İl Başkanımız Mehmet Demirel, Basın Mensupları ile kahvaltı programında bir araya geldi.
Saadet Partisi Konya il teşkilatı teşkilat eğitimi gerçekleştirildi
Saadet Partisi Konya il teşkilatı teşkilat eğitimi gerçekleştirildi. Eğitim Programına YİK Üyesi Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Yılmaz, Cafer Güneş, Genel Merkez Eğitim Başkan Yardımcısı Hüseyin Karatoprak katıldı.
Engelliler Koordinasyon Birim Başkanımız Kerim Şenel 3 Aralık Dünya Engelliler günü dolayısıyla bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Şenel: ülkemizde %13 civarında engelli vatandaşımız mevcuttur engellilerin genelde ortak sorunları ulaşım,eğitim,istihdam sağlık raporları ve buna benzer bir çok sorunları mevcuttur bu sorunların engellilerle istişare edilerek çözüme kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz.Özellikle sürücü belgesi ehliyet konusunda bir düzenleme yapılması gerekmektedir,her dünya engelliler gününde veya engeliler ile ilgili bir program olduğunda hep hâmasi cümleler söyleniyor.Engelliler artık tabiri caizse nutuk dinlemek istemiyor vatandaşlarımız sorunlarının ivedilikle çözülmesini beklemektedir. Burada şunu belirtmekte de fayda vardır engellilerin sorunlarını ilgili kurumlar aslında çok iyi bilmektedir yalnız çözüm noktasında hiç bir olumlu adım atılmamaktadır. Bir insan engelli olabilir fakat engelli olarak da yapabileceği çok güzel işler de var.Bir diğer sorun ise engellilerin kullandığı protez gibi değişik cihazların güncel olarak fiyat ayarlamalarının yapılması gerekmektedir.Ülkemizde engelli bakanlığı kurulması için gerekli girişimler yapılmaktadır emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Umarız Engelli Bakanlığı en kısa zamanda kurulur. Biz Milli Görüş,Saadet Partisi iktidara geldiğinde bizzat yerinde çözümlerle engellilerin sorunlarını teker teker ortadan kaldıracağız inşallah.Bu duygu ve düşüncelerle tüm engelli kardeşlerimizi 3 Aralık Dünya Engelliler günü münasebetiyle sevgi ve muhabbetle selamlıyor Saadet Partisi olarak engelsiz bir Türkiye diliyoruz
‘Milletimizi kurtuluşa erdirecek olan millî görüş’tür’
Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı, kasım ayı divan toplantısını gerçekleştirdi. Divanda konuşan 27. Dönem Konya Milletvekili, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi Abdulkadir Karaduman, “Milletimizi yolsuzluk yarışından biz kurtaracağız.” dedi. Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı, kasım ayı divan toplantısını yoğun katılımla gerçekleştirdi. İl başkanlık binasında düzenlenen toplantıya; Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel’in yanı sıra Saadet Partisi Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi Abdülkadir Karaduman, Saadet Partisi Konya İl Müfettişi Ali Mücevher, Millî Gençlik Vakfı (MGV) İstişare Başkanı Tacettin Çetinkaya, MGV İl Başkanı Mehmet Ali Korkmaz, Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Konya Şube Başkanı Latif Işık, Konya Millî Görüşçü Kuruluşlar (MİLKO) temsilcileri ve çok sayıda partili katıldı. Abdulkadir Karaduman Konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Şu anda ülkemizde maalesef insanlığı adeta köleleştirme sürecini yaşıyoruz. Bu dönemde ülkemizi problemlerden arındıracak kudret, Saadet Partisi hariç hiçbir kadroda, hiçbir teşkilatta yoktur. Milletimizi aç bıraktılar, borca mahkûm ettiler, inancından uzaklaştırdılar. Televizyon kanallarını açtığımızda milletimizin hiçbir ihtiyacını karşılamayan bir iktidarla karşı karşıya kalıyoruz. İktidar bugün milletimizin hiçbir sorununu ve kaygısını bilmiyor. Biz Saadet Partisi olarak iktidarın ve ana muhalefetin oynadığı kayıkçı kavgasından bu milleti kurtaracağız. İktidar partisi, ana muhalefet partisini yolsuzlukla suçluyor ve bunu medyaya duyuruyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, ana muhalefet partisinin ‘yolsuzluk yapmadık’ diyememesidir. ‘Siz bizden daha çok yapıyorsunuz’ diyorlar. Bu bir yolsuzluk yarışıdır. Milletimizi bu yolsuzluk yarışından çıkarıp