Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun gündeme dair değerlendirmeleri: MTB TOPLANTISI Bu hafta sonu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin öncülüğünde Ankara’da Müslüman Topluluklar Birliği Toplantısı gerçekleştirildi. Bu yıl 28.’si düzenlenen toplantının teması; Barış, adalet ve merhamet idi! Toplantı İslam dünyasından gelen kıymetli isimler ile icra edildi ve verimli bir şekilde son buldu. Bu vesile ile İslam dünyasının ve bütün insanlığın ihtiyacı olan barışın tesisi, adaletin kâmil manada işlemesi ve merhametin kalplerde canlanması için bütün gayretimizle çalışacağımızı bir kere daha vurgulamış olduk. Çünkü bugün insanlık savaşların ve çatışmaların kıskacında inim inim inlemektedir. Adalet dünyanın birçok yerinde ortadan kaldırılmış, güçlünün tahakkümü altına alınmıştır. Merhamet ise ne yazık ki unutulmuş, adeta öldürülmüştür. Bu şartlarda İslam dünyasının yaşanan ihtilafları bir kenara bırakıp, dünyanın dört bir yanında bizi bekleyen mazlumlara el uzatması elzemdir. Bugüne kadar bunun için çalıştık, bundan sonra da bu idealin gerçekleşmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Dünyamızın içine sürüklendiği kaostan kurtulması, barış ve huzurun tesisi ancak dünyaya hükmeden güçlerin etkisinin ortadan kaldırılması, bu toplantının teması olan barış, adalet ve merhametin her yönüyle tesis edilmesi ile olur. İnanıyorum ki İslam ülkelerinin sorunlarını ancak İslam ülkeleri çözecektir. Bu sebeple gelinen noktada D8’in önemi bir kere daha açık bir şekilde görülmektedir. Hedefimiz D8’in aktifleştirilmesi, D60’ların kurulmasıdır. Prensiplerimiz bellidir; Savaş ve çatışma değil barış, çifte standart değil adalet, tekebbür değil eşitlik, sömürü değil adil paylaşım, baskı ve tahakküm değil insan haklarıdır. Bu duygu ve düşüncelerle MTB Toplantısının hayırlara vesile olmasını diliyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum. LİBYA’DA YAŞANAN HADİSELER Malumunuz olduğu üzere Libya’da yaşanan hadiseleri hep birlikte takip etmekteyiz. Libya bizim için 5 asırlık bir birliktelik ve kardeşlik demektir. Libya bizim için 1911 Trablusgarp direnişi demektir. Libya bizim için Ömer Muhtar demektir. Libya bizim için Kıbrıs Barış Harekâtında yanımızda duran tek ülke demektir. Bu sebeple biz Libya’da yaşanan krizin son bulmasını, barışın sağlanmasını canı gönülden istiyoruz. Bunun yanı sıra Libya ile aramızdaki her türlü ilişkinin geliştirilmesini candan desteklemekteyiz. Hükümetin bu şartlar altında almış olduğu Libya’ya destek kararının da doğru bir karar olduğu kanaatindeyiz. Çünkü Libya’da bugün BM tarafından kabul edilen meşru bir hükümet bir de onan karşı direnen asker kökenli birisi var. Batılı bazı ülkeler bu kişin arkasında durduğunu ilan ediyorlar lakin ben meşru hükümetin desteklenmesinin doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Bunu söylemeyi de bir vazife olarak görüyorum. İNCİRLİK NE ZAMAN KAPANACAK Sn. Erdoğan “İncirlik Üssü’nü gerekirse kapatırız.” diyor. Ben kendisine buradan sormak istiyorum. Irak bombalanmış, Suriye tarumar edilmiş, Askerlerimizin başına çuval geçirilmiş, 15 Temmuz hadisesi yaşanmış, Terör örgütlerine binlerce tır silah verilmiş. Bunca yaşanan hadiseye rağmen İncirliğin kapanması için daha başka ne yaşanması gerekiyor? Kendisi bize bunu açıklarsa memnun oluruz! Bu vesile ile ABD’nin son zamanlarda ki Türkiye karşıtı politikalarını, özellikle Ermeni soykırımı iddiasını tanıyan kararını şiddetle kınıyorum. DOĞU TÜRKİSTAN Geçen hafta gündeme getirdim. Uygurlara uygulanan korkunç işkenceleri de tekrar