanımı gençlerimiz arasında çok yaygınlaşmış ve eğitimi doğrudan etkilemektedir. b) Televizyonların dizilerin ne kadar etkili olduğunu hepimiz bilmekteyiz. c) Bu konuda kavramları ortaya atan mahfillerin ekmeğine yağ sürmekteyiz. İlerici, çağdaş, medeni, asri, değişim gibi Tavsiyeler: 1) Öğretmen yetiştirme hususunu yeniden ele almalı ve millileştirmeliyiz. 2) Yeteri kadar öğretmen adayını seçerek almalıyız. 3) Eğitimcilerimiz heyecan, gayret, azim, sebat ve güzel ahlak sahibi olmalı. 4) Eğitimcilerimizin ücretleri bütün mesleklerin üzerinde tutularak yeniden düzenlenmeli. 5) Eğitim-öğretimde önce ahlak ve maneviyat ilkesi hayata geçirilmeli. 6) Karma eğitimden vazgeçilmeli. 7) Eğitim müfredatlarımız Milli olmalı. 8) Fulbrigth Komisyonu kaldırılmalı. 9) Evrim teorisi tartışılmadan kaldırılmalı. 10) Okullarımız, dersliklerimiz, eğitim materyalleri yeterli ve kaliteli olmalı. 11)Eğitim teşvikleri fakir ailelerin başarılı çocuklarını kapsayacak hale getirilmeli. Katılımlarınız için teşekkür ederim. Yavuz AYDIN Saadet Partisi Konya Eğitim Başkanı
Meram İlçe Başkanlığımızın Konya TÜYAP Fuarı Ziyareti ve Basın Açıklaması | 9 Eylül 2017
2017 Hayvancılık ve Tohum Fuarı için TÜYAP’ın düzenlemiş olduğu fuara Saadet Partisi olarak katılım gerçekleştirdik. Fuar alanı içerisinde birçok firma ile görüştük ve şu kanaatlere vardık. Hayvancılık ve Tohum Fuarı tarım fuarından ayrılarak; çiftçiyi fuar alanına birden çok kez gelme mecburiyetinde bırakmış, fuar alanında stant açan firma sahiplerine bir yük bindirilmiş ve fuar hareketsiz geçmiştir. Fuar tarihinin çiftçinin hasat zamanına denk getirilmesi ve ekim zamanından sonra olması üreticinin ve çiftçinin katılımının düşük olmasına yol açmış ve üreticinin satış döneminden çok daha geç bir zamana bırakılmıştır. Fuarın reklamının diğer fuarlardaki gibi büyük bir şekilde yapılmaması insanların fuardan habersiz kalmasına olanak sağlamıştır. Hatta fuar alanında görüştüğümüz birçok firma çalışanı ve sahibi fuardan sadece bir veya iki gün önce haberi olduğunu belirtmektedir. Bırakın çiftçiyi, üreticinin bile fuardan haberi olmuyor. Fuar alanında bulunan firmaların, fuardan önce yönetimle görüştüklerinde daha hareketli bir fuar olacağını, yerel bazda katılım dışında ulusal bazda da katılım gerçekleşeceğini öğrenmişler ama yönetimin söylediklerinin aksine yerel bazda dahi neredeyse hiç katılım olmamıştır. Yerel esnafında tam iş zamanı olduğu için fuara katılmak isteseler de katılamamışlardır. Bazı üreticiler, tanıdıkları esnafları çağırmış olsalar bile esnafların iş sezonundan dolayı buna sıcak bakmamışlardır. Bu sebeplerle buradan TÜYAP yönetime sesleniyor ve bu konulara daha çok elzem gösterilmesini rica ediyoruz. Tabi problemler sadece bunlarla da sınırlı değil. Tarım ve hayvancılık alanındaki elzem meseleleri de sizlerle paylaşmak istiyoruz. Konya’mız tahıl ambarı, Türkiye’miz ise Tarım ve Hayvancılık alanında kendi kendine yetebilen ender ülkelerden birisi olduğunu biliyoruz. Ancak ne yazık ki, ülkemiz, büyük bir ithalatla küçük bir havuzda boğuluyor. Tarım ve hayvancılık için hükümet birçok destek veriyor. Bunu inkâr edemeyiz. Ancak, bu kadar desteğe rağmen niçin hala buğday ve et ithal eden ülke konumundan kurtulamıyoruz. Yoksa, Tarım ve Hayvancılıkta bir devlet politikamız yok mu? Tarıma verilmesi gereken destekler açıklanmazken, 2019’a kadar ne kadar buğday, arpa, mısır, pirinç ya da kaç baş hayvan veya kaç ton et ithal edileceği Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edildi. Bakanlar Kurulu son aylarda 3 önemli kararname yayınlandı. Bu kabul edilebilir değil. Çıkarılan kararnameler Çiftçiyi cezalandırıyor… İlki 27 Haziran’da yayınlandı. Canlı hayvan ithalatında gümrük vergisi yüzde 135’ten yüzde 26’ya düşürüldü. Kırmızı ette yüzde 225 ile yüzde 100 olan gümrük vergisi yüzde 40’a düşürüldü. Yüzde 130 