kurtaracak olan görüş Millî Görüş’tür. Çünkü bugün Türk siyaseti ahlaktan arınmış durumdadır. Ahlak ve maneviyatını kaybeden siyasetçiler tarafından yönetiliyoruz. Bu yüzden çare Millî Görüş’tedir. Biz elbette kadim bir coğrafyanın mensubuyuz. Kadim topraklarda bulunan bir devletin vatandaşıyız. Bu coğrafyada kişi hangi inanca, ırka, mezhebe mensup olursa olsun Türkiye’de güzel yaşama hakkı olduğunu düşünüyoruz. Merhum Erbakan Hocamızın da ifade ettiği irade ve inançla, Papa’ya ziyareti için izin vermemişti. Çünkü Papa’nın gerçekleştirdiği bu ziyaret başlı başına bir siyasi şova dönüştürülmüştür. Bir taraftan bunlar devam ederken ‘Talâa’l-Bedru Aleynâ’ ilahisinin çalınması, görebileceğimiz en büyük zilletlerden biridir. Bu büyük bir vebal ve günahtır. Dolayısıyla gördüğümüz hadiseyi büyük bir hayretle takip etmiş olduk. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi ve bu yanlışı yapan yetkililerin milletimizden özür dilemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.Vaktiyle Erbakan Hocamız ve Millî Görüş hareketimiz, Siyonizm ile ilgili bazı tehlikeleri dile getirdiğinde birtakım insanlar bunun komplo teorisi olduğunu söylüyorlardı. Ancak 7 Ekim hadisesi, Millî Görüş’ün haklı olduğunu gösterdi. İsrailli bir bakana soruyorlar: ‘Siz terörle mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz ancak Filistin’de sivilleri öldürüyorsunuz.’ denildiğinde İsrailli bakan, ‘Biz orada sivilleri değil hayvanları, böcekleri öldürüyoruz.’ dedi. Çünkü Yahudiler, kendilerinden olmayanı insan yerine koymayan ırkçı bir zihniyete sahiptir. Siyonizm felsefesini anlamadan mücadele edemeyiz. 1948 yılından bu yana bütün dünyaya bir imaj sattılar: ‘Güvenli Tel Aviv’ imajı… ‘Bizden izinsiz sinek dahi İsrail’e giremez’ dediler. Dokunulamaz İsrail imajı vardı. Fakat 7 Ekim olayı gösterdi ki kudret İsrail’de değil, Allah’tadır. Anladık ki İsrail’le savaşılabiliyormuş. 7 Ekim hadisesi sadece dünyadaki dengeleri değiştirmedi, aynı zamanda işbirlikçi liderlerin de foyasını ortaya çıkardı. Kendilerini dünya lideri olarak tanımlayanlar, dünyada yaprağın bile kendilerinden izinsiz kıpırdamayacağını iddia edenler, İsrail ile iş birliği yaptılar. Seçimlerden önce üye sayımızı yükseltmemiz gerekiyor. Her bir teşkilat mensubumuzun haftada en az bir kişiyi üye yapması elzemdir. Sahalarda hız kesmeden çalışmamız gerekiyor. Çünkü bizler, Hocamız gibi meşaleyi Konya’dan yakmak istiyoruz. Konya’nın problemlerini çözmemiz gerekiyor. Çünkü Konya’nın sorunlarını çözmeden Türkiye’nin sorunlarını çözemeyiz.”
İl Başkan Yardımcımız M. Vehbi Birer, gündeme dair basın açıklamasında bulundu
İl Başkan Yardımcımız Muhammet Vehbi Birer Açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Ülkemiz maalesef son yıllarda gıda enflasyonunda dünyanın en yüksek oranlarına ulaşmıştır. OECD verilerine göre Türkiye, yüzde 70’i aşan gıda enflasyonu ile 38 ülke arasında ilk sıradadır. Artan gıda fiyatları, dar gelirli vatandaşlarımızı en ağır biçimde etkilemektedir. Gelirinin yarısından fazlasını gıdaya ayırmak zorunda kalan milyonlarca insanımız, sağlıklı beslenme hakkına erişememektedir. Sorunun kökeninde tedarik zincirindeki verimsizlikler, üreticiye düşük destek, aracıların yüksek kârları, plansız tarım politikaları ve rekabet eksikliği yatmaktadır. Bir ürünün tarlada 1 lira, markette 20 lira olması kabul edilemez. Bu fark, sistemin vatandaşın değil, aracıların lehine işlediğini göstermektedir. Sorunun çözümü sistemi adalet temelinde yeniden kurmaktır. Bu amaçla: Hal Yasası ivedilikle çıkarılmalı, aracılık zinciri kısaltılmalıdır. Kooperatifleşme ve sözleşmeli tarım yaygınlaştırılmalıdır. Rekabet denetimi güçlendirilerek fahiş kâr marjları engellenmelidir. TÜİK verilerinde şeffaflık sağlanmalıdır. Saadet Partisi olarak, vatandaşlarımızın gıda enflasyonuna ezdirilmediği; üreticinin emeğinin, tüketicinin hakkının korunduğu adil bir ekonomik düzeni savunuyoruz.”
İl Başkanımız Mehmet Demirel, Kadınhanı’nda Pancar Üreticileri ile bir araya geldi.