gündeme getirmek istiyorum. Bir soykırım meydana geliyor. Bir soyun düşüncesinin, medeniyetinin, inancının tamamen tahrif edilmesi gündemde. Türkiye’de bazı akl-ı evveller Çin’in ne Uygurlulara ne kadar yumuşak davrandığını iddia ediyorlar. Bunlar da Cumhurbaşkanı’nın danışmanları. Gel de bu işin içinden çık! Tabi sorunumuz sadece bu değil. Hala Akdeniz’de ne olacağı belli değil. Ege’de adalarımız gitmiş kimse gündeme getirme ihtiyacı duymuyor. İran’a karşı ambargo uygulanıyor, İran’ın yanında duramıyoruz. Yemen, Sudan, Somali karma karışık. Biz bu ülkelere bakıp sadece temennilerde bulunabiliyoruz, ileriye gidemiyoruz. SİMİT SARAYI Bildiğiniz üzere yıllar evvel Sn. Cumhurbaşkanı bir çay simit hesabı yapmıştı. Lakin aradan yıllar geçti kendisi bu hesabı unuttu, insanımız ne durumda haberdar değil. Anladığımız kadarı ile bugün Sn. Erdoğan çay simit hesabının yerine, Simit Sarayı hesabı yapıyor. İktidar işi gücü bıraktı şimdi simitçilik yapmaya kalkıyor. Simit satan bir işletmenin bugün 500 milyon dolar zarar etmesini ise aklımız almıyor! Simitler için altın suyuna bandırılmış susam kullanılsa ancak bu kadar zarar edebilir! İşin ilginç yanı ise Ziraat Bankası’nın bu kurumun hisselerini satın almak istemesi. Ziraat Bankası çiftçimizden başka her şey ile ilgilenmeye devam ediyor! Şeker Fabrikalarını sat, Tank Paleti sat, elde ne var ne yoksa sat, sonra bu trajikomik duruma düş! Bu tablo ekonomimizin halini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak pes doğrusu diyebiliyoruz! ASGARİ ÜCRET Asgari ücret görüşmelerinde üç kademeli zam önerisi gündeme geldi. Hafif işte çalışan adam fazla çalışmadığı için karnı az doyar. Orta yoğunlukta çalışan bir işçi daha az yemeğe ihtiyaç duyarlar. Ağır işte çalışan işçi yorulur o fazla para alabilir teklifi yapıyorlar. Yahu bu ücret insan başı belirlenmez, çoluk çocuğunun ailesinin karnın doyması hesap edilmelidir. 2200 lira asgari ücret belirlemek demek insanları açlığa mahkûm etmek demektir. TUİK iktidarın politikalarına kılıf hazırlamakta devrim yaptı adeta. Gerçeklerle alakaları yok! Milletin kafasını karıştırarak karnını doyuracağını zannediyor. Siz hangi hikâyeyi söylerseniz söylerin aç insanın karnı hikâye ile doymaz. Önünüze lütfen bir hedef koyun,10 yıl, 15 yıl deyin ki biz bu hedefe ulaşacağız. Her yıl asgari ücreti enflasyonun üzerinde bir artışla hesap edeceğiz deyin! EYLÜL AYI İŞSİZLİK RAKAMLARI Ekonomimizin acı bir gerçeği de işsizlik. Eylül ayı işsizlik rakamları açıklandı, rakamlar hiç iç açıcı değil. -İşsizlik geçen yıla nazaran 2.4 puan artışla %13.8 oldu. -İşsiz sayısı 817 bin kişilik artışla 4.5 milyonu aştı. -İstihdam 1.7 puan azalış ile %46.1’e düştü. -Genç işsiz oranı 4.5 puan artışla %26.1‘e yükseldi! İktidar ekonomimiz uçuşa geçti diyor, ekonomi şu an öyle bir uçtu ki iniş yapacak yer bulamıyor! Kâğıt üzerinde ekonomiyi düzelttiklerini sanıyorlar fakat milletimizin canı yanıyor, gerçeklerden haberleri yok! Bir kere zihniyetiniz tamamen yanlış. Bu zihniyet ile ekonomiyi düze çıkarmanız mümkün değil. Türkiye’nin bugün topyekûn bir zihniyet değişimine ihtiyacı var. Bu zihniyet değişimi sağlanmadıkça ülkemizin geleceğe emin adımlar atması mümkün değil. Biz Saadet Partisi olarak bu konuda üzerimize düşen ne ise yapmaya hazırız. Yeter ki milletimizin huzuru ve refahı sağlanabilsin. Her zaman söylediğimiz gibi biz bütün uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz. Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi Cenab-ı Allah’tır. Allah (cc) ülkemizin, bölgemizin ve bütün insanlığın yardımcısı olsun.
