Saadet Partisi ülkemizin en eski, en köklü siyasi partilerinden biridir. Saadet Partisi her ne kadar medyada çok fazla görülmese de, meclis dışında olsa da en çok çalışan partilerinden birisidir. Saadet Partisi Türkiye’nin en çok proje üreten, çözüm üreten partisidir. Saadet Partisi ülkemizin sorunlarına asla bigâne kalmaz, bana ne demez, sorunları doğru teşhis eder, o sorunlarla ilgili de tedavi yollarını, çözüm yollarını gösterir. Bu manada Saadet Partisi yapıcı muhalefet örneğinin en önde gelen müstesna partilerinden birisidir. Onun için Saadet Partisi genel merkezimiz, ülkemizin içinde bulunduğu önemli sorunlarla alakalı birçok çalışma yapmış raporlar hazırlamış bu raporları hem kamuoyu ile ve hem de yetkili kişi ve kurumlarla paylaşmış bu sorunlarla alakalı çözüm önerilerini ortaya koymuş ve sorumlu muhalefet örneği nasıl olur bunu da göstermiştir. Bu yapılan çalışmalar sonucunda birçok raporlar hazırlanmıştır. Bunlardan bazıları İç Göç Raporu Aile ve Ahlaki Yozlaşma Raporu Eğitim Müfredatı İnceleme Raporu Üniversite Öğrencilerinin Problemleri Aylık Ekonomi Raporu Şehir Hastaneleri Raporu gibi raporlar hazırlanmıştır. Son olarak ta iki gün süren, belediye başkanları, akademisyenler, mimarlar ve şehircilik üzerine araştırmalar yapan uzmanların katıldığı bir şehircilik çalıştayı yapıldı. Burada belediyecilik ve şehirleşme masaya yatırıldı. Görülen şu ki Belediyelerin dolayısı ile şehirlerimizin durumları hiç te iç açıcı değil, çünkü şehirler adeta beton yığını haline geldi. Şehirlerimiz yaşanmaz hale getirildi. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Bu ülkenin Genel yönetiminde 15 yıldır, belediye yönetimlerinde 25 yıldır söz sahibi olan şehirlerin kaderini belirleyen Bakanlar söylüyor, Başbakan söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Bu elbette sevindirici bir gelişme, çünkü biz Saadet Partisi olarak yıllardan beridir bu tehlikeye yani dikey yapılaşmaya, ranta dayalı şehirleşmeye karşı çıkıyorduk. Cumhurbaşkanının İstanbul’a ihanet ettik sözü, insanın hatasını kabul etme anlamında bir erdem ama yapılan hatalar, şahsi hatalar değil toplumu ilgilendiren geleceğimizi, gelecek nesilleri ilgilendiren hatalar bundan dolayı bu yapılan yanlışlar her kim tarafından yapılmışsa bir karşılığının olması gerekir. Aynı hatalardan, ranta dönük dikey yapılaşmadan Konya’da nasibini almıştır. Bunun neticesinde de güzelim şehrimiz adeta beton yığını haline getirilmiştir. Kentsel dönüşüm adı altında mahalleler tamamen yıkılıp yok ediliyor, çok uzun yıllara dayanan komşuluk ilişkileri bitiriliyor, insanların doğup, büyüdükleri semtlerden, mahallelerden, sokaklardan eser kalmıyor, adeta şehirlerin hafızası siliniyor. Her yöreye her şehre ait o yöreye özgü mimari doku yok ediliyor. İnsanların ayakları yerden, topraktan kesilmiş, o kibrit kutusu gibi binaların içerisine insanlar istiflenmiş bunun adına da gelişmişlik denilmiş. Buralardaki kat artışı önceki müstakil evlere oranla 8-10 katına çıkmış bununla beraber altyapı sorunu, park sorunu, trafik sorunu ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugün şehrimizde trafik çekilmez bir hal almaya başlamıştır. Yaşanabilir bir Türkiye, Yaşanabilir şehirlerle oluşur. Yaşanabilir şehirler ise yatay mimari ile az katlı evlerin konutların olduğu, insanların ayaklarının yerden kesilmediği, sokaklarında cıvıl cıvıl çocuk seslerinin geldiği, köklü komşuluk ilişkilerinin olduğu, insanların huzur içerisinde yaşadığı mekânlarla oluşur. Devlet ve belediyelerimiz aslında sosyal devlet ve sosyal belediyecilik yapmalı ama maalesef belediyelerimiz bir emlakçı mantığıyla nasıl daha fazla rant elde ederim mantığıyla çalışmakta olup vatandaşı fakir fukarayı garip gurebayı asla düşünmemektedir. Bu şartlar altında garibanın ev sahibi olması asla mümkün değildir. Bu ve bu gibi konularda sorunlar ancak