gümrük vergisi olan 3 üründen; buğdayda yüzde 45’e, arpada yüzde 35’e ve mısırda yüzde 25’e indirildi. Ve ne yazık ki bu kararlar, tam çiftçi buğday ve arpayı hasat ettiği bir dönemde alındı. Fiyat düştü. Çiftçi emeğini zararına satmak zorunda kaldı. Üreten çiftçi cezalandırıldı. İlk kararnamenin yayınlanmasından bir ay sonra 29 Temmuz 2017 tarihli Resmi Gazete ’de iki kararname daha yayınlandı. İlkinde, Et ve Süt Kurumu’na gümrüksüz yani sıfır gümrükle 90 bin ton kırmızı et, 500 bin büyükbaş ve 475 bin küçükbaş olmak üzere 975 bin baş canlı hayvan ithalat yetkisi veriyor. Ve yine kararnamede, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne 750 bin ton buğday,700 bin ton arpa,700 bin ton mısır ve 100 bin ton pirincin yine sıfır gümrükle ithalat yetkisi veriliyor. Bu iki kararname ne zaman yayınlandı? Yine buğday, arpa ve mısırda hasat devam ederken çıkarıldı. Üretici ikinci kez cezalandırıldı. Geçen yıl 20 bin küçükbaş hayvan ithal edildiği açıklanmıştı. Şimdi İthalat kararnamesi ile Et ve Süt Kurumu’na 475 bin küçükbaş hayvan ithalatı için yetki verildi. Yani bu ithalatın tamamı gerçekleşirse küçükbaş hayvan ithalatı yüzde 2375 artmış olacak. Geçen yıl 20 bin baş koyun ve keçi ithal eden Türkiye, 2018 sonuna kadar 475 bin küçükbaş koyun ve keçi ithal edecek. Peki, neden? Kararnameye bu sayıları yazanlar Türkiye’yi üretimden tamamen koparmak mı istiyorlar? Et ve Süt Kurumu’na verilen 90 bin tonluk kırmızı etin karşılığı 304 bin baş hayvana denk geliyor. Yani, toplamda Et ve Süt Kurumu’na 1 milyon 279 bin baş canlı hayvan ithalat yetkisi veriliyor. Bu ithalat gerçekleşirse canlı hayvan ithalatında Türkiye, sadece Avrupa’nın değil dünyanın da şampiyonu olacak. Geçen yıla göre, canlı hayvan ithalatı en az yüzde 100 artmış olacak. Bu politikalarla biz kendi çiftçimize değil ancak başka ülkelerin çiftçisine destek vermiş oluyoruz. Dünyada en fazla canlı hayvan ithal eden ikinci ülkeyiz. 2011-2015 döneminde 1.4 milyon büyükbaş hayvan ithalatı yapıldı. Böyle giderse, enflasyon değil çiftçi ve üretici sıfırlanacak. Bu veriler, tarım ve hayvancılık politikasının çöktüğünün göstergesidir. Türkiye polemik siyasetinden dolayı gerçek gündemine bir türlü dönemiyor. Gerçek gündemimiz çöken ekonomidir. İşsizlik gerçeğidir. Artık sürdürülemeyen iç ve dış borçtur. İşte Türkiye’nin gerçek meselesi üreten değil, tüketen ekonomi modeli olmuştur. Bitirilen tarım, yok edilen hayvancılık ülkemizin asli gündemi olmalıdır. PEKİ, “TARIM VE HAYVANCILIK”TA ÇÖZÜM NE? Çözüm en başta söylediğimiz gibi, üreticiye verilen birçok farklı destek var, ama bu desteklerin şekli yanlış. Bugüne kadar bu desteklerle sorun çözülememiş bilakis kangren halini almıştır. Asıl çözüm, ürüne destek verilmeli, tarım ve hayvancılığın sürdürülebilir olması için, üreticinin ürünü değerinde alınmalıdır. Şuayip KOÇAK Saadet Partisi Meram İlçe Başkanı
Genel Başkanımızın Haftalık Gündem Değerlendirmesi | 06 Eylül 2017
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu, haftalık olağan basın toplantısında İslam dünyasının Hac vazifesi nedeniyle Kabe’de her yıl bir araya geldiğini hatırlatarak, bu birlikteliğin siyasi olarak da sağlanması gerektiğine değindi. Karamollaoğlu, “Hac ibadetinde, Arabıyla, Acemiyle, siyahıyla, beyazıyla, zenginiyle, fakiriyle milyonlarca Müslüman Arafat’ta bir araya geldi. Böyle bir birlikteliği dünyanın başka bir yerinde ve inanç da bunu görmek mümkün değil. Farklılığı tamamen ortadan kaldıran giyimiyle herkesi eşit hale getiren bir manzara ile karşı karşıyayız. Arkasından o ibadetin devamı olarak kötülüğe karşı müşterek tavır ile şeytan taşlama yapılıyor. Bundan ibret almak nerede… Aynı günlerde aynı saatlerde akan kan ise devam ediyor. Müslümanlar Hac da gösterdikleri feraseti, basireti, bir araya gelerek yaşadığı duyguyu siyasihayatta bir türlü meydana