İl Başkanımızın Güneysınır İlçe Teşkilatı Ziyareti – 17 Aralık 2019
İl Başkanımız Hüseyin Saydam ve İl Başkan Yardımcılarımız, Güneysınır İlçe Teşkilatımızın haftalık olağan Yönetim Kurulu Toplantısı’na katıldılar.
İl Başkanımızın Karatay İlçe Teşkilatı Ziyareti – 16 Aralık 2019
İl Başkanımız Hüseyin Saydam ve İl Başkan Yardımcılarımız, Karatay İlçe Teşkilatımızın haftalık olağan Yönetim Kurulu Toplantısı’na katıldılar.
İl Gençlik Kolları Doğu Türkistan ve Filistin Fikir Duvarı ve Resim Sergisi – 14 ve 15 Aralık 2019
Saadet Partisi Konya İl Gençlik Kolları Kültür Park’ta “MAZLUM ÜMMETTEN SES VAR: Doğu Türkistan ve Filistin” konulu bir fotoğraf sergisi açıp fikir duvarı çalışması yaptı. Doğu Türkistan’daki ve Filistin’deki mazlum insanların durumuna dikkat çekebilmek ve farkındalık oluşturabilmek için bu çalışmayı yaptıklarını söyleyen Saadet Partisi Konya İl Gençlik Kolları İl Başkan Yardımcısı Necip Fazıl KOCAMAN, “Saadet Partisi Konya İl Gençlik Kolları olarak, biz Türkiye’mizde yapılan her işi ya gündeme gelmek için yapıldığını ya da o organizasyonu yapan kurumların, STK’ların gündeminde olduğu için yapıldığı kanaatindeyiz. Rahmetli Erbakan hocamızdan örendiğimiz ve o hayattayken gördüğümüz üzere, biz bugün sadece Doğu Türkistan ve Filistin’deki mazlum coğrafyaları değil, dünyadaki tüm mazlum ve mağdur insanları gündemimizde tutmaya çalışıyoruz. Bu minvalde de, Konya halkımızın orada yalanan zulümlerden haberdar olabilmeleri için bir Fotoğraf Sergisi açtık. Sergiyi gezdikten sonra ise, duygu ve düşüncelerini alabilmek ve serbestçe istediklerini yazabilmeleri için bir Fikir Duvarı çalışması yaptık. İnşallah burada yapılan bu çalışma ile Doğu Türkistan ve Filistin’i az da olsa halkımızın gündemine sokabilmişizdir.” dedi Konya halkının da yoğun ilgisiyle gerçekleşen sergi, Cumartesi ve Pazar 2 gün sürdü.