Konya İl Başkanımız Mehmet Demirel Kadınhanı ve Sarayönü ilçelerinde çiftçilerle bir araya geldi. Demirel çiftçilerin sorunlarını dinledikten soran Basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. İşte Demirel’in açıklaması; Bugün Kadınhanı’mızdayız. Pancar üreticilerimizle beraberiz. Tabii ki burada pancar alımında izlenen yolu köylülerimizin karşılaşmış olduğu sıkıntıları ve pancar üretimindeki yaşamış oldukları sorunları dinledik. En büyük sıkıntıları maalesef su problemi var. Tabii ki su problemi maalesef ülkemizde çok yaşanıyor. Biz artık buradan iktidar sahiplerine diyoruz ki bırakın şu AK Parti – CHP kavgasını, denize dökülen tatlı su kaynaklarını artık buralarımıza yönlendirin. Burada tabii yaşanan en büyük sıkıntılardan bir tanesi de köylülerimiz daha çok girdi maliyetlerinin yüksekliğinden bahsediyor. Geçen sene 750 liraya alınan gübrenin, ilaçların şimdi 2.250 liraya, 1750 liraya alındığını söylüyorlar. Gerçekten çok fahiş bir artışla köylümüz karşı karşıya. Tabii ki köylüyü dinledikçe içler acısı durum daha çok ortaya çıkıyor. Biz dedik ki ne güzel traktörleriniz var gerçekten. Baktık son model traktörlere sahipler ama köylülerimiz bize dedi ki maalesef başkanım bu traktörler bizim değil. Bankalar bu traktörlere ipotek koydu. Biz de ipotekli bankaların traktörlerine biniyoruz dediler. Yani köylüler ürettikleri ürünle maalesef borçlarını ödeyemiyorlar. Bankalara olan kredilerini ödeyemiyorlar ve öyle bir duruma gelmişler ki artık bankacılar köylülerin elindeki teçhizatlarına el koyar duruma gelmiş. Tabii ki biz buradan şunu söylüyoruz yetkililere. Ya köylüleri bu durumdan kurtarın. Köylümüz gerçekten milletin efendisidir. Onlar çalışıyor ki bizim ulusal güvenliğimiz sağlanıyor. Köylü demek ülkenin güvenliği demek. Burada tabii ki ne pahasına olursa olsun köylümüzü faize, faizli sisteme muhtaç olmama durumuna getirmek lazım. Önemli olan çözüm bu. Tabii ki bu gezmiş olduğumuz alım tesisinde bir problemini daha işaret etmek istiyoruz. Burada lift yeterli değil. Buraya bir liftin daha mutlaka gelmesi gerekiyor. Gerçekten köylümüz pancarını vermek için çok uzun kuyruklar oluşturmuş. Bu uzun kuyruklar yağmurda, çamurda, karlı havalarda köylümüzü bezdiriyor. Biz üreticiye bari malını teslim ederken daha sağlıklı bir şekilde teslim etmesi için, daha hızlı ve güvenli şekilde teslim etmesi için buraya yeni bir liftin getirilmesini arzu ediyoruz. İnşallah bu lifte Kadınhanı’mız ve diğer ihtiyacı olan yerlerimiz bir an önce kavuşurlar. Burada Maalesef çiftçilerimizin pancarlarını teslim ederken oturabileceği lavabo ihtiyaçlarını görebileceği alanlar yok burada bunlarında biran evvel tamamlanması için yetkililere buradan duyuruyoruz. https://www.youtube.com/watch?v=mwFHcsLiOMk
İl Başkanımız ve beraberindeki heyet ilçelerde vatandaşlarımızla bir araya geldi.
İl Başkanımız Mehmet Demirel Basın toplantısında konuştu
İl Başkanımız Mehmet Demirel partimizin il binasında basın açıklaması düzenledi. İl Başkanımız Mehmet Demirel; Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarımız ve bizleri ekranları başında takip eden sevgili hemşehrilerimiz; Bugün, 29 Ekim 2025 gündemimizdeki konulara ilişkin basın toplantımızı gerçekleştirmek üzere bir aradayız. Öncelikle siz değerli basın mensuplarını ve ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı en kalbi duygularımla, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında, Aziz milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Meram Yeniyol üzerinde bulunan ve Ağır Bakım olarak da bilinen 56. Bakım Müdürlüğü’nün arsası ile ilgili Konya Büyükşehir Belediye Başkanına bazı soruları sormak istiyorum. Bu arsa Genel Kurmaydan yeşil alan yapılacak diye satın alınmadı mı? Bu arsada tüyü bitmemiş yetimin hakkı yok mu? Burası Meram, Konya’nın yeşil alanı oksijen deposu denilen yer 4-5 zengin ev sahibi olsun diye ranta mı kurban ediliyor? Burası vakıf arazisi değil mi? İnanın Konya’nın geleceğini satıyorsunuz. Oksijenini yeşil alanını heba ediyorsunuz. Konyalı olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a