Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı Şelale Park’ta Katil ABD ve İsrail’in islam çoğrafyası üzerinde yaptığı saldırıları kınamak için basın açıklaması düzenledi. Basın Açıklamasında konuşan Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel “Siyonizmin pervasızlığına karşı sadece “kınama” mesajları yayınlamak yetmez! Zulme karşı sadece “üzüntü” beyan etmek bu ateşi söndürmez! Türkiye sadece sözle değil; siyasi, ekonomik ve diplomatik tüm caydırıcı gücüyle mazlumun yanında yer almalıdır.Çünkü İsrail ancak ve ancak güçten anlar.” Dedi. İl Başkanımız Mehmet Demirel I 27.03.2026 I Basın Açıklaması Zalimlere Lanet, Mazlumlara Destek Değerli Basın Mensupları, Aziz Milletimiz, Yüreği Mazlumlarla Atan Vicdan Sahibi Kardeşlerim, Bugün burada sadece bir basın açıklaması yapmak için değil; başta İslam coğrafyası olmak üzere dünyanın dört bir yanını saran zulüm ateşine karşı birer İbrahimî damla olmak ve mazlumun kimliğine bakmaksızın onunla omuz omuza durduğumuzu tüm dünyaya ilan etmek için toplandık. Millî Görüş hareketi olarak bizler, tarih boyunca olduğu gibi bugün de coğrafya, mezhep ve kimlik ayrımı yapmaksızın zalimin karşısında elif gibi dimdik duruyoruz. Aylardır dünyanın gözü önünde, tarihin kaydedebileceği en vahşi, en alçak soykırımlardan biri Gazze’de işlenmektedir. Bebeklerin süt kokusuna barut kokusunun karıştığı, annelerin feryadının arşı titrettiği bu mübarek topraklar; bugün sözde modern dünyanın sahte “insan hakları” maskesinin düştüğü yerdir. Gazze bugün sadece bir coğrafi bölge değil; imanın, direnişin ve topyekûn insanlık onurunun son kalelerinden biridir. Şunu herkes bilsin ki: Gazze’de dökülen her damla kan, bu zulme sessiz kalanların vicdanına sürülmüş kara bir lekedir. Bu katliam durana, abluka tamamen kalkana dek durmayacağız, susmayacağız! Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Katılımcılar, Onurumuz, kırmızı çizgimiz ve ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa, bugün işgalci postalları altında zincirlenmiştir. Bu zincirler sadece taş duvarlara değil; Müslümanların ibadet hürriyetine ve tüm insanlığın inanç kutsiyetine vurulmuş bir prangadır. Unutulmasın ki Kudüs zincirliyse İslam coğrafyası esirdir. Biz Saadet Partisi teşkilatları olarak gür bir sesle haykırıyoruz: Kudüs özgürleşmeden dünya huzura kavuşamaz; Mescid-i Aksa’nın zincirleri kırılmadan insanlık prangalarından kurtulamaz. Değerli Arkadaşlar, Siyonizmin pervasızlığına karşı sadece “kınama” mesajları yayınlamak yetmez! Zulme karşı sadece “üzüntü” beyan etmek bu ateşi söndürmez! Türkiye sadece sözle değil; siyasi, ekonomik ve diplomatik tüm caydırıcı gücüyle mazlumun yanında yer almalıdır. Çünkü İsrail ancak ve ancak güçten anlar. Aziz Hemşehrilerimiz, Komşumuz İran topraklarına yönelik gerçekleştirilen saldırılar, kardeş Lübnan’da sivil halkın üzerine yağan bombalar; terör şebekesinin bölgemizi topyekûn bir ateş çemberine sürükleme projesinin son halkasıdır. Bizler, emperyalizmin ve siyonizmin önümüze koyduğu mezhep fitnesini ve etnik kışkırtmaları reddediyoruz. Bilinmelidir ki emperyalizm sadece bomba yağdırmaz; ekonomik ambargolarla ve finansal terörle halkları açlığa mahkûm ederek diz çöktürmeye çalışır. Bizim lügatimizde “tarafsızlık” yoktur! Biz safı belli olanlarız; biz hakikatin tarafındayız! Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında, mazlum kim olursa olsun yanındayız. • Gazze’deki vahşet son bulana dek, • Mescid-i Aksa’yı çevreleyen zincirler kırılana dek, • Emperyalizmin kirli eli coğrafyamızdan çekilene dek; Mücadelemiz, azmimiz ve kararlılığımız artarak devam edecektir! Bizler provokasyonlara gelmeden, vakar ve sükûnet içerisinde, birleştirici bir dille haykırıyoruz: Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur! Buradan tüm dünyaya sesleniyoruz: Mazlumların gözyaşı, zalimlerin saltanatını mutlaka yıkacaktır. Kudüs’ün özgürlüğü ve İslam coğrafyasının selameti için bütün gücümüzle çalışmaya, hakkı ve hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.