İl Kadın Kolları Tutum ve Yerli Malı Haftası Açıklaması – 15 Aralık 2019
Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı Kadınlar Kolu Başkanı Fazilet Bütüner ve kadınlar kolu yöneticileri, Yerli Malı Haftası dolayısıyla parti il binasında bir basın toplantısı düzenledi. Bütüner, “Ülkemizde yıllardır Yerli Malı Haftası adıyla sadece okullarımızda kutlanmaktan öteye gidemeyen bu günün asıl adı, tutum, yatırım ve Yerli Malı Haftasıdır” dedi. “Bugün burada olmamızın sebebi, yerli malının önemini vurgulamanın yanında aynı zamanda tutum ve yatırımın da yerli olması gerektiğine dikkat çekmektir” diyen Bütüner, “ Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda Türkiye, savaştan ağır yaralı çıkmış sanayileşmemiş bir ülkeydi. Bu durumun kısa süre içinde düzenlenmesi için iktisat kongreleri yapıldı, Ülkenin dört bir yanından sanayiciler, büyük çiftçiler toplantıya katıldı. Toplumsal üretimde yerli malı kullanılmasına karar verildi. İthalatın azaltılması, mümkün olduğunca yerli üretimin kullanılması teşvik edildi. Dönemin Başbakanı 1929 yılında mecliste yaptığı konuşmada ‘ülke ekonomisinin gelişmesi için yerli malı üretimi ve tüketiminin’ önemine dikkat çekti. İşte bu konuşmanın yapıldığı 12 Aralık ve o günü takip eden bu hafta tutum, yatırım ve Yerli Malı Haftası olarak kabul edildi” şeklinde konuştu. KÜÇÜKLÜKTEN İTİBAREN EĞİTİM ŞART Bir insanın tutumlu davranma alışkanlığını küçük yaşlardan itibaren kazandığını dile getiren Bütüner, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tutumlu davranış alışkanlığını kazandıktan sonra bunu hayat boyunca başarıyla uygular. Okul dönemlerinde zamanı bile tasarruflu yani dengeli kullanmayı öğrenen çocuklar bu alışkanlıklarını ömürleri boyunca bırakmazlar. Bu yüzden bir insana küçüklükten itibaren tasarruf eğitiminin verilmesi ve bu alışkanlığın kazandırılması gerekir. Tutumlu olmak, insanın para ve eşya gibi değerli maddeleri kullanırken kendi ihtiyacı kadarını kullanıp aşırıya kaçmaması anlamına gelir. Cimrilikle karıştırılmaması gerekir. Tutumlu insan, parasını ve eşyasını ve çağımızın en önemli sorunu haline gelen zamanı bile boşuna harcamaz. Her şeyi düzenli ve gerektiği biçimde kullanır. Hayatını verimli bir şekilde devam ettirir. Yatırım, birikim, tutumluluk sadece insanların hayatını değil, devletleri de etkileyen bir unsurdur. İnsanların davranışı devletleri, devletlerin tutumu da milletini etkilemektedir.” Devletlerin de tıpkı insanlar gibi gelir gider dengesine göre varlıklarını sürdürebildiğini ifade eden Bütüner, şu ifadelerle konuşmasını noktaladı: “Bu dengenin sağlanması için gereken şey, uzun vadeli planlar yaparak yatırımları buna göre değerlendirmek, elde bulunan para ve değerli eşyayı doğru bir şekilde kullanmaktır. Bir devlet bunu düzenli bir şekilde uygularsa kalkınmasını sürdürür ve diğer devletlere bağımlı kalmaktan kurtulur. Bugün; Yerli malı dediğimizde aklımıza sadece mandalina portakal değil, yerli ve milli sanayimiz geliyor. Yerli üretim kaynaklarımız geliyor. Bir bir satılan fabrikalarımız, özelleştirmelerimiz ve bunun yanında ülkemizin tüm zenginliğine rağmen ithal ederek tükettiğimiz bakliyatlarımız geliyor. Bir ülkenin zenginliği ancak ve ancak milli gelirini kendi faydasına kullanması ile mümkündür. Burada gördüğünüz pankartlar ülkemizin yerli malı üretmek ve kullanmaktaki başarısını ortaya koymaktadır. Anlatmaya gerek yok, rakamları görüyorsunuz… Tutum, Yatırım ve Yerli Malı Haftasının amacı, milli kaynakların milli teşebbüsle işletilmesidir. Bu hafta okullarda tüketim maddelerinin iç pazardan karşılanmasının ekonomimizi olumlu etkileyeceği üzerine konuşmalar yapılır. Bizler buradan seslenmek istiyoruz, bu mesele yalnızca okullarda şiir okunup kutlanmanın ötesine geçmelidir. 2019 yılı geldiğimiz nokta şunu gösteriyor, bu hafta kutlama yapılarak değil oturup düşünülerek değerlendirilmesi gereken bir haftadır. Yerli malı kullanımı ile kalkınmak, markette menşei yabancı olmasına rağmen “yerli üretim” etiketiyle pazar oluşturulmasına benzemez. Yerli üretim ile gelişmek, çiftçimizin gülmesi, tarlalarımızın canlanması, fabrikalarımızın açılarak ürettiklerimizin pazar bulması ve halkımızın da ülkemizin vatanımızın malına sahip çıkması ile hayat bulur. Bir kez daha vurguluyoruz ki; bizler ülkemizin kadınları olarak mutfağımızda kendi tarlalarımızın mahsulünü kullanmak istiyoruz. Bizler, yavrularımıza ithalatın ne demek olduğunu anlatmak değil, ülke zenginliklerimizden bahsetmek istiyoruz. Ve bizler Saadetli kadınlar olarak, bu konunun üzerinde duracağımızı buradan ilan ediyoruz. Çünkü bizler, yerli üretim yerli tüketim ve milli kalkınmanın hayat bulması için çalışıyoruz. Ülkemizin Saadet’i, dışarıda değil yine ülkemizin kendi elindedir.”
28. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi – 14 Aralık 2019
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından 28. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi Ankarada bir otelde düzenlendi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, kongrede gerçekleştirdiği konuşmada önemli değerlendirmelerde bulundu. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, kongrede yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletler teşkilatının verileriyle dünyadaki adaletsizliklere işaret etti ve adil bir dünyayı er ya da geç Müslümanların kuracağını söyledi. Erbakan, ömrünü İslâm Birliğinin kurulmasına adamıştı Karamollaoğlu, konuşmasının başlangıcında, Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi’nin düzenlenmesinde emeği geçenlere ve Millî Görüş hareketinin önde gelen isimlerine teşekkür etti. Karamollaoğlu, şöyle konuştu: “Öncelikle bu toplantıyı tertip eden, aynı zamanda bu toplantıya teşrif eden bütün kardeşlerimize teşekkürlerimi arz ediyorum. Bilhassa Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanımız Oğuzhan Asitürk Bey’e, ESAM Genel Başkanımız Recai Kutan Bey’e ve elbette diğer bütün katılımcılara, Hanımefendilere, Beyefendilere, basınımızın güzide mensuplarına hürmetlerimi, muhabbetlerimi arz etmeyi de bir vazife biliyorum. Bu önemli buluşmanın, İslâm Dünyasının ve bütün insanlığın hayrına vesile olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyorum. Bu yıl, Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi’nin 28’incisini gerçekleştiriyoruz. Tekrar, sözlerime başlarken, iki özel teşekkürü de bir vecibe olarak görüyorum. Bunlardan birisi, değerli büyüğümüz, ESAM Genel Başkanı Sayın Recai Kutan’adır. Recai Bey, gerçekten nazik şahsiyeti, engin tecrübesi, ama hepsinden önemlisi, asla tükenmek bilmeyen enerjisiyle her zaman bizlere örnek olmuş, ufuk açmış bir büyüğümüzdür. Bugün de yine ESAM’ın öncülüğünde ve ev sahipliğinde bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sayın Kutan’ın şahsında, bu toplantının gerçekleşmesine katkı yapan, emek veren herkese teşekkürlerimi arz ediyorum. Elbette bu noktada asıl teşekkürü, bu toplantının öncüsü ve ilk hamisi olan merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a borçlu olduğumuzu da ifade etme durumundayım. Erbakan Hocamız, ömrünü İslâm birliğinin kurulmasına ve adil bir dünya inşasına adamış büyük bir insan, büyük bir mütefekkir, öncü bir liderdi. Basiret, feraset ve dirayetlerini her geçen gün çok daha fazla hissettiğimiz o mümtaz şahsiyeti, Millî Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ı, bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.” Dünya, insanlık, adalet ve merhamet kriziyle karşı karşıya Karamollaoğlu, kongrede ortaya konacak ilmî verilerin ve fikirlerin, barış, adalet ve merhamet üzerine kurulacak yeni bir dünyaya vesile olması temennisinde bulundu. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi’nin bu yılki ana konusunun “Yeni Bir Dünya İçin Barış, Adalet ve Merhamet” olarak belirlendiğine işaret eden Karamollaoğlu, bu mefhumların, aynı zamanda insanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu evrensel değerler olduğunu belirtti. Bugün küresel ölçekte iktisadî, siyasî, iklim, finans, borsa krizlerinden söz edildiğini ancak aslında bugün dünyanın çok daha önemli olan insanlık, adalet ve merhamet kriziyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Adalet olmadan barışın, merhamet olmadan da huzur ve saadetin