getiremiyorlar. Bu nasıl bir gaflet bu nasıl bir çelişki, bu nasıl bir duyarsızlık anlamak mümkün değil” diye konuştu. İSLAM ÜLKELERİ GAFLETTEN UYANMALI “Bu nasılı bir gaflet bu nasıl bir çelişki, bu nasıl bir duyarsızlık anlamak mümkün değil. Artık yeter demenin zamanı geldi, geçiyor. İslam alemi içine düştüğü bu gafletten bir an önce uyanmalı. Bir Müslüman’ın felaketi üzerine başka bir Müslüman’ın mutluluk inşa etmesi mümkün değil. Herkesin birinci önceliği akan kanı durdurmak olmalıdır. Her yerde biran evvel ateşkes sağlanmalı. Müslümanlar tıpkı Hac’da olduğu gibi bütün farklılıkları bir kenara bırakarak, aynı amacın etrafında birleşmelidir. Aksi takdirde bunun hesabını ne tarih önünde ne de mahşeri vicdanda vermemiz mümkün değildir” BATI ADETA ARAKAN ZULMÜNE SEVİNİYOR Arakan konusunda ise Karamollaoğlu, Batı’nın her zaman olduğu gibi ikiyüzlü bir duruş sergilediğini hatırlatarak, “Batı’ya baktığımızda ise bir hareket var, söylemler gelişiyor. BM çeşitli beyanatlar veriyor ama Batı alemi çifte standarttan, tekebbürden, iki yüzlülükten kurtulmadan dünyanın hiçbir yerinde meydana gelen problemleri çözme imkanına sahip değil. Daha doğrusu çözme niyetinde değil. Hatta bir meşkale bulmuş gibi de seviniyorlar. Kendi menfaatleri söz konusu değilse kılları bile kıpırdamıyor” diyerek sert sözlerle eleştirdi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık olağan basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu, Kurban Bayramı sırasında trafik kazalarında hayatlarını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dileyerek başladığı konuşmasında terör sorunu başta olmak üzere dış politika, Arakan ve İslam ülkelerinin içinde bulunduğu siyasi durumu bir bir ele aldı. ŞEHİT ASKER GÜLER’E BAŞSAĞLIĞI Parti Genel Merkez’inde düzenlediği toplantıda Karamollaoğlu, “Terör yüzünden yine coşkularımızın yarım kaldığı sevgilerimizin eksik kaldığı bir bayram oldu. Bayramın üçüncü gününde gencecik bir evladımız daha teröre kurban verildi. Şehit düşen Er Halil İbrahim Güler’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabrı cemil niyaz ediyorum” dedi. BATI ALEMİ ARAKAN’A SEVİNMİŞ DURUMDA Karamollaoğlu “Dünyanın dört bir yanında kan akmaya devam ediyor” diyerek Arakan ile ilgili şu hususlara dikkat çekti: “Son zamanlarda ne yazık ki Arakan’da yaşananlar bayram coşkusunu hüzne ve acıya dönüştürdü. Arakanlı Müslümanların evleri yıkılıyor, köyleri boşaltılıyor. Kaçmak isteyenler ya nehirlerde boğuluyor ya da açlıktan hayatlarını kaybediyor. On binlerce Müslüman, sınırlarda sıkışık kalmış durumda. Bu zulüm uluslararası toplumda bir etki meydana getirmesine karşın, söylemden öteye gitmeyen, kınamaktan öteye gitmeyen bir manzara ile karşı karşıyayız. Bu katliamın durdurulması için en büyük görev İslam ülkelerinin yöneticilerine düşüyor. Üzülerek ifade ediyorum ki onlar da birbirleriyle uğraşmaktan bu problemleri çözmeye vakit bulamıyor. Batı’ya baktığımızda ise bir hareket var, söylemler gelişiyor. BM çeşitli beyanatlar veriyor ama Batı alemi çifte standarttan, tekebbürden, iki yüzlülükten kurtulmadan dünyanın hiçbir yerinde meydana gelen problemleri çözme imkanına sahip değil. Daha doğrusu çözme niyetinde değil. Hatta bir meşkale bulmuş gibi de seviniyorlar. Kendi menfaatleri söz konusu değilse kılları bile kıpırdamıyor” İSLAM ÜLKELERİNE ‘HAC BİRLİKTELİĞİ’ ÇAĞRISI “İslam dünyasının büyük bir mesuliyeti var. Yemen’de de, Suriye’de de, Libya’da da, Arakan’da da kan akıyor. Başımızı nereye çevirsek kesif bir duman var, kulağımızı nereye çevirsek acı bir feryat var. Bu da sadece Müslüman ülkelerden geliyor” diyen Karamollaoğlu, İslam ülkelerine ve liderlerine Hac ibadeti sırasında yaşanan birlikteliği örnek göstererek, siyasi olarak da birlikte hareket edilmesi çağrısında bulundu. Karamollaoğlu, “ Maalesef islam ülkeleri olarak hep oyuna geliyoruz. Oyuna