Saadet Partisi Konya Teşkilatı Bayramlaşma programı düzenledi
Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı teşkilat üyeleri Ramazan Bayramı münasebetiyle bayramlaşma programı düzenledi. Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Saydam, YİK Üyesi Lütfi Yalman, 20. Dönem Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz, Meram Belediyesi Eski Başkanı Mustafa Özkan, AGD MGV Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Korkmaz, MİLKO Başkanları, İlçe Başkanları ve çok sayıda parti mensubu katılım gösterdi. Bayramlaşma Programında konuşan Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel şu ifadelere yer verdi: Mübarek Ramazan ayını geride bırakırken; birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin pekiştiği müstesna günlerden biri olan Ramazan Bayramı’na kavuşmanın mutluluğunu hep birlikte yaşıyoruz. Tüm hemşehrilerimin ve İslam Aleminin Ramazan Bayramı’nı bir kez daha tebrik ediyor, hepinize sağlıklı, huzurlu ve bereketli nice bayramlar diliyorum. Bayramınız mübarek olsun. Maalesef 2-3 gün önce Resmi Gazete’de yayımlanan “Askeri Araç ve Gereçlerin Transit Geçişine ve Ticaretine Dair” Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandı. Şimdi bölgemiz hiç olmadığı kadar sıkışmışken, Yayınlanan bu kararname Aklımıza -hafızamızdaki- “tehlikeli” soruları getiriyor… Türkiye İran’a karşı yürütülen savaşta İsrail’e lojistik sağlayan bir ülke mi olacak? Irak işgali sürecinde olduğu gibi 1 Mart Irak tezkeresi kabul edilmemesine RAĞMEN Üsler Amerika’nın hizmetine açılmış, 4990 sorti yapılmıştı. Yoksa yine aynısı mı yaşanacak? Bu kararname Ukrayna ile ilgiliyse bu durumda Karadeniz’deki görece istikrarlı durum bundan nasıl etkilenecek? Bu kararname neyin nesidir? Neden, hangi amaçla gündeme getirilmiştir? Yetkililer bu soruların cevaplarını bir an önce en küçük bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklamak zorundadır. Bugün de, tıpkı 1 Mart’ta olduğu gibi, bu millet Türkiye’nin böyle bir tuzağın içine sürüklenmesine razı değildir! Hiç kimse, ne Trump, ne Netanyahu ne de avaneleri boş yere hayaller görmesin! Bizler bu coğrafyada, Şii’siyle, Sünni’siyle; Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Farisi’siyle hem birbirimizin hukukunu gözeteceğiz, hem de birbirimizi el üstünde tutacağız. Bölgede barış ve adalet, emperyalizmin bombalarıyla değil. Bizlerin inancıyla, dayanışmasıyla, mücadelesiyle inşa edilecek. Ramazan ayını geride bıraktığımız günlerde maalesef ki yanlışlar hız kesmeden devam ediyor.; ülke yönetiminden yerel belediyelere kadar uzanan bir ihmal zincirini görmekteyiz. Hepimiz biliyoruz ki bazı belediye başkanlarımız, yukarıdan gördüklerini uyguluyor olabilir. Ancak bu, halkın gözünden kaçacak bir durum değildir. Bildiğiniz üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum, Konyalıdır ve hakkında şehirde ve ülke genelinde büyük bir propaganda yürütülmektedir. Ancak gerçekler bununla örtüşmemektedir. 6 Şubat 2023 depreminden bu yana tam 3 yılı aşkın süre geçti. Ama maalesef Deprem şehirlerinde hâlâ 180 bin konteynerde 360 bin vatandaşımız yaşamaktadır. Sayın Bakan hakkında her yerde “450 bin konut yaptırdı” deniyor. Peki, üç yıl geçmesine rağmen 360 bin kişinin hâlâ konteynerde yaşaması ne anlama geliyor, bunu kim açıklayacak? Bu tablo, basit bir sayısal yanlışı değil, ihmalin, plansızlığın ve gerçekçi olmayan vaatlerin sonucudur. Bir diğer konu: Konya’da devlet arazilerinin, yani milli emlakta olan arazilerin, belediyeler aracılığıyla satılmasıdır. Bu paralar şehir için harcanacağına, belediyelerin borçlarının ödenmesine veya kalıcı hizmet projelerine aktarılacağına, ne yazık ki lüks ve gereksiz harcamalara gitmektedir. Bakan Kurum ve bazı belediye başkanları sürekli arazi satıyor ama belediyelerin borç yükü her geçen gün artıyor. Özellikle Meram’daki Tank Taburu arazisi konusunda soruyoruz: Sayın Bakan, bu araziyi imara açarken Konya’nın geleceğini hiç düşündünüz mü? Artık hükümet ve belediyeler parsel parsel toprak satmayı arsa satmayı terk etmeli emlakçılar gibi davranmaktan vazgeçmeli katma değer üretecek projeler üreterek üretime ve istihdama destek olmalıdır. Meram’ın göbeğindeki yeşil alanı betona çevirmek için izin vermek, şehrin ekolojik dengesine ve halkın yaşam kalitesine yapılmış büyük bir ihanettir. Konya’yı bu kadar mı az seviyorsunuz ki, kendi ellerinizle şehrin geleceğini karartmayı uygun mu gördünüz? Biz buradan bir kez daha söylüyoruz: Konya’nın kaynakları, arsaları ve kamu arazileri şehrin lüksüne değil, kalıcı ve sürdürülebilir hizmetlere harcanmalıdır. Borçları artırmak, plansız imar uygulamak ve gerçek ihtiyaçları görmezden gelmek kabul edilemez. Halk, propaganda değil, adaletli yönetim, hesap verebilirlik ve şehir için gerçek projeler istiyor. Konya’nın geleceğini karartan anlayışa artık “dur” demenin zamanı gelmiştir.
İran’a destek için ‘Tüm mazlumlarla dayanışma yürüyüşü’ gerçekleştirdi
Milli Görüşçü Kuruluşlar (MİLKO), Konya’da İran’a destek için ‘Tüm mazlumlarla dayanışma yürüyüşü’ gerçekleştirdi.Yürüyüş Kültürpark Meydanı’nda başlayıp Gedavet Meydanında yapılan basın açıklaması ile sona erdi. Basın Açıklamasını TEKDER Konya (Teknik Elemanlar Derneği) Başkan Yardımcısı Talha Saydam Yaptı. Saydam Yaptığı açıklamada “Büyük Ortadoğu Projesi adı altında Büyük İsrail’i kurmak için her gün yeni bir canilik ve vahşetin peşinde koşan bu alçaklar, bu Ramazan’da da İran’ı hedef almıştır ve saldırıları tüm İslam beldelerinde doğrudan veya dolaylı şekilde kesintisiz olarak devam etmektedir.” Dedi Basın Açıklamasına Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel, Esnaf ve Saanatkarlar Dernegi (ESDER) Konya Şube Başkanı Latif Işık, Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞDER) Konya Şube Başkanı Yavuz Aydın, Din Görevlileri Birliği Derneği (DİNBİRDER) Şube Başkanı Abidin Yalman, CANSUYU Derneği Başkanı İsmail Tozan, Anadolu