Milli görüş anlayışı ile çözülür. Ülkemizin sorunları sadece bunlar değil Son aylarda gerek yurt içinde yaşanan terör olayları ve gerekse diğer sosyal ve siyasal olaylar, özellikle AK Parti içinde yaşanan olaylar ile komşu ülkelerde yaşanan çatışmalar Türkiye’de gündemi çok fazla etkiliyor ve ülkemizin gündemi bir anda değişiyor. Bu olaylar özellikle iktidarı ve siyasi partileri fazlasıyla meşgul ediyor. Öyle ki, iktidar ve ana muhalefet partisi CHP, milletimizin ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümü ile ilgilenmeye fazla zaman ayıramıyor. AK Parti kendi iç işleri ile Belediye Başkanları ile uğraşıyor. CHP de AK Parti içindeki bu anlamsız sorunlarla ilgili tartışmalara katılıyor. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2018 yılı bütçesi görüşülüyor. Ama kimsenin ilgisini fazla çekmiyor. Çiftçi, işçi, memur, emekli, esnaf ve işverenler perişan. Hepsi sorunlarının çözümünü bekliyor. Ama iktidar partisi, AK Parti yetkilileri sadece konuşuyor. CHP’de iktidara laf yetiştirmeye gayret ediyor, tartışmalar sürüp gidiyor. İşin daha ilginç olanı ise iktidar partisi de aslında gidişattan memnun değil, sanki kendisi muhalefet te imiş gibi yapılan icraatları eleştiriyor. Burada merak ettiğimiz acaba 15 yıldır bu ülkeyi AK Parti yönetmiyor da başka bir parti mi yönetiyor. Bunu da doğrusu merak ediyoruz. Ülkemizin ekonomisi her geçen gün kötüye gidiyor. İşsizlik giderek artıyor, enflasyon yükseliyor, faiz durdurulamıyor. İşsizlik. TÜİK tarafından yayınlanan verilere göre, Haziran 2017’de % 10.2 olan işsizlik oranı Temmuz 2017’de % 10.7’ye yükselmiştir. Yani işsizlik oranı bir ay öncesi ile karşılaştırıldığında % 0.5 artmıştır ve çift haneli rakamlarda seyretmektedir. Sayısal olarak 3.443.000 insanımız işsizdir. 2016 yılının Temmuz ayındaki işsizlik oranı da % 10.7 idi. Yani Haziran 2017’deki işsizlik oranı bir yıl önceki ile aynı düzeydedir, azalmamıştır. Ancak sayısal olarak 2016 yılı Temmuz ayında ülkemizde 3.324.000 olan işsiz sayısı 2017 yılı Temmuz ayında 3.443.000’e yükselmiştir. Yani bir yılda işsiz sayısı 119.000 kişi daha artmıştır. Yıllardan beri işsizlik oranı yüksek düzeyde seyrediyor. Bu durum iyiye değildir. Dileğimiz bu ülkede yaşayan her insanımızın iş bulup çalışması ve dolayısıyla işsizlik oranının düşük olmasıdır. Enflasyon (TÜFE). TÜİK verilerine göre, 2017 yılı Ekim ayında enflasyon (TÜFE) bir önceki aya göre % 2.08 arttı. Yıllık enflasyon da % 11.90 olarak gerçekleşti. Şubat 2017’den başlayarak çift haneli rakamlarda seyreden enflasyon (TÜFE) Temmuz 2017’de tek haneli rakama, % 9.79’a düştü. Ancak Ağustos 2017’den itibaren tekrar çift haneli rakamlara yükseldi ve Ağustos 2017’de % 10.68 oldu. Ağustos 2017’de % 10.68 olan yıllık enflasyon, Eylül 2017’de % 11.20’ye ve Ekim 2017’de de % 11.90’a yükseldi. Enflasyondaki artış tüm toplum kesimlerini çiftçi, işçi, memur ve emeklilerimiz ile esnafımızı etkilemektedir. İktidar enflasyon konusundaki hedefini maalesef geçmiş yıllarda tutturamamıştı. Dileğimiz 2017 yılında % 6.5 olarak belirlenen enflasyon hedefinin tutturulabilmesidir. Ama tutturulacağına pek ihtimal veremiyoruz. Faiz. 2017 yılının ilk dokuz ayında (Ocak-Eylül) bütçeden faize 46,6 milyar TL ödeme yapılmıştır. 2017 yılının tamamında bütçeden yapılacak faiz harcamalarının miktarı 57,5 milyar TL olarak hedeflenmiştir. Görünen o ki bütçeden yılsonunda hedeflenen miktar kadar faiz ödemesi yapılacaktır. Bu arada döviz deki artış engellenemiyor. Vergiler artırılıyor. Zamların ardı arkası kesilmiyor. Bütçe sürekli açık veriyor, daha bir kere bile ağızlarından Denk Bütçe sözcüğü çıkmamıştır. Anlaşılan o ki, AK Parti’nin lügatinde “Denk Bütçe” sözcüğü hiç yok. Evet, vergilere zam yapılarak, akaryakıt ürünlerinin (benzin, motorin) fiyatı yükseltilerek vatandaştan alınan paraların nerelere gittiği belli oluyor.