İnşaat Mühendisi Milletvekili Selman Özboyacı’ya sormak istiyorum. Konya’nın en kıymetli yeri ranta kurban edilirken sessiz kalmayı mı uygun görüyorsunuz? Yoksa Bunlar bizim partiden bizim hükümetten mi diyorsunuz. İnanın Konya’nın geleceğini mahvediyorsunuz, satıyorsunuz. Yazık çok yazık yazıklar olsun. Ben buradan cumhuriyet başsavcılığına ve vatanını milletini seven adaletli yöneticilerine sesleniyorum. Belediyeyi yönetenler aklı selim ile düşünemiyorlar. Şehrin en kıymetli yerlerini çocuklarımızın gençlerimizin geleceğini satıyorlar. Buna ses çıkarmayacak mısınız Yoksa hükümetin partisi diye sessiz mi kalacaksınız. İnanın bu tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı boynunuzda olacak. Tarih sizi yargılayacak. Konya’nın en kıymetli yerlerinin yeşil alan olması gerekirken ranta kurban edilmesinin hesabını veremeyeceksiniz. Olayın bir başka boyutu da şöyle Belediye bu satıştan tam 3 milyar 502 milyon lira gelir elde etti. Evet, kulağa çok büyük bir rakam gibi geliyor, değil mi? Fakat acı gerçek şu ki, bu kadar büyük bir parayla bile belediyemizin 2025 yılında ödeyeceği faiz borcunu karşılayamıyor. Yani belediyemiz, çok yüksek bir fiyata bir arsayı satarak elde ettiği gelirle sadece faiz ödemesini dahi karşılayamıyor. Üretime, hizmete, yatırıma gidecek para faize gidiyor. Bu tablo gerçekten düşündürücü. Daha da vahimi, bu sadece bir yıllık durum değil. 2025 yılı için faiz ödemesi 3,5 milyar lira. 2026 yılında 4,5 milyar, 2027 yılında ise neredeyse 6 milyar lira olması öngörülüyor. Evet, yanlış duymadınız: sadece faiz ödemesi! Bu rakamlar sadece Konya Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Türkiye genelinde tabloyu siz düşünün. Buradan belediye yöneticilerine sesleniyorum:Her yıl milyarlarca lirayı faize ödemek doğru bir yönetim anlayışı değildir. Bu gidişata bir dur deyin! Konya için gerçekten acil olmayan, ertelenebilir yatırımları bir süreliğine durdurun. Önceliğimiz şehrimizin geleceğini ipotek altına alan bu faiz yükünden kurtulmak olmalıdır. Belediyenin yaptığı her 100 liralık harcamanın yaklaşık 13 lirası faize gidiyor. Bu sürdürülebilir bir tablo değildir. Halkın parasını faize değil, Konya’nın kalkınmasına harcayın. Şimdi sizlerle Konya’mızın geleceğini ilgilendiren bir diğer önemli meseleye geçmek istiyorum: su sorunu. Bugün Konya’mızın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biriyle karşınızdayım: su krizi. Bir zamanlar bereketin simgesi olan bu topraklar, bugün susuzlukla, kuraklıkla ve ihmalin sonuçlarıyla boğuşuyor. Göllerimiz kuruyor, yeraltı sularımız tükeniyor, tarlalarımız çatlıyor. O güzelim Obruk Gölü’nün, Beyşehir’in, Ereğli Sazlıkları’nın her geçen gün gözlerimizin önünde yok oluşuna tanıklık ediyoruz. 2013 yılında Belediye yetkilileri ve o dönemin milletvekilleri dediler ki: “Mavi Tünel projesiyle Konya’nın su sorunu 50 yıl boyunca tamamen çözülecek.”Aradan on yılı aşkın bir süre geçti. Peki, bugün 2013 yılında su sorununu çözeceğiz diyen yetkililere sormak istiyoruz: Nerede o akan sular? Nerede o 50 yıllık çözüm? Bugün Konya hâlâ susuzlukla mücadele ediyor. Çiftçilerimiz tarlasını sulayamaz hâle geldi, göllerimiz birer birer kuruyor. Çiftçimiz, artık tarlasını değil, damla damla kalan suyu ölçer hale geldi. Elektrik faturaları, kuyuların maliyeti, azalan verim… Bu tablo sadece bugünün değil, geleceğimizin de habercisidir. Hükümet gereken yatırımları yapmıyor. Bir Ak Parti Chp Kavgasına ülke kurban edilemez. Bir tarafta denize akan tatlı su kaynaklarımız, bir yanda susuzluk ve tarımın iflas edilmesi Eğer bugün önlem alınmazsa, yarın Konya Ovası’nda tarım yapmak neredeyse imkânsız hale gelecek. Bir diğer önemli başlığımız ise eğitim. Son günlerde lise eğitiminin 4 yıldan 2+2 veya 3+1 modele dönüştürülmesi ihtimali, ülkemizde geniş yankı uyandırdı. Bu düzenlemeyi ülkemiz için sevindirici bir haber olarak görüyorum. 4+4+4 yıllık zorunlu eğitim maalesef ülkemizde kötü sonuçlara yol açmıştır. 