Engelliler Birliği Konya Başkanı Kerim Şenel ve çok sayıda Konyalı vatandaş katıldı. BASIN AÇIKLAMASINI TEKDER KONYA (TEKNİK ELEMANLAR DERNEĞİ) BAŞKAN YARDIMCISI TALHA SAYDAM GERÇEKLEŞTİRDİ.SİYONİST İSRAİL VE ABD’NİN İRAN SALDIRILARINA YÖNELİK Siyonist İsrail ve ABD’nin yıllardır sürdüre geldiği “mübarek Ramazan ayında İslam beldesi işgal projesi” bu yıl da devam etmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi adı altında Büyük İsrail’i kurmak için her gün yeni bir canilik ve vahşetin peşinde koşan bu alçaklar, bu Ramazan’da da İran’ı hedef almıştır ve saldırıları tüm İslam beldelerinde doğrudan veya dolaylı şekilde kesintisiz olarak devam etmektedir. İran’a yapılan bu saldırılarda içlerinde masum 170’ten fazla kız çocuğunun da olduğu 1000’i aşkın sivil haksız bir şekilde öldürülmüştür. İsrail ve ABD saldırılarının, özellikle askerî birlikleri veya üsleri değil, sivil halkı hedef aldığı gerçeği, sivil yerleşim yerlerine yapılan saldırılardan anlaşılmaktadır. Diplomasi masası adı altında komşu ve kardeş devlet İran’ı müzakereye davet ile maruz bırakmaya çalıştıkları işgal girişimi insanlık dışı boyutlara ulaşmış ve çocuk/yaşlı/sivil ayırt etmeksizin katliama dönüşmüştür. Dünya bu vesileyle bir kez daha “uluslararası hukuk” denilen kavramın sadece kitaplarda yazılı kaldığına ve emperyalist devletlerin keyfî icraatları söz konusu olduğunda unutulduğuna tanıklık etmiştir. İsrail’in, ABD’yi de fiilen ortak ederek başlattığı hukuk dışı saldırılar sadece İran’la da sınırlı kalmamıştır. Üç koldan hem İran’da hem Lübnan’da hem de Gazze’de sivillerin katliamı eş zamanlı devam etmektedir. İsrail’in ısrarla uyguladığı korsan devlet terörünün bölgenin huzurunu tamamen yok ettiği ve kendi sinsi ve sapkın emellerine adım adım yaklaştıkları görülmektedir. Buna mukabil İslam ülkelerinin ABD taşeronluğunu ve kuklalığını derhâl terk edip İslam Birliğini hatırlamaları gerekmektedir. Ülkemizin de içinde bulunduğu bu acı durum bizleri derinden yaralamakta ve bize Irak’ın işgalini hatırlatmaktadır. Acilen ve derhâl Kürecik, İncirlik ve diğer ABD-NATO üsleri şanlı ordumuzun kontrolüne geçmeli, ne idüğü belirsiz çifte vatandaş İsrail askerleri ülkemizden def edilmelidir. Rahmetli liderimiz Necmettin Erbakan hocamızın İran ile ilişkilere ve İslam birliğine verdiği önem ortadadır, Siyonist saldırıların boyutlarının nerelere evrileceği konusundaki öngörüleri hâlen zihinlerimizdedir. Feraset ve basiret ile ortaya koyduğu tespit ve teşhisler tüm bölge halklarının kulaklarında küpe olmalıdır. İslam Birliği sağlanmadan dünyaya huzur hâkim olamayacağı açıktır. Müslüman halkların ihtilaflar ile zaman kaybetme lüksünün olmadığı ve derhâl kenetlenmek zorunda oldukları aşikârdır. Gözünü karartmış olan ABD, hiçbir uluslararası kuruluşu dikkate almadığını, hiçbir evrensel hukuk normunu kale almadığını, hiçbir temel hak ve hürriyeti önemsemediğini net bir şekilde ortaya sermiştir. ABD ve İsrail kendi menfaatleri doğrultusunda, İslam coğrafyasındaki pek çok ülkenin üslerini kullanarak İran’a saldırmaktadır. İslam ülkelerinin yöneticileri ise sivilleri hedef alan azgın işgalci saldırılarını değil, bunlara mukabelede bulunulmasını kınamayı tercih etmekte ve Siyonistlerle iş birliğine devam etmektedirler. Trump ve iş birlikçilerini lanetliyoruz. İslam’ın izzetini unutup emperyalist güce boyun eğmek Müslümanları felaha erdirmeyecek; bilakis helake sürükleyecektir. Bunu buradan tekrar hatırlatıyoruz. Trump ve Netenyahu’nun işgal etmeye çalıştıkları toprakların İslam beldesi olduğu unutulmamalıdır. İran bizim en eski sınır komşumuzdur ve en uzun süreli barış iklimine taraf olduğumuz bir devlettir. Tüm dünya Gazze’deki katliamı seyrederken İran’ın Hamas’a ve Filistin halkına sağladığı lojistik destek akıllarımızdan çıkmamalıdır. Bölgede huzur ve nizamı yok ederek tüm insanlığı kendine köle yapma peşinde olan ve Büyük İsrail’i kurmak için her türlü insanlık dışı eylemi, katliamı gerçekleştirmekten geri durmayan Siyonist ikilinin tezgâhladığı planlara ve saldırılara alet olmaktan dikkatle sakınmalıyız. Ülke içinde ve dışında oluşturulmaya çalışılan fitne ve kışkırtma teşebbüslerine prim vermemeliyiz. Müslümanlar kendi meselelerini aralarında çözebilecek kudrete sahiptirler ve emperyalist/Siyonist ittifakların nifaklarına boyun eğmemelidirler. ABD ve İsrail bu süreçte sinsi tezgâhlarla ve provokatif saldırılarla Türkiye’yi ve İran’a komşu devletleri cepheye sürmeye, savaşa dâhil etmeye çalışacaktır; bu oyunlara karşı uyanık olmalıyız. Feraset sahibi her bir Müslüman, meselenin aslında nükleer tehdit, kadınlara özgürlük getirme meselesi olmadığını görebilmektedir. Aslında bu savaşın İslam’ı ve Müslümanları yok etme savaşı olduğunu, yaptıkları saldırının hemen ardından Peygamber Efendimiz’e dil uzatma cüretinde bulunarak ortaya koymuşlardır. Bizler Millî Görüşçüler olarak gerek ülke içinde gerekse uluslararası platformlarda mazlumun yanında, zalimin ise karşısında olduğumuzu her yönüyle ortaya koymaya devam edeceğiz. İnsanın sadece ve sadece insan olması sebebiyle doğuştan ve doğal olarak sahibi olduğu bütün temel hakların ve hürriyetlerin her bir Müslüman kardeşimizi de kapsadığını bütün dünyaya hatırlatmaya devam edeceğiz. Milletlerarası hukukun derhâl hayata geçirilmesini ve ülkelerin bağımsızlığına dış müdahalelerin engellenmesini savunmaya devam edeceğiz. Müslüman halkların yaşadığı devletlerin vakit kaybetmeden sürece el koyarak azgın emperyalist işgalcileri bu topraklardan defetmelerini telkin edeceğiz. ABD ve İsrail’in hukuksuz saldırılarına insanlığımızın gereği olarak her daim karşı duracağımızı bir kez daha kararlılıkla haykırıyoruz. İran’daki, Gazze’deki, Lübnan’daki ve Doğu Türkistan’daki şehitlerimizi rahmetle anıyor, cephelerde direniş ruhunu ayakta tutan tüm Müslümanlara Allah’tan güç ve zafer niyaz ediyoruz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.