olmayacağını belirten Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti: 402 çatışma ve iç savaş bölgesinin 360’ı İslâm coğrafyasında “Sadece Birleşmiş Milletler verilerini dikkate alsak dahi, bugün Dünya’nın genelinde tam 402 yerde çatışma, iç savaş veya karışıklık var. Maalesef bunların 360’ı, İslâm coğrafyasına ait bölgelerde bulunuyor. Yüzde 90’ı… Onlarca yıldır Afganistan’da, Filistin’de, Keşmir’de ve son yıllarda Suriye’de, Yemen’de, Libya’da, Arakan’da her gün yüzlerce insan; kadın, yaşlı, çocuk, can veriyor ne yazık ki. Savaş ve işgaller yüzünden 71 milyon insan, evini, yurdunu, ülkesini terk etmiş bulunuyor. Şu an biz bu toplantıyı yaparken bile, yaklaşık 250 milyon çocuk, savaş ve çatışma ortamının içinde bulunuyor. Son 10 yılda 2,5 milyondan fazla çocuk, bu çatışmalarda hayatını kaybetti. 15 milyondan fazla çocuk ise ya yaralandı ya da sakat kaldı. Soruyorum, böyle bir Dünyada barıştan, huzurdan bahsedilebilir mi? Bugün dünyamızda 7 milyar 800 milyon insan yaşıyor. Bu insanların yaklaşık 1 milyarı, her gece aç yatıyor. Her 6 saniyede bir çocuk, sağlıksız beslenme ve ilaç eksikliğinden dolayı hayatını kaybediyor. Yüz binlerce yaşlı, kadın ve çocuk, evlerinden, yurtlarından, vatanlarından uzakta, tanımadıkları, bilmedikleri sokaklarda hayata tutunmaya çalışıyor. Parklarda, salıncaklarda gülerek oynaması gereken çocuklar, Ege’de, Akdeniz’de, şişme botların içinde titreyerek can veriyor. Soruyorum, böyle bir dünyada merhametten bahsetmek mümkün mü?” Adaletin tesis edilmediği hiçbir düzenin uzun süre ayakta kalmasının mümkün olmadığını belirten Karamollaoğlu, “Adil bir dünya için adaletin kuvvetli, kuvvetlinin de adil olması şarttır. Oysa bugün tam tersi bir dünyayla karşı karşıyayız. Küresel egemenlerin, gücü hak sebebi olarak gören materyalist anlayışı, insanlığın bu felâketin içine sürüklenmesine sebep olmuştur” dedi. Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti: En zengin 40 kişinin serveti, 3,6 milyar insanınkinden daha fazla “Tarihî süreç göstermiştir ki Batı emperyalizmi, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda bütün insanî ve ahlâkî değerleri rafa kaldırmakta tereddüt etmemektedir. Her türlü çifte standardı ve sömürüyü meşru görebilmektedir. Bakın bugün Dünya’daki en zengin 40 kişinin serveti, Dünya nüfusunun yüzde 50’sine tekabül etmekte; 3,6 milyar insanın servetinden daha fazla olmaktadır. En zengin 10 ülkenin geliri, en fakir 10 ülkenin gelirinin yaklaşık 77 mislidir. Bir tarafta 1 milyar insan açlıkla mücadele ederken, diğer tarafta 1 milyar kişi obezite (şişmanlık) sorunuyla boğuşmaktadır. Kozmetiğe harcanan para, açlıkla mücadeleye harcanan paranın yaklaşık 7 katıdır. Soruyorum, böyle bir dünyada adaletten bahsedilebilir mi?” Bütün bu rakamların, dünyanın bir değerler krizinin içinde olduğunu gösterdiğini belirten Karamollaoğlu, bu sebeple mevcut egemen anlayışın dünyaya huzur ve barış getirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Bir damla petrolü bir damla kandan daha değerli gören bir anlayış Karamollaoğlu, “Çünkü bunların hiçbirinin derdi barış değildir. Hiçbirinin meselesi, Dünya’daki açlık ve yoksulluk değildir. Haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik değildir. Peki, nedir? Her sahada daha fazlasına sahip olma hırsıdır. Yani enerji havzalarıdır, petrol yataklarıdır, satılması gereken yeni silahlar, denenmesi gereken yeni füzelerdir. Silah şirketlerinin borsa değerlerini insanî değerlerden daha fazla önemseyen bir