getiriliyoruz. Oysa daha geçen hafta Hac ibadetinde, Arabıyla, Acemiyle, siyahıyla, beyazıyla, zenginiyle, fakiriyle milyonlarca Müslüman Arafat’ta bir araya geldi. Böyle bir birlikteliği dünyanın başka bir yerinde ve inanç da bunu görmek mümkün değil. Farklılığı tamamen ortadan kaldıran giyimiyle herkesi eşit hale getiren bir manzara ile karşı karşıyayız. Milyonlarca insan. Bu birlikteliğin yapılabileceğinin en güzel, en açık örneğidir. Arkasından o ibadetin devamı olarak kötülüğe karşı müşterek tavır ile şeytan taşlama yapılıyor. Bütün Müslümanların zulme, kötülüğe karşı aynı tavrı gösterdiklerinin bir işaretidir. Bundan ibret almak nerede… Aynı günlerde aynı saatlerde akan kan ise devam ediyor. Müslümanlar Hac da gösterdikleri feraseti, basireti, bir araya gelerek yaşadığı duyguyu siyasi hayatta bir türlü meydana getiremiyorlar. Bu nasılı bir gaflet bu nasıl bir çelişki, bu nasıl birduyarsızlık anlamak mümkün değil. Artık yeter demenin zamanı geldi, geçiyor. İslam alemi içine düştüğü bu gafletten bir an önce uyanmalı. Bir Müslüman’ın felaketi üzerine başka bir Müslüman’ın mutluluk inşa etmesi mümkün değil. Herkesin birinci önceliği akan kanı durdurmak olmalıdır. Her yerde biran evvel ateşkes sağlanmalı. Müslümanlar tıpkı Hac’da olduğu gibi bütün farklılıkları bir kenara bırakarak, aynı amacın etrafında birleşmelidir. Aksi takdirde bunun hesabını ne tarih önünde ne de mahşeri vicdanda vermemiz mümkün değildir” şeklinde konuştu. İSRAİL’İN DENEDİĞİ BOMBALARA BAKIN Kuzey Kore’nin son dönemde balistik füze denemeleri üzerine yaşanan uluslararası gerginliğe de değinen Karamollaoğlu, Kuzey Kore’nin yaptığını doğru bulmadıklarını söyleyerek, batılı ülkelerin nükleer güçlerinin göz ardı edilmemesi uyarısını yaptı. Karamollaoğlu, “Gündem bu konuyla meşgul ediliyor, meydana gelen hadiseler bununla örtülüyor. Bu adeta bir kamuflaj harbi gibi. Kuzey Kore şunu yapmış, Amerika’da ‘biz bunun hesabını sorarız’ diyor. Kuzey Kore’nin son denemesi deprem meydana getirdi bunu umursamayalım demiyorum. Ancak Amerika Afganistan’da nükleer bomba dışındaki en büyük bombaları denerken bu dünya neredeydi. İsrail, Gazze’ye saldırdığı zaman denediği bombalar kimsenin umurunda bile olmadı. Görünen o ki dünya aklın değil, akılsızlığın hakim olduğu bir döneme geriyor” diye eleştirilerde bulundu. TÜRKİYE’YE BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR Karamollaoğlu, dünyadaki kötü gidişatın önlenmesi için Türkiye’nin harekete geçmesi gerektiğinin de altını çizerek, “Felaketi atlatmanın yolların aramak mecburiyetindeyiz. Türkiye’nin üzerine büyük bir görev düşüyor. Biz kim, Kuzey Kore kim diyemeyiz. Hem ülkemiz, hem bölgemiz hem de dünyamız için kabullenmek zorundayız. Öncelikle basiret ve ferasete ihtiyaç var. Bu ülkede, biz de, ülkeyi yöneten ve yönetime talip olan kesimlerde. Bu ise ülkenin istikbalini kendi şahsi istikbalimizin önünde tutmak ile mümkündür. Kendi şahsi menfaatlerimiz ve ihtiraslarımız sanki ülkenin menfaatleri ile örtüşüyormuş gibi göstermek
Bayramlaşma Programı | Kurban Bayramı 2017
Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı Bayramlaşma Programı parti il binasında gerçekleştirildi. Kurban Bayramının ikinci günü gerçekleştirilen programa Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Mustafa Özkafa, Genel İdare Kurulu Üyeleri Hasan Hüseyin Öz ve Ahmet Yalçın, eski belediye başkanları Veysel Candan ve Mehmet Şen, İl Başkanı Av. Hasan Hüseyin Uyar, parti il ve ilçe yönetimleri, STK temsilcileri ile çok sayıda partili katıldı. Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve Konya Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Mustafa Özkafa bayramlaşma programında yaptığı konuşmada, “Ya Milli Görüş tarafından idare edileceksin, izzet bulacaksın, ya da diğerleri tarafından idare edileceksin, sürüneceksin. Milli Görüş, Saadet partimiz bu hakikati, ifade olarak, fikir olarak ortaya koymuştur, icat ettiği zaman da fiilen gerçekleştirmiştir. Sürünmek tabiri ağır bulunabilir fakat sürünmek tabiri genel bir tabirdir. Geçen hafta elemle takip ettik, Güneydoğu’dan şehit haberleri geliyor. 