12 yıllık zorunlu bir eğitim hayatından sonra sanayilerimizde çırak bulunmamaya başlandı. Uzun yıllardır 4+4+4 uygulanmasına rağmen, eğitim sistemimizin çıktılarına baktığımızda başarılı olmadığını görüyoruz. Bu sebeple eğitim sistemimizi milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Zorunlu eğitim süresinin kısaltılması ve mesleki yönlendirmenin ortaokul seviyesinde başlatılması, çocuklarımızın yeteneklerini daha erken keşfetmesine ve üretim gücümüzün artmasına vesile olacaktır. Bu sayede gençlerimiz iş dünyasına daha donanımlı ve özgüvenli adım atacaktır. Bu arada önce ahlak ve maneviyatı öncelemeyen insani değerlerin hiçe sayıldığı adalet,n sağlanmadığı hiçbir eğitim sisteminin başarıya ulaşması mümkün değildir. Bugün Maalesef Kocaeli Gebze’den gelen haber hepimizi üzdü. Gebze’de göçen bina ile ilgili basından edindiğimiz bilgilere göre ölüler ve yaralılar var. Bu işin sorumlusu kim?Belediyeler binlerce lira emlak vergisi, çevre vergisi, temizlik vergisi ve benzeri vergiler almaktadırlar. Bu belediyeler bu binalara sağlamlık testi yapmazlar mı? Ülkemiz deprem ülkesi çevre ve şehircilik bakanlığının bu konuda yapacağı bir şey yok mu? Herkes bu kadar mı liyakatsizleşti? Bu vatandaşlar bu kadar mı sahipsiz. Geçim derdine düşmüş olan vatandaşımız güvenliğini kim sağlayacak. Maalesef insanlarımız kendi hayati ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişken liyakatsiz insanların vurdumduymazlığı can kayıplarına neden oluyor. Ben Gebze’de hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet yaralılara acil şifalar diliyorum. Hepimizin bildiği üzere Katil İsrail Filistin’deki zulmüne devam etmektedir. Sözde barış planı adı altında Tüm dünya, 13 Ekim’de, Mısır’da Trump’ın “barış güvercini kostümüyle” sahne aldığı bir tiyatroya tanıklık etti. 2 yıldır Birleşmiş Milletler sözleşmesinde, tüm uluslararası metinlerde “soykırım” tanımına eksiksiz uyan bir vahşetin ardından Gazze’de ateşkes ilan edildi. Ateşkesle birlikte, katliamlar duracak, insani yardımlara izin verilecek, Gazze’de işgale son verilecekti. Peki ne oldu? Anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan İsrail katliamlara başladı! Ne katliamlar durdu, ne insani yardımların önü açıldı, ne de Gazze’de işgal bitti… Şu 15-16 günde 130 kez ateşkes ihlal edildi. Şimdi sormak istiyoruz; Bu garantör ülkeler nerede? Trump ile imza atarken poz kesenler nerede? İmzaların ardından gelen yükümlülükler nerede? Anlaşma metni ile fotoğraf çektirenler nerede? Attığınız imzalar, temsil ettiğiniz devletlerin şeref ve ciddiyetidir. Bu şerefe sahip çıkmak, mazlumların yanında durmak; attığınız imzaların gereği ve mecburiyetidir. Ama daha 15 günde İmzaladığınız
Demirel: “sahada yenilen israil, şimdi masada kazanmaya çalışmaktadır”
Saadet Partisi Konya Kadın Kolları Eylül ayı Divan Toplantısı’nı yoğun katılımla gerçekleştirdi. Toplantıya Saadet Partisi İl Başkanımız Mehmet Demirel Katıldı. Demirel ABD Başkanı Trump ve Netenyahu’nun “Gazze Planı’nı” sert sözlerle eleştirdi. Konuşmasında “Bu planı asla kabul etmiyoruz. Çünkü bu plan, baştan sona ABD’nin ve katil İsrail’in çıkarlarına hizmet eden bir dayatmadır. Gazze’de yıllardır süren soykırım, katliam, ambargo ve ablukaya rağmen sahada yenilen İsrail, şimdi masada kazanmaya çalışmaktadır.” Mehmet Demirel’in Konuşma Metni; BU PLANI ASLA KABUL ETMİYORUZ Çok kıymetli kadın kolları başkanımız, çok kıymetli dava kardeşlerim, divan toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Safalar getirdiniz. Dün akşam ABD Başkanı Trump ile İsrail’in eli kanlı başbakanı Netanyahu, ortak bir basın açıklaması yaparak sözde “Gazze Planı”nı dünyaya ilan ettiler. Bu planı asla kabul etmiyoruz. Çünkü bu plan, baştan sona ABD’nin ve katil İsrail’in çıkarlarına hizmet eden bir dayatmadır. Gazze’de yıllardır süren soykırım, katliam, ambargo ve ablukaya rağmen sahada yenilen İsrail, şimdi masada kazanmaya çalışmaktadır. Çocuk katili Netanyahu, en büyük destekçisi Trump’tan son bir hamle daha beklemektedir. Biz bu oyuna ortak olmayacağız! Başta bölge ülkeleri ve Müslüman liderler olmak üzere tüm dünya, Trump’ın bu sahte barış planına karşı dikkatli olmalı; Gazze’nin özgürlüğünü