Türkiye yaşlanıyor, yaşlılarımız yalnız ve yoksul bırakılıyor
Konya İl Başkanımız Mehmet Demirel, Türkiye’de yaş ortalamasının hızla artmasına dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması yayımladı. “Türkiye hızla yaşlanmaktadır. Bugün ülkemizde her 10 kişiden biri 65 yaşın üzerindedir. Gidişat değişmezse çok kısa bir süre sonra her 4 kişiden biri yaşlı olacaktır. Bu tablo, artık görmezden gelinecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Yaşlanma meselesi sadece nüfusla ilgili değildir. Bu durum emekli maaşlarını, sağlık hizmetlerini, bakım ihtiyacını, aile yapısını ve sosyal hayatı doğrudan etkilemektedir. Bugün milyonlarca emeklimiz geçim sıkıntısı çekmekte, yaşlılarımız sağlık ve bakım hizmetlerine erişmekte zorlanmakta, önemli bir kısmı ise yalnızlığa terk edilmektedir. Mevcut sistem, genç bir topluma göre kurulmuştur. Oysa Türkiye artık genç bir ülke değildir. Aile yapısı değişmiş, şehir hayatı yaygınlaşmış, yaşlıların yükü büyümüştür. Buna rağmen emeklilik, bakım ve sosyal destek politikaları hâlâ eski anlayışla yürütülmektedir. Bunun bedelini ise yaşlılarımız ödemektedir. Bugün emekli maaşları hayat pahalılığı karşısında erimiştir. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş insanlarımız yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Sağlık sorunları artan yaşlılarımız için bakım hizmetleri yetersiz ve pahalıdır. Aileler bu yükü tek başına taşımakta zorlanmaktadır. Yaklaşık her dört yaşlıdan biri tek başına yaşamaktadır. Yalnızlık, umutsuzluk ve çaresizlik giderek yayılmaktadır. Bu tablo ne insanidir ne vicdanidir. Milli Görüş anlayışına göre devletin görevi, güçlü olanı daha güçlü yapmak değil; zayıfı, yoksulu ve yaşlıyı korumaktır. Bizim sosyal adalet anlayışımız; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesine dayanır. Yaşlıyı yalnız bırakan, emekliyi yoksulluğa mahkûm eden bir düzen ne adaletlidir ne de sürdürülebilirdir. Saadet Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz: Yaşlılarımız bu ülkenin bereketidir, hafızasıdır, emeğidir. Bu nedenle pansuman tedbirlerle vakit kaybedilemez. Yaşlılık meselesi, devletin temel politika alanlarından biri hâline getirilmelidir. Bizim çözüm perspektifimiz nettir: • Emekli maaşları insanca yaşam seviyesine yükseltilmelidir. • Yaşlı yoksulluğuna karşı özel ve sürekli destek programları oluşturulmalıdır. • Evde bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalı, her ihtiyaç sahibine ulaşmalıdır. • Bakım personeli artırılmalı, bakım hizmetleri ulaşılabilir ve ücretsiz hâle getirilmelidir. • Belediyeler yaşlılara yönelik sosyal hizmetlerin merkezine yerleştirilmelidir. • Yaşlılarımızın sosyalleşebileceği, hayata katılabileceği merkezler yaygınlaştırılmalıdır. • Yalnız yaşayan yaşlılar düzenli olarak takip edilmelidir. • Çalışmak isteyen yaşlılarımız için esnek ve güvenli çalışma imkânları sağlanmalıdır. Biz, sosyal devlet anlayışını lafta değil icraatta savunuyoruz. Biz, adaleti sadece mahkeme salonlarında değil; sofrada, maaşta, bakımda ve yaşamın her alanında istiyoruz. Yaşlısına sahip çıkmayan bir toplum, geleceğine de sahip çıkamaz. Saadet Partisi olarak diyoruz ki: Adil bir düzen kurulmadan, yaşlıların yüzü gülmeden, bu ülkenin yüzü gülmez.”
“Sesimizi Duymayanlara Düdük Çalıyoruz”
“SESİMİZİ DUYMAYANLARA DÜDÜK ÇALIYORUZ” KONULU BASIN AÇIKLAMASI METNİ Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarımız; Bugün burada 6 Şubat Depremlerinde kaybettiğimiz vatandaşlarımızı anmak ve deprem gerçeğine bir kez daha dikkat çekmek için toplanmış bulunuyoruz. Değerli basın mensupları; Biliyoruz ki deprem ülkemizin bir gerçeğidir. Deprem gerçek ancak yıkılan şehirler tercihtir. Depremlerin afete dönüşmemesi için gerekli tedbirleri hayata geçirmek zorundayız. Her depremden sonra “bu son olacak” denildi. Her depremden sonra, “bundan ders çıkaracağız, aynı yapmayacağız” denildi. Depremlerin felakete dönüşmemesi için bütün tedbirler alınacak, gereken bütün adımlar atılacak denildi. 18 binden fazla canımızı kaybettiğimiz Büyük Marmara Depremi’nden sonra da aynı sözler sarf edildi. Ama olmadı. şehirlerimiz ranta, insanımız ihmale kurban edildi. İşte bugün bu meydandan bir kez daha haykırıyoruz; “Sesimizi duyan var mı!” 6 Şubat Depremlerinde duyduğumuz ve hepimizin vicdanını kanatan o acı soruyu bir kez daha soruyoruz; “Sesimizi duyan var mı?” Elimizde şu an bir düdük görüyorsunuz, Bunun adı deprem düdüğü. Deprem çantasının olmazsa olmazlarından birisi. İşte bizler bugün burada henüz enkaz altında değilken, Ve enkazın arasında deprem çantasını aramak zorunda kalmadan deprem düdüğü çalıyoruz; Bugün çaldığımız bu düdük bir uyarıdır, bir ikazdır, dikkatleri deprem üzerine çekmek adına bir adımdır. Çünkü biliyoruz ki bugün bu düdük duyulmazsa; ülkemizi bekleyen büyük deprem yaşandığında Allah korusun ülkemiz için İsrafil’in suru duyulacak. Evet bugün Düdük çalıyoruz çünkü enkaz altında kalmak istemiyoruz! Düdük çalıyoruz çünkü sesimiz bugün duyulsun istiyoruz! Düdük çalıyoruz çünkü inşaat değil, insan yaşasın istiyoruz! Düdük çalıyoruz çünkü bugün adalet enkaz altında. Düdük çalıyoruz çünkü bugün liyakat, planlama, denetim, tedbir ve vicdan enkaz altında. Bizler seslerini duyuramayan 86 milyon insanımız adına düdük çalıyor ve sesimiz duyulsun istiyoruz. Rantın, betonun, inşaatın egemen olduğu bir anlayış yerine; Yaşanabilir Şehirler inşa eden bir anlayış talep ediyoruz. Depremden 3 yıl sonra acı tablo: 360 bin kişi hâlâ konteynerlerde Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı 2026 tarihli yeniden imar raporu, deprem bölgesinde ekonomik ve sosyal sorunların hâlâ devam ettiğini ortaya koydu. Rapora göre 26 Ocak 2026 itibarıyla 360 bin 455 kişi hâlâ konteynerlerde yaşıyor. Bu kişilerin 223 bin 72’si kentlerde, 137 bin 383’ü kırsal alanlarda bulunuyor. Toplamda 242 konteyner kentte barınma sağlanırken kentlerde 70 bin 182, kırsalda ise 56 bin 401 konteyner kullanılıyor. Konteynerlerde yaşayan nüfusun en yoğun olduğu il 156 bin 973 kişiyle Hatay oldu. Hatay’ı Malatya (67 bin 664) ve Kahramanmaraş (55 bin 264) izledi. Adıyaman’da 42 bin 456, Gaziantep’te 21 bin 985 kişi konteynerlerde yaşamını sürdürüyor. Türkiye genelinde işgücüne katılım oranı yüzde 54,2 ve istihdam oranı yüzde 49,5 olarak kaydedilirken, deprem bölgesinde bu oranlar sırasıyla yüzde 49,2 ve yüzde 44,2 oldu. İşsizlik ise birçok ilde ülke ortalamasını aşarak dikkat çekti. Kilis’te yüzde 12,5, Hatay’da yüzde 12 olarak ölçülen işsizlik oranı, Türkiye ortalaması olan yüzde 8,7’nin üzerinde gerçekleşti. Aziz milletimizin ne depreme ne yangınlara ne de sellere verecek canı kalmamıştır; ne de tahammülü kalmamıştır. Bizler bir kez daha düdüğümüzü çalıyor ve karar alanlara sesleniyoruz; Her şey için çok geç olmadan sesimizi duyun! Tedbirleri alın! Denetimleri eksiksiz yerine getirin! Rantı değil, insanı önceleyin! Ve şimdi en sorulması gereken zamanda bir kez daha soruyoruz; “Sesimizi duyan var mı!” Tüm katılımcılara, basın mensuplarına teşekkür ediyor; Sözlerime son verirken bugüne kadar depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum. Allah, aziz milletimizi tüm afetlerden emin eylesin.