Şehircilik Çalıştayı | 18 Kasım 2017
Saadet Partisi’nin iki günlük ‘ŞehircilikÇalıştayı’ Genel Başkan Temel Karamollaoğlu’nun katılımıyla başladı. İlci Otel’de gerçekleşen Çalıştay’a Milli Görüş’ün efsanevi ve eskimez belediye başkanları, akademisyenler, mimarlar ve şehircilik üzerine araştırmalar yapan uzmanlar katıldı. Çalıştayın açılış konuşmasını Saadet Partisi Mahalli İdareler’den sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İlyas Tongüç yaptı. Mahalli İdareler olarak efsane hizmetleriyle nam salmış Milli Görüş belediyelerinin bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları bir araya getirdiklerini hatırlatarak, belediyecilikten bahsedebilmek için öncelikle şehircilikten bahsetmek gerektiğini belirtti. DÜZELTİLMEYE MUHTAÇ ADIMLAR ATILDI! Geçmişte Türkiye’nin hizmet belediyeciliğine hakikaten muhtaç olduğunu hatırlatan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, bugün birçok problemin halledilmiş gibi gözüktüğünü belirterek, ama yapılanların içerisinde düzeltilmeye muhtaç birçok adımların atıldığını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İstanbul’a ihanet ettik’ sözlerini hatırlatan Karamollaoğlu, Erdoğan’ın neyi kastederek, ifade ettiğini kestirmenin mümkün olmadığını söyleyerek, ama bir yanlışlığın, çarpıklığın ve düzensizliğin olduğunungöz ardı edilemeyeceğini ifade etti. ŞEHİRCİLİKTE BİR KARGAŞA HAKİM Vatandaşların huzur ve intizam içerisinde yaşayabilmesi için bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç duyulduğuna vurgu yapan Karamollaoğlu şöyle devam etti: “Belediye neden var? Neyi öncelemeli? Bunun için de şehir planlanmasına ihtiyaç var. Eğer plan yapılıp, arkasından ise tabiri caizse her hafta o plan tadilata uğramak mecburiyetinde kalırsa, benim kanaatime göre ona plan denmez. Plan, daha uzun vadeli olarak problemlerin çözülmesi için yapılan bir hazırlıktır, bir çalışmadır. Maalesef son zamanlarda şehircilik anlamında ciddi bir kargaşa ile karşı karşıyayız.” BU ZİHNİYETİN DEĞİŞMESİ LAZIM Bir şehirdeki planın belediye meclisinin sağladığını da hatırlatan Karamollaoğlu, “Ama siz TOKİ gibi bir takım kurumlara, ‘siz artık belediyenin denetimi altında değilsiniz’ derseniz. O şehir yaşanmaz hale gelir. Şimdi TOKİ belediyelerin denetimi altında mı? Hayır. Kendisi planını yapıyor, getiriyor şehrin göbeğine oranın altyapısıyla bağdaşmayacak inşaatları dikiyor. O şikayet edilen yüksek binalar genelde TOKİ’nin yaptığı binalar. Bunun mantığını anlamakta cidden zorlanıyorum. Siz yerde bir belediye kuracaksınız, o belediye oranın şehirciliğini düzenleyecek, trafiğini, yolunu düzenleyecek, kat yüksekliğini, yoğunluğu düzenleyecek. Onun arkasından da belli gruplara diyeceksiniz ki ‘siz belediyenin bu mevzuatına tabi değilsiniz.’ Burada bir yanlışlık var. Bu zihniyetin mutlaka değişmesi gerekir” diye konuştu. RANT ŞEHİR KİMLİKLERİN YOK ETTİ Ranta dönük şehirleşmenin, şehirlerin kimliklerini yok ettiğini belirten Karamollaoğlu şunları kaydetti: “Belediye hizmetlerinde ‘bana oy veren, vermeyen’ diye bir ayrım yapmaya başladığınız zaman kargaşa çıkar. Yine planlar altüst olur. o kargaşa o düzensizlik eninde sonunda size oy verenleri de etkiler. Bundan dolayı belediye anlayışında bu hususa büyük oranda itina gösterilmesi lazım. Son zamanlardaki ranta dönük şehirleşme, şehirlerin kimliklerinin yok olmasına da neden oldu. Aslında eskiden her şehrin kendine mahsus bir kimliği vardı. şimdi o kimlikler kalktı. Artık bütün şehirler aynı birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansız. “ TOKAR: BELEDİYECİLİKTE ÇIĞIR AÇTI Refah-Yol Hükümeti’nin Çevre ve Şehircilik Bakanı M. Ziyattin Tokar yaptığı konuşmada Refah’ın 94 seçimlerinde 5 büyükşehir ve 20’nin üstünde belediyeyi aldığını hatırlatarak, Erbakan Hoca’nın belediyeler arasındaki alışverişi sağlamak için düğmeye bastığını belirtti. Tavşanlı’da çıkan kömürün Ağrı’da üretilen başka ürünle değiştirilmesi için koordinasyon kurduklarını söyleyen Tokar, Milli Görüş’ün belediyecilik alanında bir çığır açtığına vurgu yaptı. ÖZFATURA: RÜŞVET VE YAĞMA HİÇ BU KADAR ARTMADI Genel Başkan Karamollaoğlu’ndan duayen ve efsane belediye başkanları kısa açıklamalarda bulundu. Önce söz alan İzmir Büyükşehir eski Belediye Başkanı Burhan Özfatura, Türkiye’de demokrasinin olmayışı ve tek adamlığın hakim olmasının belediyeciliği de etkilediğini belirterek, “Hiçbir zaman rüşvet ve rant yağması bu kadar artmadı. Kararlar Belediye Meclis’inden geçmese bile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yandaşlara istediği kapıyı açıyor. Türkiye’de rüşvettin açmadığı bir kapı yok maalesef. Ben inanıyorum ki Saadet Partili kardeşlerimiz bu çalıştayla yanlışları ortadan kaldıracak” dedi. ÖZKAFA: MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN İKTİDAR OLMASINDA BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI VARDIR Konya eski Belediye Başkanı MustaafaÖzkafa, ise “Türkiye’de sürekli bir sistem tartışması var. Ama belediye sisteminin vatandaşa hizmet açısından çok daha mühim olduğunu görüyoruz. Milli Görüş hareketinin tekrar hükümet olmasının altında belediye hizmetlerinin olduğunu cümle alem biliyor. Milli Görüş sadece fikri ortaya koymayıp, aynı zamanda fiiliyatta da uyguladı. Efsanevi Mili Görüş belediyeciliğinin dillere pelesenk olmasının yegane sebebi sözü ve özünün bir olmasından kaynaklanıyor” diye konuştu.