ve istiklalini, her türlü çıkarın, anlaşmanın ve menfaatin üzerinde tutmalıdır. Bu plan, Gazze’ye yeni bir esaret dönemi dayatma girişimidir. Ancak bilinmelidir ki: Gazze’nin özgürlüğü, işgalcilerin masada kurguladığı planlarla zincire vurulamaz. Biz buna asla izin vermeyeceğiz! Buradan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da sesleniyorum: Dün akşam Trump ve Netanyahu’nun açıklamasının ardından sosyal medya hesabınızdan, “Gazze’de akan kanın durması ve ateşkesin sağlanması için ABD Başkanı Sayın Trump’ın gösterdiği çabayı ve liderliği takdir ediyorum. Tarafların kabul edeceği adil ve kalıcı bir barışın tesis edilmesi için Türkiye olarak biz de sürece katkı vermeye devam edeceğiz.” sözlerini kullandınız. Fakat bu anlaşma, baştan sona katil İsrail’in lehine hazırlanmış bir plandır. Türkiye’nin böylesine kirli, işgalci bir plana destek vermesi kabul edilemez. Bizim tavrımız net olmalıdır: Filistin’in özgürlüğü, Gazze’nin istiklali hiçbir kirli çıkar pazarlığının konusu yapılamaz! Sözlerimin başında ifade etmiştim: Trump ve katil Netanyahu’nun sözde “Gazze Planı” adı altında açıkladıkları bildirgeyi asla kabul etmiyoruz! Bizim tarafımız nettir; her zaman Filistin halkının onurunu, özgürlüğünü ve çıkarlarını savunmak zorundayız. Bizler İşbirlikçilerin bildirgelerini kabul edemeyiz. Ortada bir bildirge olacaksa Trump’a önerim şöyledir kendi çıkarcı maddeleri yerine birazdan sayacağım maddeleri kullanmalıdır. Filistin topraklarında sadece Filistin devleti olarak tanınacak. İzzettin Kassam tugayları silahlandırılarak resmi bir ordu haline getirilecek. İsrail tüm askeri operasyonlarını kalıcı olarak sonlandıracak. Ellerinde bulunan rehineleri Filistin’e teslim edecek. Filistin hava sahası, kara ve deniz sınırları tamamen Filistin yönetimine bırakılacak. Mescid-i Aksa ve diğer kutsal mekânlarda Filistinlilerin ibadet özgürlüğü garanti altına alınacak. Tüm sınır kapıları insani geçişler için açık tutulacak. Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi yasaklanacak. Yıkılan evler ve altyapılar, zarar gören ailelere tazminat ödenerek yeniden inşa edilecek. Filistin pasaportu tanınacak ve tüm dünyada geçerli olacak. Gazze’ye uluslararası yatırım fonu oluşturulacak. Gazze limanı uluslararası ticarete açılacak. Gazze’de uygulanan Ticari yasakların hepsine son verilecek. Filistin halkı uluslararası ticarete açılacak. Maalesef üzülerek sizlere şu haritayı da göstermek istiyorum bu harita hepinizin bildiği üzere Filistin devletinin 1946 yılından bugüne geldiği hali göstermektedir. Katil İsrail yıllardır Filistin’de soykırım yapmakta ve kardeşlerimizi yerlerinden etmektedir. Bizler Müslümanlar olarak ne yazınki bu soykırıma yeterince ses çıkaramadık. Filistin hepimizin önünde bir sınav kağıdıydı ama maalesef bu sınavı başarı ile hiçbirimiz tamamlayamadık. Bugün bu olan olaylara göz yumarsak bu sınav bizim için kaldığımız bir sınav olacaktır. Trump ile Katil Netenyahu’nun açıkladığı plan Filistin’in sonu için hazırlanmış bir plandır. Bu oyuna ortak olmayalım. Kıymetli kardeşlerim bu milletin mayasında inanç var, iman var. Bunu asla unutmayın. Hükümeti yöneten insanlar zannetmeyin ki devlet ebedi böyle zulümle, adaletsizlikle yönetilecek. Sakın ola böyle bir gaflete düşmeyin. Allah’ın izniyle biz yine Milli Görüş olarak iktidara geleceğiz. Yine mazlumun, mağdurun, garibin, gurabanın yanında yer almaya devam edeceğiz. Bu anlatmış olduğumuz olayların hiçbirisi sizi yıldırmasın. Bilakis çalışmalarımıza daha hız vermeliyiz. Daha güçlü hareket etmeliyiz. Böyle bir toplantıda bana yer verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. AHMET ÖRKEN’E TEŞEKKÜR Dünya Yol Bisikleti yarışında göstermiş olduğu onurlu duruş için Konyalı milli sporcumuz Ahmet Örken’e teşekkür ediyoruz. Ülkemizi temsil ederken değerlerinden taviz vermeyerek sergilediği bu örnek davranış hepimize gurur vermiştir. Kendisine başarılarının devamını diliyoruz. https://youtu.be/IHeVG0p2dTM
İl Başkanımız Mehmet DemirelÇumra’da esnaf ve vatandaşlarımızı ziyaret ederek istişarelerde bulundu.