500 bin aile evladını Güneydoğu’ya göndermiş, aile evladını askere göndermiş, 5 ay, 10 ay yürek tükürtüsü ile onu bekliyor, sürünmüş oluyoruz. 100 binlerce esnaf tüccar malını satıyor, çek karşılıksız çıkıyor, senedi protesto oluyor iflas ediyor. Resmi rakamlarda her yıl bunlar kat kat artıyor, yine sürünüyoruz. Bu sene 2 milyon civarında evladımız üniversite imtihanına girdi, bunun içinde en yüksek puanı alması beklenilen Fen Lisesi mezunlarının yarısı açıkta kalmış. İmam hatipten mezun olan evlatlarımızdan 5 veya 6 tanesinden biri yerleşebilmiş. Yüksek tahsil görememiş evladımız sürünüyor. Dahasını söyleyeyim. 100 binlercesi de kazanıyor, mezun oluyor, 10 yıl öğretmenlik kurası bekliyor. Pek çoğu kuraya da giremiyor, sürünüyor. Bu gidişat, gidişat değildir” ifadelerine yer verdi. GÜÇ HAKKIN ELİNE VERİLMELİ “Her kurban, her Ramazan bayramında Müslüman ülkelerin her yerinde zulümler var” diyen Özkafa, şöyle konuştu: “Ama birkaçında ise katmerlenmiş zulümler var. Bir evvelkinde Filistin, bir evvelkinde Suriye. Biz şimdi Suriye’yi konuşmuyoruz. Suriye güllük gülistanlık mı oldu hayır. Arakan onu bastırınca onu konuşuyoruz. Devlet ileri gelenleri Arakan için dua edelim diyorlar. Amenna fakat bir insan olarak şunu da biliyoruz. Tarlamızı hiç ekmedik, cami cemaate olarak ‘Buradan buğday bitir’ diyerek dua etmemizin faydası olmaz. İslam Birliği kurulmadığı zaman ilimle irfanla güçlü olunmadan ve bu işler gücü hakkın emrine verilmeden kurtuluş yolu yoktur. Ucuz bir kurtuluş yolu da yoktur. İslam Birliği’nin adımları Erbakan Hocamız tarafından atıldı. Bu hükümetin 16. yılı kutlanıyor. Memura 16. yıl hediyesi 4 artı 3,5. Bununla yaşanabilir bir Türkiye kurulamaz, yeni bir dünya kurulamaz.” FAİZ YOLU İLE SÖMÜRÜYORLAR Meram Belediyesi eski Başkanı Veysel Candan ise konuşmasında, “Dünyada İslam’ı temsil eden ülkelere batığımız zaman hepsi ayrı bir alemde. İslam alemi neden bu halde diye bir teşhis koymamız lazım. Batılı emperyalist güçler, NATO demiş bir araya gelmişler, tek İslam ülkesi Türkiye’yi de içine almışlar. BM demişler, orada konseyde, yetkili 5 Hristiyan ülke var, 55 İslam ülkesinin hiçbir yetkisi yok. Olaylara karşı bir kınama yapıyorlar öyle geçiyor. İsrail aleyhinde kararlar alıyorlar ama İsrail uygulamıyor, hiçbir müeyyidesi yok. Dünya Ticaret Örgütü kurmuş, tüm İslam ülkelerinin ticaretinden yüzde 5-6 haraç alıyor. Bankalar düzenini kurmuş, faiz yolu ile sömürü yapıyor. Bunun neticesinde çok ölçüsüz bir toplum ortaya çıkıyor” dedi. İSLAM BİRLİĞİ KURULMALI Saadet Partisi İl Başkanı Hasan Hüseyin Uyar da yaptığı konuşmada, “Zor bir zaman dilimi içinde Kurban bayramını idrak etmeye çalışıyoruz. Şu anda milyonlarca Müslüman hac vazifesini yerine getirirken, yüz binlerce Müslüman da yeryüzünün bir köşesinde zulüm ve ızdırap altında inlemektedir. Kurban’da Müslümanlar hav vazifelerini yerine getirirken, ırkına ve mezhebine bakmadan, ‘Biz ancak kardeşiz ve burada İslam birliğini sağlamak için toplanıyoruz’ derler. Onun için bugün Kabe’nin etrafında insanlar toplanıyorsa, yeryüzündeki zulmün kaldırılması için de tüm Müslümanların ırk ve mezhep ayrımı yapmaksızın İslam Birliği’ni kurmak için çalışması farzdır. Somali’deki Patani’deki, Suriye’deki zulmü kaldırmak için İslam Birliği’ni kurmak zorundasınız. Eğer bunun için çalışmayıp, herhangi bir söylem veya protesto veya kınama yapmanız, ne zulmü ortadan kaldırır ne de imanın en zayıf noktası olan şartı ortadan kaldırır. İslam Birliği’nin kurulması için çalışmalıyız” dedi. Konuşmaların ardından protokol üyeleri ve partililer bayramlaştı.