Genel Başkanımızın Nato Tatbikatında Yaşanan Skandalla İlgili Tepkisi | 18 Kasım 2017
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Norveç’teki NATO tatbikatında yaşanan skandala sert tepki gösterdi. Karamollaoğlu, “Norveç’de yaşanan rezalet, basit bir hata değil, bizce; NATO’nun İslam’ı ve Müslümanları düşman olarak gören anlayışının dışa vurumudur” dedi. Sovyetlerin dağılmasından sonra, NATO’nun, 1990 yılında İskoçya’da yapılan toplantıda İslam’ı yeni düşman olarak tanımladığını hatırlatan Karamollaoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Norveç’teki NATO tatbikatında yaşanan skandal, sıradan bir özürle geçiştirilebilecek bir hadise değildir. Bir çalışanın hatası denilerek üzeri ört bas edilemez. Bütün yönleriyle araştırılmalı ve NATO yetkilileri tarafından tatmin edici bir açıklama yapılmalıdır. Biz Saadet Partisi olarak NATO’nun yapısı ve faaliyetleri ile ilgili endişelerimizi 40 yıldır dile getiriyoruz. Bilindiği gibi, NATO, Sovyet bloğunun dağılmasından sonra 1990 yılında İskoçya’da yapılan toplantıda strateji değiştirmiş ve İslam’ı kendisine yeni düşman olarak belirlemiştir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Norveç’de yaşanan rezalet, basit bir hata değil, bizce, NATO’nun islamı ve Müslümanları düşman olarak gören anlayışının bir dışa vurumudur. Bu noktada Türkiye’ye düşen görev, NATO üyesi tek islam ülkesi olarak, NATO ile ilişkilerini ciddi anlamda gözden geçirmek olmalıdır.” dedi.
2017 | Türkiye’de Gençlik Raporu
Gençlik, insanın toplumsal değişimlerden en fazla etkilendiği dönem olmakla birlikte bu dönüşümlerin öncüsü ve taşıyıcısı olması bakımından da oluşturduğunun tespiti ve tahlili zorunlu görülmektedir İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
26. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi | 14 Kasım 2017
26. Uluslararası Müslüman Toplulukları Birliği Kongresi “Küresel Krizler; İslam Dünyası ve Batı” konusuyla toplandı. Programa, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, ESAM Genel Başkanı M. Recai Kutan, Sudan İslami Hareket Genel Başkanı Zübeir Ahmed Elhasan Mohamed, MILF – İslami Özgürlük Cephesi Genel Başkanı Dr. Hacı Murat İbrahim, MEMUR-SEN Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın, Hindistan Jemaat-i İslami Genel Başkan Yardımcısı Arif Ali Thottancheri, HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, HAMAS İslami Direniş Hareketi Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, CANSUYU Genel Başkanı Mustafa Köylü, Pakistan Jemaat-i İslami Dış ilişkiler Başkanı Abdulğaffar Aziz, PTT Genel Müdürü Kenan Bozgeyik, Moritanya Tavasul Partisi Genel Başkanı Muhammed Cemil Mansur ve Lübnan İslami Çalışma Partisi Genel Başkanı Şeyh Züheyr Cad katıldı. HEDEFİMİZ İSLAM BİRLİĞİ Müslüman Topluluklar Birliğine büyük bir görev düştüğünü dile getiren Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, “Bu çalışmaların bir ana hedefi var. Bu hedef yeni bir dünyanın kurulması hedefidir. İslam ülkeleri üç ana prensibi esas almalıdır: Bunlardan birincisi, Müslüman ülkeler birlik ve beraberlik içinde olmalı, İslami ölçülere uymalı, müminlere zulmedenlere karşı birbirlerine destek olmalıdır. Bu çok önemli bir ilkedir. İkincisi, Müslüman ülkeler “Şahsiyetli Dış Politika” izlemelidir. Müslüman ülkeler çeşitli Batılı ülkelerin dümen suyunda gitmemelidir” diye konuştu. FESADIN ÖNLENMESİ İÇİN ÇALIŞMALIYIZ Bütün insanlığın özlediği hakkı üstün tutan bir dünya düzeninin kurulmasının ancak İslam ülkelerinin güçlü olmasıyla sağlanabileceğini ifade eden Asiltürk, “İslam ülkeleri uydu değil, lider ülke olmaya çalışmalıdırlar. Üçüncü ilkemiz ise Müslüman ülkeler yeryüzünde fesadın önlenmesi ve bütün insanlığın saadeti için gayret göstermelidir. Zulümlere ve haksızlıklara sessiz kalmamalıdır. Allah’ın takdiriyle Müslümanlar olarak, bugün dünyada büyük nispette genç nüfusa sahibiz. Bundan başka, en kıymetli madenleri Allah bize ihsan etmiş. Biz kendi gücümüzle ayakta durabiliriz, güçlü bir topluluk oluşturabiliriz. Aksi halde, aldanıp da Batılılara tabi olduğumuz zaman sömürülürüz, uşak oluruz ve sürünürüz. İslam âleminin durumu bu ikincisine yöneliktir” dedi. BUGÜNKÜ NATO, İSLAM’A KARŞI KULLANILIYOR NATO’nun zulüm makinesi gibi çalıştığını söyleyen Asiltürk, “Bugünkü NATO, İslam’a karşı kullanılıyor. Kurulurken Komünizme karşı kurulmuş olmakla birlikte, kuvveti üstün tutan bir anlayışla kurulmuş olduğundan zulüm makinesi gibi çalışıyor. Bunların yerine ‘Bütün insanlar eşittir, herkes bu dünyada adil bir düzen içerisinde yaşamalıdır’ fikrini koruyacak olan “Müslüman Ülkeler Savunma ve İşbirliği Teşkilatı” kurulmalıdır. Bu işbirliği teşkilatı bütün Müslüman ülkelerin savunma araç ve gereçlerini normlaştıracak, bunları üretecek ve böylece 1,5 milyarlık bir âlemin ortak gücüyle tarihte olduğu gibi yeryüzünde hak ve adalet korunacaktır. UNESCO’NUN YERİNE GERÇEĞİ KURULMALIDIR UNESCO’nun firavunları metheden bir kültürün kurumu olduğunu belirten Asiltürk, “UNESCO’nun yerine gerçeği kurulmalıdır. Bugünkü UNESCO, ‘Biz kültürleri geliştirmek için kurulduk.’ diyor. Yaptıklarına bakıyorsunuz baştan sona firavunları methediyor. Eski Mısır en büyük medeniyetmiş. Eski Mısır Medeniyeti, kuvveti üstün tutan ve haşa ilahlık iddia eden zalim despotların medeniyetidir. Bu medeniyet, insanlığa felaketten başka bir şey getirmemiş bir zulüm düzeniydi. Bu zulüm düzenini methederek kültüre nasıl hizmet edilir? Biz Müslüman ülkeler olarak kendi kültür koruma teşkilatımızı kurmalıyız” dedi. BÜTÜN İNSANLIĞA SAADET GETİRMEK ZORUNDAYIZ Asiltürk: “Bu emperyalistlerin zihniyeti, ‘Ya öleceksiniz ya da kölemiz olacaksınız.’ şeklindedir. İşte bugün Afganistan’da, Keşmir’de, Irak`ta, Filistin’de, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da yapılan bu uygulamadır. Öyleyse biz bütün insanlığa saadet getirmek için çok büyük bir gayretle çalışmak mecburiyetindeyiz. Çünkü insanlığın saadeti ancak İslam’dadır. İslam’ın tanıtılıp yaygınlaştırılması en büyük hizmettir.” BİRBİRİMİZİ TEKFİR ETMEKTEN VAZGEÇELİM Sudan İslami Hareket Genel Başkanı Zübeir Ahmed Elhasan Mohamed: “Biz Kur’an’a uyan ecdadın torunlarıyız. İslam ümmeti olarak insanların en hayırlısı olarak müjdelenmişiz. Gelin birlik olalım, beraber olalım. Evet ülkelerimiz parçalanmış ve bölünmüş. Bu bölünmüşlükle bir yere varılamaz. İmkanlarımız olanaklarımız var, gelin bunları kullanalım. Evet İslam ülkeleri arasında görüş farklılıkları var. Maalesef biz bunları hak ediyoruz. Gerekli bir şekilde iman etmiyoruz. Biz önce kendimizi ıslah edelim. Fertler olarak tövbe edelim. Allah o zaman bizi başarıya götürecektir. Eğer biz kendimizi değiştirmezsek hiçbir şey yapamayız. Toplanır durur ama bir yere gidemeyiz. Partiler arasında kavga var. Müslümanlar arasında mezhepsel çatışmalar var. Zehirli tohumlar var. Kitabı ve sünneti kendimize düştür edelim. Bundan başka kurtuluş yok. Faizle alışveriş ediyoruz. İslam’ın sadece adı var kendisi yok. Gelin mümin kardeşlerim kendimize öz eleştiri yapalım. Kuranın neresindeyiz? Bu sorulara bir cevap arayalım Birbirimizi tekfir etmekle, İslam adına yapılan cinayetlere seyirci kalmakla bir yere varamayız.” SÖMÜRÜDEN SONRA İSLAM’I SEÇTİK MILF – İslami Özgürlük Cephesi Genel Başkanı Dr. Hacı Murat İbrahim, “Her yıl biz burada bir araya geliyoruz. Hiç kuşkusuz bu toplantı, uzun yıllar önce başladı. İslam toplumları arasında birlik beraberlik sağlanması amacıyla bu toplantı yapılmaya başlandı. Zira İslam toplumları bir araya gelip ele ele verip yardımlaşmazlarsa hiçbir yere ulaşamazlar. Bugün 26.sını gerçekleştiriyoruz. Arkadaşlar bizler inanç olarak aynı inanca sahibiz. Ve biz kardeşiz. Biz Filipinlerin güneyinde yaşıyoruz. Biz sömürüden sonra İslamiyet’i kabul ettik. Atalarımız bir tek Osmanlı döneminde nefes alabilmişler. 16. Yüzyıldan itibaren huzur içinde yaşamaya başladık. İslamiyet’in sancağı altında rahatça yaşayabildik. İspanyollar bu bölgeyi işgal etmek için geldiklerinde Osmanlı ve Müslümanlar buna izin vermediler. İspanyolları geldikleri gibi geri göndermeyi bildiler. Bu nasıl oldu? Bu birlik ve beraberliğin sonucu ve neticesi olarak gerçekleşti. Biz orada 150 milyona yakın Müslüman olarak huzurlu bir şekilde yaşıyorduk. Osmanlı dağıldıktan sonra zafiyete düştük. Dağıldık ve parçalandık. Gücümüz ve kuvvetimiz kalmadı. Siyasi, ekonomik ve sosyal yönden zayıfladık. İşte bunlardan ders alarak İslam toplumları olarak aleyhimize alınan kararlara karşı el ele verip yardımlaşmaya ihtiyacımız var. Hepimiz Müslümanız aynı inancı paylaşıyoruz. Filipinler’in güneyini kurtarmak için 1960’tan beri uğraşıyoruz. Bizler Filipinler’i kurtarmak için çalışıyoruz. Toplumu bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Fakat azınlıklıktayız. Şer güçlerine karşı desteğe ihtiyacımız var. 70’li yıllarda bize yapılanları biliyorsunuz. Yaşlı çocuk demeden birçok insan öldürüldü. 79 yılında karşı hamle ile mücadele etmeye başladık. Hükümetle savaşa başladık. Bizlere karşı yapılan müdahaleler kat kat arttı. İslam yardımlaşma kurumu çatısı altında toplandık. Bağımsızlığımız ve özerlik talebimizi kabul ettiremedik. 1976 yılında netice olarak hükümet ile aramamızda bir anlaşma imzalandı. Fakat uygulanmadı. Hükümet kendisine göre yorumladı. Yükümlükleri yerine getirmedi. Özerlik yönetimi uygulanamadı. Biz bugüne geldiğimizde hükümet yeniden anlaşma imzalamak istediğini söylüyor. Ancak imzalasa bile uygulamaya niyeti yok. Moro’yu biliyorsunuz. Bu bölgede Müslümanların söz sahibi olması lazım. Ekonomiye katılıyor ama söz sahibi olamıyoruz. Biz yükümlülüğümüzü yerine getiriyoruz. Ama karşı taraf sözünde durmuyor. Kurtuluş için tek yol İslam dünyasının tek vücut olmasıdır” diye konuştu. ERBAKAN HOCAMIZIN KABUL EDİLMİŞ DUASIYIZ MEMUR-SEN Genel Başkanı Ali Yalçın: “26. Müslüman topluluklar programının hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Şunu
Siyaset Okulu Programı Sertifika Töreni ve Basın Açıklaması | 12 Kasım 2017
Siyaset Okulu Programı Sertifika Töreni ve Basın Açıklaması | 12 Kasım 2017