Saadet Partisi Konya İl Başkanımız Mehmet Demirel, İl Başkan Yardımcılarımız, Çumra İlçe Başkanımız Abdullah Acar ve ilçe yönetimimiz Çumra’da esnaf ziyareti ve ilçe divan toplantısı gerçekleştirdi. Başkan Demirel dükkanları tek tek gezerek esnafla sohbet etti. Ekonomik koşullar ve artan maliyetler nedeniyle zor günler geçirdiklerini ifade eden esnaf, kira, vergi ve girdi fiyatlarının yükselmesinden şikâyet etti. Esnaf, Başkan Demirel’e teşekkür ederek, sıkıntılarının duyulmasından memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Daha sonra İlçe Divan Toplantısında konuşan Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel şu ifadelere yer verdi. “KARDEŞLERİMİZİN GÜLER YÜZÜNÜN ARKASINDA GİZLİ BİR SIKINTI VARDI” “Evet, bugün 23 Eylül 2025 Salı. Bugün Çumra’mızdayız. Allah razı olsun, Çumralı hemşehrilerimizle bir araya geldik. Çumra Saadet Partisi ilçe başkanımızın organizesiyle ve müfettişlerimizin desteğiyle bugün Çumra’mızı ziyaret ettik. Gerçekten çok sıcak, çok cana yakın bir halkı var. Hepsi bizi kucakladı. Hiç kimse bizimle ilgili olumsuz şeyler söylemedi. Hep güler yüzlülükle karşıladılar. Hepsi çay ikram etmek istedi. Ancak biz, maalesef zamanımız sınırlı olduğu için hiçbirinin de çayını içemedik. Ama mutlaka çaylarını içmek, sohbet etmek isteriz. Tabii kardeşlerimizin güler yüzünün arkasında gizli bir sıkıntı vardı. Ben bunu hissettim ama hiçbirisi de söylemek istemedi. Herkes “Çok şükür, elhamdülillah.” dedi. Tabii bir Müslümana yakışan da belki budur. Ancak şunu da unutmamak lazım: Gerçekten ülkemizde çok ciddi bir ekonomik sıkıntı var. Ne köylü memnun, ne şehirli memnun, ne esnaf memnun, ne tüccar memnun. Herkes gerçekten çok büyük bir imtihandan geçiyor. Rabbim inşallah bu milleti, bu ümmeti, Çumra’mızı, Konya’mızı, Türkiye’mizi bir an önce bu sıkıntılardan kurtarsın. Önceki gün sosyal güvenlikten sorumlu devlet bakanı, gerçekten kendisinden hiç beklenmeyen bir açıklamada bulundu. Türkiye’deki emeklilerin, asgari ücretlilerin durumunun çok iyi olduğundan bahsetti. Ben merak ediyorum: Gerçekten bu arkadaşımız acaba Türkiye’de mi yaşıyor? Acaba Türkiye’de mi alışveriş yapıyor? Hayatını Türkiye’de mi geçiriyor? Yani 22.150 lira maaş alan bir insanın o kadar şanslı olduğunu, o kadar büyük nimetlere ve imkânlara sahip olduğunu söyledi. Tabii ki ben şöyle bir dua etmek istemiyorum aslında: “İnşallah o arkadaşımız bundan sonra kalan ömrünü asgari ücretle geçirmek zorunda kalmasın.” diye dua ediyorum. Çünkü bu ücret geçinilecek bir ücret değil. Bu emekli maaşı, geçinilecek bir emekli maaşı değil. Bugün Konya’mızda 20.000 liranın altında bir ev yok. İnsanlar kiralık ev bile tutacak olsalar 20.000 liranın altında yok. Ama maalesef bu arkadaşımız böyle bir açıklama gafletinde bulundu. “FAİZ ÖDEMESİ O KADAR ÇOK Kİ DEVLETİMİZ MAALESEF YATIRIM DAHİ YAPAMAYACAK DURUMA GELMİŞ” Çumra’mız, Konya’nın tarımsal olarak çok ileri seviyede tarım yapan bir ilçesi. Yalnız kiminle sohbet ettiysek, kiminle birkaç dakika vakit geçirdiysek herkes maalesef durumundan şikâyet etti. Tabii ki bunların birçok sebebi var. Düşünün; 2025 yılında Türkiye, devletin resmî rakamlarına göre 1 trilyon 950 milyar lira faiz ödemesi yapıyor. Bu rakam yıl sonuna kadar 2 trilyon 200 milyara kadar çıkabilecek. Yatırım için ayrılan rakam ise 1 trilyon 300 milyar civarında. Yani faiz ödemesi o kadar çok ki devletimiz maalesef yatırım dahi yapamayacak duruma gelmiş. İnsanlar başka gündemlerle ekonomik sıkıntıları ve adaletsizlikleri gizlemeye çalışıyorlar. Doğrudur; bir insanın iyi tarafı olur, kötü tarafı olur ama hiçbirisi bir tarafıyla gizlenmez. Ancak aciz insanlar yapar bunu. Bir insan yanlışını yapmış olduğu bir iyilikle kapatmaya çalışıyorsa