Kulu İlçe Divan Toplantısı Genel Başkan Yardımcımız Mesut Doğan’ın katılımlarıyla gerçekleşti
Saadet Partisi Kulu İlçe Teşkilatı İlçe Divan Toplantısı Gerçekleştirdi. Toplantıya Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mesut Doğan, Önceki Dönem GİK Üyesi Necati Eroğlu, İl Başkan Yardımcıları ve çok sayıda partili katıldı. Doğan “İnsanımız borçlu, iş insanlarımız borçlu, devlet borçlu. Nefes alamayacak hâle geldik.” İşte Mesut Doğan’ın konuşması; İnsanımız borçlu, iş insanlarımız borçlu, devlet borçlu. Nefes alamayacak hâle geldik. Birbirimizin düğününe gidemeyecek duruma geldik. Büyüklerimiz torunlarına harçlık veremez oldu. Babalar, çocukları üniversiteyi kazandığında sevinemez hâle getirildi. Bunun tek bir nedeni var; bunu anlayalım, yeter. O da nedir biliyor musunuz? Ülke bilinçli olarak borçlandırıldı. Bir gün bana bunu hatırlatırsınız. İktidarda kim olursa olsun ister Saadet Partisi, ister AK Parti, ister CHP fark etmez. Bir parti iktidara geldiği zaman, bütün ülkelerin ve bütün belediyelerin yaptığı gibi, aralık ayında bir sonraki yılın bütçe çalışmasını yapar. Eğer bu bütçeyi açık yapıyorsa, bilin ki ihanet içindedir. Neden? Çünkü bütçeyi açık yapmak demek şunu söylemektir: “Bizim gücümüz bu ülkeyi geçindirmeye yetmiyor.” Yani Türkiye’nin gelirleri, Türkiye’nin giderlerine yetmiyor demektir. Yani Türkiye’nin imkânları, Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamıyor demektir. Bundan daha büyük bir yalan dünyada olmaz. Dünyada 200 küsur ülke var. Bu ülkeler içinde, imkânları bakımından kendi insanına yetemez pozisyonu olmayacak tek ülke varsa Türkiye’dir. Peki buna rağmen neden bütçe açık yapılıyor? Bütçeyi açık yapmak ne anlama geliyor? Üç kuruş açık verdiğin zaman borç alacaksın demektir. Borç aldığın zaman ise dünyaya meydan okuyamayacaksın anlamına gelir. Oysa bütçeyi denk yaptığında şunu söylersin: “Benim kimseye ihtiyacım yok. Ben kendi kendime yetiyorum. Kimseye bağımlı olmayacağım.” Ama bütçeyi açık yaptığın zaman, dünyanın sahibi olduğunu iddia edenlere göz kırparsın ve dersin ki: “Sakın benim iktidarıma dokunmayın. Ben sizden borç alacağım, karşılığında faiz ödeyeceğim. Size katkı sağlayacağım. Yeter ki beni rahatsız etmeyin.” Bunun bedelini de 86 milyon insan ödüyor. Yetmiyor, bütün coğrafya ödüyor. Kırk yıldır bütün bütçeler açık. Şimdi çevremize bakıyoruz: Bütçe 16 trilyon, 19 trilyon deniyor. Yani 2 trilyon 742 milyar borç alacağız. Son 20 yıldır borç aldık, aldık, aldık… Bugün devlet olarak, millet olarak, toplum olarak borcumuz 56 trilyona ulaştı. Bunun 6 trilyonu ana borç. Normal şartlarda bu borç halledilebilir. Ama asıl sıkıntı şudur: 56 trilyon borcu olan bir ülke, son 20 yılda bu borcun karşılığı olarak 61 trilyon faiz ödedi. Bakın, 61 trilyon! Borcumuz bitmediği gibi azalmıyor, daha da artıyor. 61 trilyonun ne demek olduğunu bu millet bir gece, bir dakika düşünse sabaha kadar uyuyamaz. Aile başına düşen faiz yüküne bakalım. Türkiye’de 26 milyon 300 bin aile var. Son 20 yılda her aile başına yaklaşık 3 milyon TL faiz ödedik. Buna rağmen hâlâ 3 milyon TL civarında borcumuz var. Bu borçlar yüzünden ülke nefes alamaz hâle geldi. Bu kadar borcu ve faiz yükü olan bir ülkenin üniversite mezunu gençlerine iş bulması mümkün değildir. 20–30 yıl çalışmış emeklisine insanca yaşayacağı bir maaş vermesi mümkün değildir. Sadece bu yıl bütçeden 2 trilyon 742 milyar faiz ödeyeceğiz. Karşılaştırma yapalım: 16 milyon emekliye bir yılda ödenen toplam para yaklaşık 3–3,5 trilyon TL. Yani faizcilere ödenen para, emekliye ödenen parayla neredeyse aynı. Böyle bir ülkede ekonomiyi toparlamak, düzeltmek mümkün değildir. Konya Büyükşehir Belediyesi açıkladı: 2026 yılında harcayacağı toplam bütçe 49 milyar TL. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sadece 6–7 günlük faiz ödemesi bu rakama eşit. İstanbul, Ankara, İzmir, Konya, Kars, Sivas, Tokat gibi belediyelerin 2026 yılında harcayacağı toplam bütçe yaklaşık 1 trilyon TL. Oysa biz bir yılda 2 trilyon 742 milyar TL faiz ödeyeceğiz. Başka bir şey söylemeye, başka bir şey konuşmaya gerek yok. Bu kadar borçlandırılmış bir ülkenin içinde bulunduğu durum budur.