Bayramlaşma Programı | Kurban Bayramı 2017
Meram Belediyesi Eski Başkanı ve Grup Başkan Vekili Veysel CANDAN Konya Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı ve Genel Başkan Başdanışmanı Mustafa ÖZKAFA
Ağustos Ayı Bölge Divan Toplantıları | Ağustos 2017
Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı 6. Olağan Kongresi sonrası çalışmalarına hız kattı. İlçe Teşkilatlarının da kongrelerini tamamlamasının ardından bölge divan toplantılarına ağırlık verdi. Geçtiğimiz hafta sonu 7 ayrı bölgenin divan toplantıları gerçekleştirildi… SAADET PARTİSİ’NDEN BÖLGE DİVAN TOPLANTILARI İl, ilçe ve Genel Merkez Kongrelerini eksiksiz bir şekilde tamamlayan Saadet Partisi teşkilatları çalışmalarına hız kattı. Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı baskın bir seçim olması halinde hazır bulunmak için bölge ve ilçe çalışmalarına hız kattı… Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen bölge divan toplantılarını 1. Bölge: Sarayönü, Kadınhanı, Ilgın, Doğanhisar, 2. Bölge: Ereğli, Karapınar, Emirgazi, Halkapınar, 3. Bölge: Kulu, Cihanbeyli, Altınekin, 4. Bölge: Çumra, Güneysınır, Hadim, Taşkent 5. Bölge: Beyşehir, Hüyük, Derbent, Derebucak, 6. Bölge: Seydişehir, Ahırlı, Bozkır, Yalıhüyük, Akören, 7. Bölge: Akşehir, Tuzlukçu, Yunak, Çeltikte gerçekleştirdi… Toplantılara il Teşkilat Başkanı Hüseyin Saydam,İl Başkan Yardımcıları,İlçe Müfettişleri, Sarayönü eski Belediye Başkanı Salih Ülker, Bölge ve İlçe Başkanlarının yanı sıra ilçe yönetim kurulu üyeleri de katıldı… HÜSEYİN SAYDAM “İMAN VARSA İMKÂNDA VARDIR DÜSTURU İLE ÇALIŞACAĞIZ” Saadet Partisi Ereğli, Karapınar, Emirgazi, Halkapınar Bölge Divan Toplantısında konuşan İl Teşkilat Başkanı Hüseyin Saydam; “Bizler olması gereken kadar değil, takatimizin sonuna kadar çalışacağız. Çünkü biz herhangi bir siyasi hareket değiliz.Biz Milli Görüşçüler,Saadet Partililer olarak iyiliği emr kötülüğü nehydüsturunda çalışan bütün insanlığın saadet ve selametini amaçlayan ve bu uğurdaçalışan siyasi hareketiz. Saadet Partisi bu milletin ruh köküdür, özüdür, bu milletin ta kendisidir.Onun için tüm ilçelerde teşkilatlarımızın çalışmalarını daha da artırarak bu topraklardaki insanlarımızın kırılan umudunu tekrar sağlamak için canla başla çalışacağız.” dedi. Saydam, Ülkemizin geçirdiği buhran dolu günlerden sonra iç ve dış mihraklarca kardeşliğimizin bozulmaya çalışıldığı, milletimizin kutuplaşmaya sevk edildiği bu dönemde, bizler her şeye inat bu topraklarda sevgi ve kardeşliği yeşertmek için tohumları saçmaya devam edeceğiz. Hiç kimsenin bu topraklardaki insanları ayrıştırmasına izin vermeyeceğiz. Karşımıza gerek maddi gerekse manevi zorluklar çıkacak ama bizler Erbakan Hocamızıntek varisi ve Milli Görüşün tek temsilcisi olan Saadet Partisi olarak, ülkemizin tarımda, sanayide, bilimde, teknolojide, ekonomide, gelişmesi ve büyümesi için çalışacağız, tenkitlerimizi ve tavsiyelerimizi sunacağız. Bugün en çok ihtiyacımız olan her alandaki ahlaki yapının güçlendirilmesi için çalışacağız. Kısacası Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya’nın kurulabilmesi için elzem olan İslam Birliği’nin hayata geçmesi için çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı… SALİH ÜLKER “YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’Yİ SAADET PARTİLİLER İNŞA EDECEK” Sarayönü Saadet Partisi İlçe Teşkilatında düzenlenen Sarayönü, Kadınhanı, Ilgın, Doğanhisar Bölge Divan Toplantısında konuşan Saadet Partisi Sarayönü eski Belediye Başkanı Salih Ülker ise Saadet Partili kadrolar inşallah Yeniden Büyük Türkiye’yi ve Yeni Bir Dünya’yı inşa etmek üzere görevlerinin başındalar. Yaşanabilir Bir Türkiye’yi, Yeniden Büyük Türkiye’yi ve Yeni Bir Dünya’yı bu kadrolar ile kuracağız dedi… SALİH ÜLKER “MİLLİ GÖRÜŞ ÜLKEMİZİN PUSULASI KONUMUNA GELMİŞTİR” Türkiye’nin pusulası olduklarını