sadece insanları oyalıyordur. İnsanlara kendi açığını göstermiyordur. Bu, ne Müslümanlığa yakışır ne de insanlığa yakışır. Oysa insanın doğruları da kendisine aittir, yanlışları da kendisine aittir. Ve insan diyebilmeli ki: “Biz bu yanlışlardan vazgeçeceğiz.” Ama maalesef hükümetteki arkadaşlarımızın asla böyle bir tavrı yok. Ülkenin çok iyi olduğunu söylüyorlar. Bir konuyu gündeme getirdiğiniz zaman hemen İHA’lardan, SİHA’lardan, yollardan bahsediyorlar. Ancak her şey bir yana şunu sormak lazım: Siz ülkede 60 milyon nüfusu barındıran emekliye kaç para maaş veriyorsunuz? Siz emekliyi nasıl eziyorsunuz? Düşünün; bir emekli 16-17 bin lira maaş alırken onun torununu, evladını düşünün. “Bana bir bisiklet al.” dese, “Okul zamanı bana bir çanta al, bana bir eşofman al.” dese, nasıl ezik bir millet ortaya çıkarıyorsunuz? Bunu maalesef düşünmüyorlar. Bin yıllık Osmanlı’nın torununun geldiği nokta bu. Bunlar kasıtlı olarak yapılıyor zannetmeyin. Bu ülke çok zengin bir ülke ama birileri bu ülkenin insanını ezik bir insan profiline sokmak istiyor. “TÜRKİYE’DE OLMASI GEREKEN EN DÜŞÜK MAAŞ 90.000 LİRADIR” Bugün Türkiye’de olması gereken en düşük maaş 90.000 liradır. Bakınız, 88.000 lira yoksulluk sınırı. Asgari ücret ne demek? Bizim aslında asgari ücret diye bir kavramı kabul etmememiz lazım. İslâm buna asla cevaz vermez. İnsanın yaşayabileceği ücret olur. “Asgari ücret” dediğiniz şey, insani ve İslami değerlere yakışmayan bir davranıştır. Biz gerçekten bu konuda milletimizin çok ezildiğini, ezik bir milletin oluşturulmaya çalışıldığını farkındayız. Onun için ne olursa olsun bunların düzenlenmesi, düzeltilmesi lazım. Gelir dağılımının herkese adaletli bir şekilde yapılması lazım. Ama maalesef bizi idare eden hükümetin ve yöneticilerin böyle bir derdi yok. İnsanlar hiçbir hatalarını, hiçbir zaaflarını kabul etmiyorlar. Ancak şunu da unutmamak lazım: Devletin itibarından da asla taviz vermiyorlar. Saltanat en üst derecede gidiyor. Yukarısı nasılsa, aşağısı da maalesef ona göre şekilleniyor. Ama unutmayın, sizin yapmış olduğunuz harcamaların, aldığınız maaşların, bindiğiniz uçakların, yanınızda hizmet eden hizmetçilerin, taşıdığınız korumaların ücretleri bu garip, guraba, yetimden kesmiş olduğunuz vergilerle ödeniyor. Lütfen bir an önce bunun şuuruna varın ve gelir dağılımında ortak bir sistem belirleyerek tüm halkı bunlardan istifade ettirmeye çalışın. Bu halk bunları hak etmiyor. Osmanlı’nın torunu bunları hak etmiyor. Onun için kıymetli kardeşlerim, bizim üzerimize düşen çok şey var. Biz çalışacağız. Geçmişte yaptık, yine yapacağız. Biz köle bir insan düzeni istemiyoruz. Huzur içinde, refah içinde yaşayan, sadece geçim derdi olmayan, üreten, üretken, hem millî hem manevî değerlere hem de ekonomik değerlere katkı sağlayan bir insan tipi istiyoruz. Ama maalesef şu andaki Türkiye’de uygulanan ekonomik modelle insan sadece kendi geçim derdinde. “Çocuklarımı nasıl okutacağım?” diyor. Bugün bir okul servisinin bir aylık gideri neredeyse 5.000 lira. Bir yıllık gideri 50-60 bin lirayı buluyor. Devlet okuluna çocuğunuzu veriyorsunuz; bir yıllık yemek gideri 50.000 liraya yaklaşıyor. Hani eğitim ücretsizdi? Eğitim, her vatandaşa sunulması gereken zorunlu hizmetti. Onun için biz buradan yetkililere sesleniyoruz: Bu milleti ezmeyin. Bu milleti fakirlikle imtihan etmeyin. Çünkü bu ülke zengin bir ülke. Bu milleti boynu bükük duruma getirmeyin. Kendi geçim standartlarıyla geçinmek zorunda bırakmayın. Bu millet, zamanı geldiğinde sokaklara döküldü. Kurtuluş Savaşı’nda elinde kazma kürekle savaştı. Hiçbir zaman kılık kıyafetine bakmadı. Çoluk çocuğunu umursamadı. “Bu devlet düşmesin, bu vatan düşmesin.” diye mücadele verdi. Ama geldiğimiz