Saadet Partisi Konya İl Gençlik Kolları Başkanı Seyit Muhammed Halit ARIK 28-29 Ekim ve 11-12 Kasım tarihlerinde üniversite öğrencilerine yönelik düzenlemiş oldukları siyaset okulu programı ile ilgili basın açıklamasında bulundu. Programın gerçekleştiği otelde konuşan ARIK sözlerinde şunları kaydetti: Önce Ahlak ve Maneviyat diyen Saadet Partisi’nin Gençlik Kolları’nın mensupları olarak Siyaset Okulu Programı’mızdan dolayı düzenlediğimiz bu basın toplantımız inşallah hayırlara vesile olur. Öncelikle şunu ifade etmek istiyoruz ki Türkiye’nin ve dünyanın, şu an ki içinde bulunduğumuz ahvali ve durumu hakikaten istemediğimiz bir konumda. Nasıl istemediğimiz bir konumda? Akşam uyuyoruz, sabah uyandığımızda binlerce kişi ölmüş oluyor. Akşam uyuyoruz, sabah uyandığımızda mazotun fiyatı artmış oluyor. Akşam uyuyoruz, sabah uyandığımızda TEOG kalkmış oluyor. Yani akşamla sabah, sabahla akşam daha kötü, daha değişik, daha rijit değişiklikler dünyada ve Türkiye’de gerçekleşiyor. Biz bu dünyada ve böyle bir ülkede yer almak istemiyoruz. Kıymetli kardeşlerimiz bütün bu sorunların, bütün bu sıkıntıların kaynağı siyasetle ilgili, yönetimle ilgili. Siyaset eğer kurum olarak iyi işletilse, eğer sorunların oluşma noktası değil de var olan sorunların çözüm noktası olarak kullanılsa, ahlaklı yapılmış olsa bu sıkıntılar olmazdı diye düşünüyoruz. Bundan dolayı biz de Siyaset Okulu Programı’nı düzenlemiş olduk. Bugün dördüncü gündeki derslerini gerçekleştirdik. Bu siyaset okulunda neler yaptık bununla ilgili bilgilendirmeler yapmak ve bugün kapanışı da bir basın toplantısı ile gerçekleştirmek istedik. Siyaset Okulu’nda ki programlara Türkiye’nin 4 bir yanından, alanında uzman hocaların katıldığını söyleyen ARIK şunlara değindi: Siyaset Okulu Programı’mız 4 günden oluştu. Birinci gün Hukuk dersleriyle, ikinci gün Sosyoloji dersleriyle, üçüncü gün de İktisat dersleriyle gerçekleştirdik. Ve bugün, son gün Ahlak dersleri ile programımızı nihayete erdirdik. Programımıza katılan hocalarımız; akademisyenler, alanında uzman doçentler, profesörler oldu. Selçuk Üniversitesi’nden, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden katılan hocalarımız oldu. Hatta Aksaray’dan, Şırnak’tan gelip, programımıza katılan hocalarımız oldu. Hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimizi bir borç biliyoruz ve ifade ediyoruz. Bu bahsetmiş olduğumuz sıkıntıların siyasetten kaynaklandığını düşündüğümüz için bu sıkıntılarında tekrar çözüm yolunun da siyaset olduğunu ve çözecek kişileri de yetiştirecek bir okul düzenlemeliyiz diye düşündük ve bunu da ifade ediyoruz. Devletin toplumu önemsemeyi bıraktığını belirten ARIK sözlerine şöyle devam etti: AB’ye giriş çabalarımız ve ABD ile stratejik ortaklığımız sebebiyle atılan her adım toplumu öz değerlerinden, tarihinden, inancından, kültüründen ve ruh kökünden uzaklaştırmaktadır. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşatsın.” sözü değişmiş “ Devleti yaşat da insan ne olursa olsun.” durumuna gelmiştir. Hakikaten şu anda ülkemizde ve Dünya’mızda bu durumdayız. Adeta devletler yaşasın, devletin yöneticileri iyi konumda olsun ama milyarlarca, milyonlarca insan ne halde olursa olsun, durumundayız. Çok acı! Bu siyasetin eliyle bozuldu. Bunu nasıl tekrar düzelteceğiz? Yine tekrar ahlaklı, hak ve adalet merkezli siyaset yaparak düzelteceğiz. Oysaki siyasiler eliyle meydana gelen kötü gidişatın yine siyasiler eliyle hak ve adalet çerçevesinde düzeltilip Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Bir Türkiye ve Yeni Bir Dünya’yı kurmak hiç de zor değildir. Ve bunu biz de başaracağız inşallah. Biz Milli Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi mensupları olarak bu siyasi kirlenmenin önüne geçmek istiyoruz. Siyasetin koltuk sevdası, rant, horoz dövüşü ve trafik memurluğu olmaktan farklı olduğunu göstermek istiyoruz. Siyasetin bireyi, aileyi, toplumu, ülkeyi ve dünyayı yönetme sanatı olduğunun da bilincindeyiz. Ne yaptığının farkında olan, şuur sahibi siyasetçiler yetiştirmek amacıyla bu programı düzenledik. İnşallah programımız hayırlara vesile olur. Başta da ifade ettiğimiz gibi bir siyasetçinin Hukuk bilmesi gerekiyor. Bir siyasetçinin İktisat bilmesi gerekiyor. Bir siyasetçinin sosyoloji ile ilgili mevzulara hâkim olması gerekiyor. Ama bunları ahlaklı bir şekilde yapmadıkça bugün ki dünya ortaya çıkıyor. Yani bugün biz siyaset yapacağız. Hukuk’u bilerek yapacağız. Hakkı, Adaleti tesis edeceğiz. İktisadı bileceğiz, bileceğiz ki bugün ki borç çıkmazında olmayacağız. Sosyolojiyi bileceğiz ki insanları hayra yönlendireceğiz, insanları daha huzurlu bir toplum, daha müreffeh bir toplum haline getireceğiz. Ama bunların hepsini ahlaklı yapacağız. Ahlaklı yapılmadıktan sonra sadece zulüm üretiriz. Bu zulümle saadet getiremeyiz. Ondan dolayı biz önce Türkiye’mize sonra bütün insanlığa huzur ve saadeti getirmek amacıyla gençlik kollarımızda, ana teşkilatımızda çalışmalarımızı yerine getiriyoruz. İnşallah bundan sonra daha hızlı, daha azimli, daha kararlı bir şekilde çalışmalarımız devam edecek. Biz Allah’ın izniyle iktidara talibiz ve bütün insanlığa da huzuru, saadeti getireceğiz inşallah.