ifade eden eski Belediye Başkanı Salih Ülker, ağır sanayi ve savunma sanayinin mimarının Saadet Partisi olduğunu belirterek konuşmasında şunları kaydetti; “Milli görüş Ülkemizin pusulası konumuna gelmiştir. Saadet Partili kadrolar ağır sanayi ve savunma sanayi hamlelerini başlatmışlardır. Kıbrıs Barış Harekâtını bu kadrolar gerçekleştirmiştir. Ayrıca bizim kimden gelirse gelsin, kim yaparsa yapsın herhangi bir zulme karşı bir tahammülümüz söz konusu değildir. Bir tek örnek vereyim bu konu ile ilgili 1996-1997 yıllarında Milli Görüşün iktidarında İsrail bir tek Filistinliyi öldürememiştir. Şimdi ise bizim bakanlarımızbile oradayken Filistin halkı saldırılara maruz kaldı” dedi… Saadet Partisi’nin Türkiye’nin Teminatı olduğunu vurgulayan Ülker, hatta sadece Türkiye’nin değil tüm dünya Müslümanlarının, tüm mazlumların savunucusu ve hamisidir, diye ekledi.
2017 | Şehir Hastaneleri Raporu
Sağlıkta dönüşüm programının yeni bir safhası olarak gösterilen Şehir Hastaneleri, sağlık hizmetlerinin organizasyon ve sunumunda doğrudan ve dolaylı yönleri ile önemli değişiklikler oluşturacaktır. Bütün bu değişiklikleri çeşitli yönleri ile irdelemek maksadı ile bu çalışmayı yapmış bulunmaktayız. İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Sosyal İşler Başkanlığımızın Şehir Hastaneleri Raporu Basın Açıklaması
Değerli Basın Mensupları… Sosyal İşler Başkanlığımızca hazırlanan “Şehir Hastaneleri Raporu”nu kamuoyunun takdirlerine arz ederiz. Bilindiği üzere, devlet tarafından yürütülen sağlık hizmetlerinin hizmet karşılığında belirlenmiş bir süreye kadar özel sektör tarafından uygulanması amacıyla işletmeye açılan bütünleşmiş hastaneler şehir hastaneleridir. 2003 yılından itibaren hayata geçirilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile Nisan 2003’te Performansa Dayalı Ücret Sistemi, Eylül 2003’te devlet memurlarının sevksiz özel hastanelere başvuru imkânı, Ocak 2004’te Sağlık Bakanlığı-SSK sağlık tesisleri ortak kullanım yolu, Mart 2004’te reçeteli ilaçlarda KDV, yüzde 18’den yüzde 8’e indirildi ve Mayıs 2006’da SGK kuruldu, SSK, BAĞKUR, Emekli Sandığı SGK çatısı altında toplandı, Ekim 2007’de “Genel Sağlık Sigortası” sistemine geçildi, Ocak 2010’da kamu personeli de “Genel Sağlık Sigortası” kapsamına alındı, Ekim 2012’de “Kamu Hastane Birlikleri Yasası” çıktı. Ancak tüm bu gelişmelerin yanı sıra Temmuz 2006’da sağlık hizmetlerinde “Yap-Kirala-Devret” olarak adlandırılabilecek “Kamu Özel Ortaklığı Modeli” ile ilgili uygulama yönetmeliği devreye girdi ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın 3. fazı olan Şehir Hastaneleri süreci başladı. Kamu Özel Ortaklığı Modeli Sağlık alanında uygulanırken, Hastanenin tıbbi bölümünün işletilmesi ve yönetilmesi yine Sağlık Bakanlığı’na ait ve Bakanlık kendi sağlık personelini çalıştırmaya devam etmektedir. Yani taşeron olarak uygulanan hizmetler ile ticari alanların işletilmesi özel ortağın tekelinde olmaktadır. Herhangi bir olumsuzluk durumunda Bakanlığın bir tür emniyet tedbiri gerektiğinde aktif olarak müdahil olması gerekirken, işleyen süreçler bakımından henüz düzenleyici ve denetleyici fonksiyon oluşmamıştır. KÖO Modeli ile tıbbi hizmet dışındaki yönetim, hizmet ve ticari alanlar sözleşmeciye bırakılıyor. Bu bakımdan devletin, sağlık sektöründe bu alanlardan bütünüyle çekilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü, şehir hastanesini inşa eden yüklenici firma ya da firmalar hastane içi ve çevresinde yapacakları tüm ticari işletmeleri kendileri yönetecektir. Bunların yanı sıra görüntüleme ve laboratuvar hizmetlerini yürütecek, radyasyon onkolojisi gibi ileri teknolojili ve yüksek maliyetli çalışmaları üstlenecek. Daha sonra ise bu hizmetlerin faturasının devlete nasıl yansıyacağı ortaya çıkacak. Suistimale sebebiyet verecek açıklıklar yasal tedbirler