Saadet Partisi Kadınhanı 9. Olağan ilçe kongresi büyük coşkuyla gerçekleştirildi
Saadet Partisi Kadınhanı 9. Olağan ilçe kongresi büyük coşkuyla gerçekleştirildi Saadet Partisi Kadınhanı 9. Olağan İlçe Kongresi, Kadınhanı Kültür Merkezi’nde yapıldı. Kongreye Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Mesut Doğan, Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel ile çok sayıda partili katıldı. Kongrede mevcut İlçe Başkanı Mehmet Koç, yeniden İlçe Başkanlığına seçilerek güven tazeledi. Kongrede Açılış Konuşmalarını İlçe Başkanı Mehmet Koç Gerçekleştirdi. Kongrede konuşan İlçe Başkanı Mehmet Koç konuşmasında şu ifadelere yer verdi; Kıymetli genel başkan yardımcımız Ankara milletvekilimiz, İl başkanımız ve değerli hazirun Kadınhanı ilçe teşkilatımızın 9. olağan ilçe kongremize hepiniz hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Kadınhanı 9. olağan ilçe kongremiz sonrası yapacağımız yenilikler ve hamleler, ilçemizin, milletimizin ve ülkemizin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve ahlâkî çöküntüye çare olacaktır. İnanıyoruz ki, yeni dönemde iktidarın güçlü bir aktörü olacak Saadet Partimiz bu kongre ile birlikte ilçemizde çok daha güçlenecektir. “Yaşanabilir bir Kadınhanı, Yaşanabilir bir Türkiye ancak Saadet’le olur” hedefiyle çalışmalarımızı taçlandıracağımız bu kongremizin partimize, milletimize ve ilçemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel; Kadınhanı’mızda görevini başarı ile yürüten ilçe başkanımız bugün de tekrardan delegelerimizin desteği alarak ilçe başkanımız seçilmiştir. Ben sizlerin huzurunda ilçe başkanımız Mehmet Koç beyefendiye tekrardan teşekkürlerimi sunuyorum bundan sonra yapacağı çalışmalarda kolaylıklar diliyorum. Ülke Gündemimize baktığımız zaman maalesef bizi güzel günler karşılamıyor. Ülkede iktidar, icraat yapmak için vardır; muhalefet ise ülkede sıkıntılı, problemli ve aksayan tarafları dile getirmek için vardır. İktidarın görevi, bu aksayan yönleri düzeltmek ve doğrusunu yapmaya çalışmaktır. Muhalefetin görevi ise bu aksaklıkları dile getirerek en iyisinin ve en doğrusunun yapılmasını sağlamaktır. Aslında bakıldığında her ikisinin de ortak bir hedefi vardır: Müreffeh bir ülke inşa etmek. Kıymetli kardeşlerim, ülkemize baktığımızda birçok problemin giderek büyüdüğünü görüyoruz. Gerçekten de ülkemizin neresinden tutarsak tutalım bir sıkıntı, bir problem karşımıza çıkıyor. Gençlerimizi ele aldığımızda, maalesef ciddi bir bağımlılık sorunuyla karşı karşıya olduklarını görüyoruz. Bununla ilgili yeterli bir çalışma yapılıyor mu? Maalesef yapılmıyor. Eğitim sisteminde köklü bir değişiklik yapılıyor mu? Maalesef yapılmıyor. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ülkemizde bağımlı gençlerin sayısı nüfusun yaklaşık yüzde onunu oluşturmaktadır. Bu rakam son derece büyüktür. 87 milyonluk bir ülke düşünüldüğünde, yaklaşık 10 milyon gencimizin bağımlılık sorunu yaşadığı görülmektedir. Bu durum, geleceğimiz açısından ciddi şekilde düşünülmesi ve planlama yapılması gereken önemli bir konudur. Bir diğer önemli konu ise ülkemizde yaşanan ciddi ekonomik problemlerdir. İnsanlar açlık sınırının altında ücretlere mahkûm edilmektedir. Oysa ülkenin her tarafından zenginlik fışkırmaktadır. Ancak gelinen noktada, bu zenginlikten vatandaşlar pay alamamakta, yoksullukla karşı karşıya kalmaktadır. Bugün vatandaşlarımızın tek düşündüğü şey; ev kirası, faturalar, mutfak masrafları ve çocuklarının okul giderleri hâline gelmiştir. Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Mesut Doğan Bugün Kadınhanı ilçemizin 9. Olağan Kongresi’ni icra ediyoruz. Bu vesileyle ilçemizde bugüne kadar görev yapmış bütün kardeşlerimize teşekkür ediyor; bugün derneğimizin oyları sonrasında görevine devam edecek olan veya yeni görev alacak tüm yönetici kardeşlerimize Allah’tan kolaylıklar diliyorum. Tarihe baktığımızda, kendini dünyanın sahibi olarak gören küresel güçlerin, her dönemde bu coğrafya üzerinde hedefleri, niyetleri ve projeleri olduğunu görürüz. Bu hedeflerini gerçekleştirmek için de hiçbir zaman usanmadan, bıkmadan adımlar atmışlardır. Ancak attıkları her adımda karşılarında bu milletin ecdadını bulmuşlardır. Selçuklu İmparatorluğu engel olmuştur, Osmanlı İmparatorluğu engel olmuştur, Türkiye Cumhuriyeti Devleti engel olmuştur. Bugün kendilerini güçlü hissettikleri bu son dönemde ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendilerine engel olamaması için ülkemizde beş ayrı tehlikeli zemin oluşturmaya çalışmışlardır. Bu zeminleri oluştururken bazen gaflet içindeki siyasetçileri, bazen ülkesini kendinden daha az seven hainleri, bazen çeteleri, bazen terör örgütlerini kullanmışlardır. Bu oluşturulan zeminler öylesine bir etki meydana getirmiştir ki, benzetme olarak söylüyorum; adeta ülkemizde bir siyasi enfeksiyon oluşmuştur. Bu enfeksiyon, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağışıklık sistemini zayıflatmıştır. Devletler de insanlar gibidir. Bir insanın bağışıklık sistemi çöktüğünde, uygulanacak hiçbir tedavinin, verilecek hiçbir ilacın anlamı kalmaz. Devletler de bağışıklık sistemini kaybettiklerinde sorunlara çözüm bulamaz hâle gelirler. Nitekim bugün hangi noktaya dokunursanız dokunun, büyük bir sorunla karşılaşırsınız. Biz Fransa değiliz, biz İngiltere değiliz, biz Mısır değiliz. Biz bin yıl boyunca dünyaya liderlik etmiş bir medeniyetin varisiyiz. Bu yüzden bizi kimse kendi hâlimize bırakmaz. Tarihte olduğu gibi bugün de, yeniden dirileceğimiz bilindiği için, nefes alamayacağımız bir ortam oluşturmak adına hiçbir şeyi tesadüfe bırakmazlar. Peki, bu oluşturulan tehlikeli zeminler nelerdir? Beşincisini özellikle bir kenara bırakmak istiyorum; söylemek dahi istemiyorum. Ancak dördünü sizinle paylaşmak istiyorum. Birincisi, siyasetimizde kutuplaşma zemini oluşturdular.İkincisi, ekonomimizde çöküş zemini oluşturdular.Üçüncüsü, sosyal hayatımızda çürüme zemini oluşturdular.Dördüncüsü ise komşularımızla çatışma ve savaş zemini oluşturdular. Bugün üzülerek söylüyorum ki, bu zeminlerin oluşturduğu bataklığın sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz.