Genel Başkanımızın Haftalık Gündem Değerlendirmesi | 08 Kasım 2017
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık olağan basın toplantısında gündeme ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Hakkari Şemdinli’deki 8 ve Diyarbakır’daki 1 şehidi anarak başlayan Karamollaoğlu, ezan, vatan ve bayrak için şehit düşen bütün evlatlarını bir kez daha andı. Türkiye olarak zor bir dönemden geçtiğimizi hatırlatan Karamollaoğlu, terörün hiçbir zaman karanlık hedefine ulaşamayacağını belirtti. İktidara seslenen Karamollaoğlu, Sadece silahla ve çeteler tutarak terörü ortadan kaldırmak mümkün değil, terörü destekleyen ülkeler bu coğrafyadan adam devşiremezlerse gider, dünyanın öbür tarafından terörist toplar getirirler. Ekonomik, psikolojik ve sosyolojik olarak terörü bitirmek lazım” dedi. UMARIZ ARKASINDA ABD VE İSRAİL OLMASIN! Suudi Arabistan’da prenslere ve bakanlara yapılan gözaltıları da değerlendiren Karamollaoğlu şöyle devam etti: “Yaşananların, yolsuzlukla mücadele için yapıldığını söyleyen de var. Bunun başka gerekçeleri olduğunu iddia eden de. Gerçeği elbette zaman gösterecek. Umarız ki bu operasyonların arkasında ABD ve İsrail olmasın. Umarız ki bu gelişmeler Büyük Ortadoğu Projesi’ne değil İslam dünyasına hizmet etsin. Biz, dost ve kardeş bir ülke olarak Suudi Arabistan’ın bu süreci sağ salim atlatmasını diliyoruz. Suudi Arabistan’daki gelişmelerin hem Suud halkına, hem de İslam dünyasına huzur ve istikrar getirmesini temenni ediyoruz.” TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARLAR VERİR Suudi Arabistan ve İran arasındaki savaş çağrısına varan tehditlerle ilgili konuşan Karamollaoğlu, öfke ve nefretle hareket etmenin sadece iki ülkeye değil, İslam coğrafyasına da telafisi imkansız zararlar vereceğine vurgu yaptı. Atılacak yanlış bir adımın Müslümanların değil, Batı ve siyonizmin karanlık emellerine hizmet edeceğine dikkat çeken Karamollaoğlu, savaşı başlatmanın kolay, bitirmenin ise zor olduğunu ifade ederek, gerilimin bir an önce düşürülmesi gerektiği çağrısı yaptı. MAVİ MARMARA’YI UNUTTURDUKLARI GİBİ GÖRMEZDEN GELDİLER! İslam alemini bölüp parçalamak ve İsrail’i kurulması amacıyla 1917 yılında yayınlanan Balfour Deklarasyonu’nun 100’inci yılı kutlamalarına değinen Karamollaoğlu, bütün İslam aleminin deklarasyonun haksızlığını, adaletsizliğini ve sebep olduğu katliamları telin ettiğini ancak Ak Parti Hükümeti’den ses çıkmadığını kaydetti. İktidarın Mavi Marmara katliamını unutturmaya çalıştıkları gibi Balfour Deklarasyonu’nu sanki olmamış gibi gündemlerine alamadıklarını söyleyen Karamollaoğlu, “Halbuki, bölgemizde bugün yaşanan, Büyük İsrail Projesi’nin bir merhalesi olan Büyük Ortadoğu Projesidir. Onun temeli de Balfour Deklerasyonu ile atılmıştır.Bu gerçeği görmeden bölgemizde, hatta bütün dünyada meydana gelen hadiseleri doğru yorumlamak mümkün değildir” diye konuştu. DEVRİM 129 GÜNDE ÜRETİLDİ, İKTİDAR 15 YILDIR ÜRETECEK! Yerli otomobil tartışmalarıyla ilgili 1960 yılında bir babayiğidin Türkiye’nin kendi otomobilini motoruyla birlikte üretebileceği fikrini gündeme getirerek, mücadelesini verdiği hatırlatan Karamollaoğlu, “4 tane Devrim otomobili motoruyla her şeyiyle sıfırdan 129 günde üretildi. Bu iktidar 15 yıldır yerli otomobil üretecek. ‘Yerli otomobilimiz yollarda’ ,’Milli Uçağımız semalarda’ diye en az 3 seçim geçirdi. İnsan ister istemez bu da acaba bir seçim propagandası mı demekten kendini alamıyor. Biz her şeye rağmen iyi niyetimizi korumak istiyoruz. İnşallah bu da daha öncekiler gibi seçim yatırımı değildir. Unutmayalım ki, motor önemli ama araba sadece motordan ibaret değil” şeklinde konuştu. BİZE HER ALANDA BABAYİĞİTLER LAZIM “Türkiye’nin sadece yerli otomobil konusunda değil her alanda