muhakkak kapatılmalıdır. DOLULUK DAHA ÇOK HASTALANMA İLE OLUR Hastanenin bilgi yönetim sisteminin de işletebilecek olması beraberinde hasta kayıtlarının güvenlik ve mahremiyetine ilişkin endişelere de yol açmaktadır. Hastanelerde sürekli olarak tüm yatakların ve cihazların kullanılmasının yüzde 70 oranında garanti edilmesi bu oran tutturulamaz ise Sağlık Bakanlığı ihaleyi alan şirketlere aradaki farkı ödemeyi de taahhüt etmekte. Dolayısıyla doluluk oranını tutturmak için vatandaşların “daha çok hastalanması” ve hastanelere başvurması gerekmektedir. Bu durumda ise yöneticilerin sağlık personeli üzerinde baskı kurması kaçınılmaz olur. Ayrıca hastaların sistemde gereksiz yere fazladan tutulup tutulmadığı noktasında şüpheler oluşur. Kamu-Özel İşletme Modeli’nin ülkemizde uygulanan en önemli örneklerinden biri köprülerde garanti edilen araç geçiş sayısı, Şehir Hastanelerinde müşteri sayısı olarak karşımıza çıkıyor. Garanti edilen yüzde 70’lik doluluk karşılanamadığı takdirde; ya direkt olarak katkı payı olarak milletin karşısına çıkacak ya da dolaylı şekilde vergilerden firmalara ödemeler yapılacak. Kısacası devlet, kendisini üç ya da beş yılda amorti edecek bir proje için mi yüklenici firmalara 25 yıl süreyle kira ödeyecek? Bu durum akla “neden!” sorusunu getiriyor. Bütün bunların yanı sıra modelin uygulanma sürecinde şeffaflık, performans ve hesap verebilirlik bilincinin daha az olması, daha yüksek maaşlar, yeterli niteliklere sahip olmayanların keyfi olarak istihdamına neden olabilmesi, yönetim kurulunun gözetim ve denetim sorumluluğunu tam olarak yerine getirememesi ve nihayetinde devletin üstlenmesi gereken yükümlülüklerin ortaya çıkabilmesi ile kamusal sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine dair kamuoyunda yanlış algılamalar oluşabilir. HASTANELER TİCARİ İŞLETMEYE DÖNÜŞMEMELİ Ayrıca mevcut bina ve ekipmanların tamamen elden çıkartılması da bir israftır. Köprü, otoyol, tüp geçit, hava alanı ve sağlık kampüsleri tek tek bakıldığında her biri için firmaların çektikleri kredi üzerinden ayrı ayrı borçlanan ülkemiz, ciddi bir borç yükünün altına girmektedir. KÖO Modeli başta kullanışlı bir model olarak görülse de düzgün planlanmadığı zaman ülkeyi felakete sürükleyecek bir dış borç yapısı ortaya çıkarmaktadır. Sağlıkta kalite; binaya, makineye, otelciliğe ya da lükse değil “insan”a dayanır. Bu sebeple hekime, sağlık çalışanlarına, sağlık girişimcilerine, hizmete, tıbbi cihaz ve ilaçta Ar-Ge standartlarının geliştirilmesine, verimliliğe ve inovasyona önem verilmeli ve buna göre yatırımlar yapılmalıdır. Devlet hastaneleri ticari işletmeye dönüştüğünde sağlık hizmetlerinin kamusal niteliği azalarak maliyeti artacak ve gelir dağılımı zaten fevkalade bozuk olan ülkemizde sağlık hizmetlerine ulaşmak zorlaşacaktır. Şehir Hastaneleri ile sağlık imkânları bir bölgede toplanarak halka daha kolay ve daha az masrafla hizmet vermek amaçlanırken iş mecrasından çıkarılmış ve ranta açık bir hale büründürülmüştür. Köprü, otoyol, tüp geçit ve hava alanı projelerinde olduğu gibi Şehir Hastaneleri projeleri kapsamında özel şirketler devlet garantisi ile borçlanmakta, dış borç stokunu artırmakta ve geleceğimiz adeta ipotek altına alınmaktadır. Belki iyi niyetle başlatılan bir proje, ne yazık ki işe plansızlık da girince ranta kurban edilmiştir. İktidar, hastalığı, borçlanmayı, bağımlılığı teşvik ediyor, etmemelidir. Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı Sosyal İşler Başkanı Muhammed UZUN
Temmuz 2017 | Ekonomi Raporu
Mart 2017’de % 21.4 olan genç nüfustaki işsizlik oranı azalarak Nisan 2017’de % 19.8 olmuştur. Bir ay öncesine göre azalan genç nüfustaki işsizlik oranı bir yıl önceki işsizlik oranı ile karşılaştırıldığında yükselmiş olduğu görülmektedir. İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