Ocak ayı il divan toplantısı gerçekleştirildi
Saadet Partisi Ocak Ayı il divan toplantısı parti il başkanlığında gerçekleşti. Toplantıda basına açık bölümde saadet partisi Konya il başkanı Mehmet Demirel konuştu. Toplantıya 20. Dönem Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz, ilçe başkanları AGD Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, DİNBİRDER Konya Şube Başkanı Abidin Yalman, ve çok sayıda partili katıldı. Demirel Konuşmasında yerel ve Ülke gündemine dair birçok konuyu ele aldı.İşte Demirel’in Konuşması; KONYALI HEMŞEHRİLERİMİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM Sözlerime başlarken Konyalı hemşehrilerimize teşekkür ederek başlamak istiyorum. Geçtiğimiz ay Genel Başkanımız şehrimizi ziyaret etti. Bu ziyaret kapsamında kendisiyle birlikte şehrimizde bir dizi önemli temaslarda bulunduk. Ardından Konya’nın sanayicileri ve iş insanlarıyla verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Akabinde il divan toplantımızı yaptık. Salonlara sığmayan büyük bir katılımla gerçekleşen bu programlarda emeği geçen tüm teşkilat mensuplarımıza ve bizleri yalnız bırakmayan kıymetli hemşehrilerimize ve programlarımıza eşlik eden basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum. EMEKLİ MAAŞLARI Bildiğiniz üzere, emekli maaşlarına yapılan son zammın ardından hükümet yetkilileri en düşük emekli aylığının 20 bin lira olacağı yönünde açıklamalarda bulundu. Buradan açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz: Biz bu rakamın bırakın kabul edilmesini, görüşülmesini dahi doğru bulmuyoruz. Bizim teklifimiz nettir ve tartışmaya kapalıdır:En düşük emekli aylığı, en az asgari ücret seviyesine yükseltilmelidir. Genel Başkanımız Sayın Mahmut Arıkan’ın imzasıyla başlattığımız bu haklı kampanya, emeklilerimizin yoğun desteğiyle kısa sürede çığ gibi büyümüş ve 1 milyonu aşkın imzaya ulaşmıştır. Bu imzalar birer rakam değil; geçim derdiyle boğuşan emeklilerimizin feryadıdır, adalet çağrısıdır. Buradan soruyoruz:Bugün 20 bin lira maaş alan bir emekli nasıl geçinecek?Evi kiradaysa ne yapacak?Okuyan bir evladı varsa, torununa harçlık veremiyorsa, mutfağındaki tencere kaynamıyorsa bu hesabı kim verecek? Bakınız, rakamlar her şeyi açıkça ortaya koyuyor.2026 bütçesinde 2,75 trilyon TL faiz ödenecek. En düşük emekli maaşını 20 bin TL yapmak için ayrılan bütçe ise 70 milyar TL. Yani emekliye verdikleri para sadece 19 günlük faiz gideri kadar. Bu tablo bize şunu net biçimde gösteriyor:Sorun kaynak yokluğu değil, öncelik meselesidir. Biz buradan bir kez daha söylüyoruz:Emekli sadaka değil, alın terinin karşılığını istiyor.Lütuf değil, insanca yaşam talep ediyor. BELEDİYENİN YANLIŞ KARARLARI Konya Büyükşehir Belediyemiz “Konya modeli belediyecilik” diyor. Bu ifadelerin tamamı kulağa hoş gelen, edebi yönü güçlü, toplumu yönlendirmeye ve algı oluşturmaya müsait cümlelerdir. Cümlelerin yapısında bir sorun yoktur. Ancak mesele sözlerin güzelliği değil, bu sözlerin içinin ne kadar doldurulduğudur. Maalesef Konya Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı kritik kararlarda ciddi isabetsizlikler görüyoruz. İnanın, bu toplantının sonuna kadar yüzlerce örnek sayabiliriz. Ancak birkaç tanesini özellikle ifade etmek istiyorum. Öncelikle Üçler Mezarlığı’nın yanına yapılan otel meselesi. Bu otel aynı zamanda alkollü bir oteldir. Düşünün orada Konya’nın büyükleri, âlimleri, manevî önderleri orada meffundur. mübarek insanların bulunduğu bir kabristanın hemen yanı başında içkili eğlenceler yapılmaktadır. Sormak gerekiyor: Konya’da başka yer mi yoktu da özellikle bir kabristanın köşesi seçildi? Bir diğer konu Mevlâna Meydanı’dır. Mevlâna Meydanı miting yapılacak bir alan değildir. Mevlâna Meydanı manevî bir mekândır. Hazreti Pir’in huzurunda, hangi konu olursa olsun; hakaret içeren konuşmaların yapılması, sloganlar atılması, yüksek sesle müzik dinlenmesi inancımıza ve kültürümüze aykırıdır. Maalesef Mevlâna Meydanı tahrip edilmiş, miting alanına dönüştürülmüştür. Bugüne kadar bu nedenle birçok programa katılmadık. Ancak bir programa katılmak zorunda kaldık. Programın konusu Gazze’ydi. Buna rağmen Mevlâna Meydanı’nda hakaret içeren sloganlar atıldığını, küfürlü söylemlerin kullanıldığını gördük. Bu kabul edilemez. Buradan bu şehri yönetenlere açıkça sesleniyorum: Mevlâna Meydanı’nı miting alanı olmaktan çıkarın. Orası insanların huzur bulduğu, dua ettiği, dinlendiği, manevî sohbetlerin yapıldığı bir mekândır. Politik konuşmaların yapılacağı bir yer değildir. Bu konuda da belediye maalesef isabetli bir karar verememiştir. 2010 yılından bu yana her belediye seçimi öncesi billboardlarda aynı ifadeler yer alıyor: “Metro geliyor”, “Metro başladı”. Peki soruyorum: Nedir Konya modeli belediyecilik? Ulaştırma Bakanlığı İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de metro yapıyor. Konya’da neden yapılmıyor? Konya çantada keklik mi görülüyor? “Konya modeli” denilen şey tam olarak nedir? Bunun cevabını bekliyoruz. “Banliyö treni yapıyoruz” deniliyor. Ancak ilk düğme yanlış iliklenmiştir. Hızlı tren hattı Konya’da yer üstünden geçirilmiştir. Bu büyük bir hatadır. Bu hat mutlaka yer altına alınmalıydı. Şehir ikiye bölünmemeliydi. Hızlı tren elbette güzel bir hizmettir, Allah razı olsun. Ancak doğru şekilde yapılmalıydı. Yer altından yapılsaydı bugün konuşulan ray ilaveleri de yer altından yapılırdı ve trafik hiç etkilenmezdi. 