bir babayiğide ihtiyacı var” diyen Karamollaoğlu, Türkiye’nin istifa eden belediye başkanlarını konuştuğunu ama belediyelerin borçlarını ve faize ödedikleri paraları konuşmadığına dikkat çekti. Sayıştay raporlarına göre 2016 yılında sadece belediyelerin faize ödediği paranın 3 Milyar Tl olduğunun altını çizen Karamollaoğlu, “Ankara Belediyesi bir yılda 174 milyon, Bursa 170 milyon, İstanbul 91 milyon TL faiz ödemiş. Genel bütçeden faize ödenen para ise 57,5 milyar lira. Bu rakam 2018’de 71,7 Milyar TL’ye, 2019’da 85 Milyar TL’ye, 2020 de ise 96 Milyar TL’ye çıkacak. Bu rakamlar hükümetin bütçe raporunda var. Bize ülkeyi faiz batağından kurtaracak bir baba yiğit de lazım. Havuz sistemini kuracak, yolsuzluk ve israfı bütünü ile önleyerek, denk bütçe yapacak bir baba yiğit de lazım. Hiç şüpheniz olmasın ki, O Baba yiğit Saadet Partisi’dir” dedi. BU İKTİDARIN ÖZÜ BAŞKA SÖZÜ BAŞKA Türk Dil Kurumu’nun tarifine göre; Babayiğitin ‘özü-sözü bir olan’ anlamına geldiğine vurgu yapan Karamollaoğlu şöyle devam etti: Bunların özü başka sözü başka. Bir dedikleri, bir dediklerini tutmuyor. Mesela Cumhuriyet tarihinin faize en çok para ödeyen iktidarı ama faiz lobisinden şikâyet ediyorlar. 15 yılda 6 defa bakan 16 defa sistem değiştirmişler ama eğitim sisteminden şikâyet ediyorlar. Şehirlere devasa binaları, plazaları dikip sonra mimariden ve ranttan şikâyet ediyorlar, hatta İstanbul’a ihanet ettiklerini bile itiraf ediyorlar. 15 yılda tarımı-hayvancılığı bitirip şimdi etin fiyatından şikâyet ediyorlar. Siz alacağınız tedbirlerle besicinin eti ucuza mal etmesi sağlayacağımıza, sanki besici kâr ediyormuş gibi, ucuz ithal etle onu, mesleğini icra edemez duruma sokuyorsunuz. Yarın et fiyatını düşürmek için, bütün et ihtiyacımızı ithalatla karşılamak mecburiyetinde kalacağımızı aklımıza bile getirmiyorsunuz. Bu ne basiretsizlik, bu ne şaşkınlık anlamak mümkün değil.” HÜKÜMET ‘BYLOCK’TA ZOKA’YI ARAŞTIRMALI Bylock’ta zoka tartışmalarını değerlendiren Karamollaoğlu, hükümetin bu iddiaları araştırması gerektiğini vurgulayarak şunları kaydetti: “Geçtiğimiz günlerde Saadet Partimizin Antalya il başkan yardımcısı Avukat Ali Aktaş Bylock ile alakalı çok önemli bir iddiayı Türkiye’nin gündemine taşıdı. Birçok insan hiç ‘Bylock’ kullanmadığı ve FETÖ ile alakası bulunmadığı halde telefonlarında ‘Bylock’ tespit ediliyor. Peki, bu nasıl oluyor? Zoka yöntemi denen bir metottan bahsediliyor. İnternette indirilen bir takım uygulamaların ve web sitelerinin içine yerleştirilmiş bylock tuzağı. Mesela siz internetten ezan saati programı indirdiğinizi sanıyorsunuz ama bu zoka yöntemiyle aynı zamanda Bylock indirmiş gibi görünüyorsunuz. Bunun sonucunda, hiç programı indirmediği halde Bylock kullanmış gözüken bir kitle çıkmış oluyor. Bunun neticesinde on birlerin mağdur olduğu belirtiliyor. Bu iddiaları önemsiyor ve hükümete çağrıda bulunuyoruz; ilgili kurumlar bu iddianın üzerine gitmeli ve gerekli araştırmayı yapmalıdır.” BARAJ TAMAMEN KALKMALI Bir basın mensubunun MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘Seçim Barajı yüzde 5 ya da 7’ye düşürülmeli’ sözlerini hatırlatması üzerine Karamollaoğlu, “Bize göre seçim barajı tamamen ortadan kalkmalı. Yüzde 1 alan da Meclise girmeli. Seçim barajı istikrar için vardı. Ama temsiliyete adalet daha önemlidir” cevabını verdi.
Genel Başkanımızın Haftalık Gündem Değerlendirmesi | 08 Kasım 2017
Ekim 2017 | Ekonomi Raporu
Son aylarda gerek yurt içinde yaşanan terör olayları ve gerekse diğer sosyal ve siyasal olaylar, özellikle AK Parti içinde yaşanan olaylar ile komşu ülkelerde yaşanan çatışmalar Türkiye’de gündemi çok fazla etkiliyor ve ülkemizin gündemi bir anda değişiyor. İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