2010 yılından bu yana 16 yıl geçti. Bir tane kazma vurulmadı. Tren raylarının yanına bir ray daha döşemekle Konya’nın ulaşım sorununun çözüleceğini düşünüyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz. Bir tramvay hattı yapmakla bu sorun çözülmez. Köklü çözümler gereklidir. Bir diğer önemli konu: Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız ve ekibi kısa süre önce Çin’e gitti. Neden? Kredi aramak için. Devlet bütçesinin çok büyük bir kısmı faize gidiyor. Devlet, borcunun faizini ödemek için yeniden faizli borçlanmaya gidiyor. Aynı anlayış belediyelerde de görülüyor. “Çin’de ucuz kredi var” deniliyor. Biz faizden kaçınan bir geleneğin mensuplarıyız. Belediye üretimle ayakta durur; borçla değil. Askerî tank taburunun bulunduğu alanın imara açılmaması gerektiğini söyledik. “Yatırımı nasıl yapacağız?” dediler. Oysa Meram Tıp Fakültesi yakınındaki cephanelik arazisi zaten belediyeye devredilmişti. Oraya bina yapılsaydı kimse karşı çıkmazdı. Ancak yeşil alanlar yok ediliyor. Çocuklarımızın geleceği, şehrin nefesi yok ediliyor. Lütfen bu hatalardan vazgeçin. Satışa çıkarılan ikinci arazi için kimsenin ihaleye girmemesi Konya halkının ferasetidir. Belediye bu araziyi satabilir, yetkisi vardır. Ancak burası Konya’nın geleceğidir ve bunun vebali büyüktür. Eski Büyükşehir Belediye binasının yerine yapılan kütüphane de yanlış bir tercihtir. Kütüphaneye karşı değiliz. Ancak seçilen yer trafik açısından son derece yoğun bir bölgedir. Konya’da daha sakin, daha uygun alanlar varken böyle bir karar alınması yanlıştır. Belediyenin yaklaşımı adeta bir emlakçı anlayışına dönüşmüştür: “Satarım, borcumu öderim.” Aynı anlayış hükümette de vardır. Üretim tesisleri özelleştirilmiş, borçlar artmış, faiz yükü büyümüştür. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin de 2050 yılına kadar faiz ödemek zorunda olduğu bilinmektedir. Bir diğer ciddi sorun da basına yönelik baskıdır. Belediyeyi eleştiren haberler yapan basın kuruluşları reklam kesintileriyle, cezalarla tehdit edilmektedir. Basın susturulmak istenmektedir. Oysa basın, halkın doğru bilgi alma hakkının teminatıdır. Basın susturulursa, ülke zarar görür. Belediye başkanlarına çağrım şudur: Gurur meselesi yapmayın. Konya’nın geleceğini ilgilendiren konularda insanları, siyasileri, uzmanları toplayın; “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorun. Güç zehirlenmesi feraseti kör eder. Yanlış kararlar Konya’nın geleceğini karartır. Bir zamanlar Konya modeli belediyecilik vardı. En ucuz ekmek, en ucuz su, en ucuz ulaşım vardı. Bugün ise her ay suya zam yapılmakta, vergiler fahiş oranlarda artırılmaktadır. İnsanlar 2.000 lira ödediği ev için 8–9 bin lira ödemek zorunda bırakılmaktadır. Bu halk ezilmemelidir. Bu
Nusaybin’de Bayrağımıza yapılan saldırıya İl Başkanımız Mehmet Demirel’den sert tepki!
Nusaybin’de Bayrağımıza yapılan saldırıya Demirel’den sert tepki! DEM Parti’nin Nusaybin’de yaptığı grup toplantısının ardından sınır hattında yaşanan olaylarda Türk bayrağı hedef alındı. Provokasyona güvenlik güçleri müdahale ederken, Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel’de sert tepki geldi. Demirel ayrıca partilerinin il binasına Türk bayrağı astıklarını belirterek bayrağımıza yapılan bu saldırıyı kınadığını söyledi. Mardin Nusaybin’de yaşanan olay sonrası tepkiler gecikmedi. Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel şu sözleri dile getirdi; “Mardin’in Nusaybin ilçesinde bayrağımıza yönelik gerçekleştirilen menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum. Bu vatan üzerinde ayrılık ve fitne yaratmak isteyenler, asla karanlık hedeflerine ulaşamayacaktır. Kim tarafından ve hangi niyetle olursa olsun, ay yıldızlı bayrağımız bu semalarda sonsuza kadar onurla dalgalanmaya devam edecektir.” Konya’nın en merkezi noktalarından biri olan Alaaddin bölgesinde bulunan Saadet Partisi İl Binası’na Türk Bayrağı asıldı. Parti binasına asılan ay yıldızlı bayrak, vatandaşların dikkatini çekti.
Genç Saadet Konya’dan Göz Hakkı Manavı
Saadet Partisi Konya İl Gençlik Kolları tarafından Muhacir Pazarı’nda kurulan “Göz Hakkı Manavı” vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Dayanışma ve paylaşma kültürünü yaşatmak amacıyla hayata geçirilen etkinlikte, pazara gelen vatandaşlara ücretsiz meyve dağıtımı yapıldı. Gençlik kolları üyeleri tarafından kurulan manav standında mevsimlik meyveler vatandaşlara ikram edildi. Etkinliğin, hem sosyal yardımlaşmayı güçlendirmek hem de “göz hakkı” geleneğine dikkat çekmek amacıyla düzenlendiği belirtildi. Pazarda alışveriş yapan vatandaşlar, yapılan çalışmadan duydukları memnuniyeti dile getirerek gençlere teşekkür etti. Özellikle dar gelirli vatandaşların faydalandığı etkinlik, pazarda sıcak ve samimi anlara sahne oldu. Program ile ilgili konuşan Gençlik Kolları Başkanı Ahmet Cevher Eröz “Saadet Partisi Konya il gençlik kolları olarak bugün muhacir Pazarımızda göz hakkı manavını kurduk bugün ekonomik olarak zor dönemden geçen vatandaşımız çocuklarına meyve alırken zorluk çekmektedir biz de bir nebze buna dikkat çekmek için bugün burada bu faaliyeti yapmaktayız.” Dedi.