zihniyet, barış ve merhamet üzerine kurulu yeni bir dünya inşa edemez. Bir damla petrolü bir damla kandan daha değerli gören bir anlayış, huzur dolu bir geleceği inşa edemez. Enerji yolları için barışı, petrol kaynakları için adaleti, kendi küresel saltanatlarını sürdürebilmek için merhameti ayaklar altına alan bir zihniyet, insanlığa saadet getiremez” diye konuştu. Adil bir dünyayı er ya da geç Müslümanlar kuracaktır Adalet, merhamet ve barış üzerine kurulu yeni bir dünya için yeni bir başlangıca, yeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu belirten Karamollaoğlu, “Bu anlayışın adı İslâm’dır; çünkü İslâm’ın adalet anlayışı, komşusu açken tok yatmamaktır” dedi. Adil bir dünyayı yine Müslümanların kuracağını, reçetenin İslâm’ın prensiplerinde bulunduğunu dile getiren Karamollaoğlu, “Bütün insanlığın saadeti için adalet, merhamet ve barış üzerine kurulu yeni bir dünyayı, er ya da geç, inşallah bizler, Müslümanlar kuracaktır. Bundan hiç kimse şüphe etmemelidir” diye konuştu. Müslüman topluluklara tavsiyeler “Sık sık bir araya geliyoruz; belki her toplantıda aynı şeyleri terennüm ediyoruz ama kat ettiğimiz mesafe çok büyük gözükmeyebilir. Özellikle
İl Başkanımızın Halid Uzun’a Ziyareti – 13 Aralık 2019
İl Başkanımız Hüseyin Saydam ve Beyşehir İlçe Başkanımız Mustafa Uzun, hastanede tedavi görmekte olan Halid Uzun’u ziyaret ettiler.
İl Başkanımızın Selçuklu İlçe Teşkilatı Ziyareti – 11 Aralık 2019
İl Başkanımız Hüseyin Saydam ve İl Başkan Yardımcılarımız, Selçuklu İlçe Teşkilatımızın haftalık olağan Yönetim Kurulu Toplantısı’na katıldılar.
Genel Başkanımızın Basın Toplantısı – 11 Aralık 2019
Genel Başkanımızın Basın Toplantısı – 11 Aralık 2019
Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun gündeme dair değerlendirmeleri: ALPARSLAN KUYTUL Dün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günüydü. Maalesef dünyada insan hakları ihlalleri artmakta ve insanlık bu durum karşısında aciz ve duyarsız kalmaktadır. Geçtiğimiz günlerde 2 yıldır tutuklu bulunduğu hapishaneden tahliye edilen Alparslan Kuytul’a geçmiş olsun dileklerimi ileterek başlamak istiyorum. Biz kendisi ve Furkan Vakfı ile ilgili süreci yakinen takip ettik. Bazı konularda aynı fikirleri paylaşmasak da yapılan muameleyi kabul etmedik. Biz olaylara yaklaşırken insan hakları ve adalet merkezli yaklaştık, bundan sonra da böyle yaklaşmaya devam edeceğiz. İnancımız gereği bu konuda duyarlı olmaya devam edeceğiz. Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında olacağız, mazlum kim olursa olsun yanında olmaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle bütün mazlum ve mağdurların acılarını paylaştığımızı en kısa zamanda bu mağduriyetlerin bütününün giderilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Alparslan Kuytul’a da bir kere daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. DOĞU TÜRKİSTAN Ne yazık ki bugün zulüm dünyanın dört bir yanını sarmış durumda. Dünya genelinde zulmün yaygınlaştığına şahit oluyoruz. Başımızı nereye çevirsek kan, gözyaşı ve acı ile karşılaşıyoruz. Bunun en üzücü örneklerinden birisi bugün Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramıdır. Doğu Türkistan’da Çin’in uyguladığı zulüm sınırları aştı. 40 milyondan fazla bir nüfus bu zulme maruz kalıyor. Çin’in daha çok mallarını alan ülkeleri dikkate alarak bir politika izlemesi icap ederken tam tersi İslam’a ve Müslümanlara karşı acımasız bir tavır sergiliyor. Doğu Türkistan’dan gelen görüntüler ve haberler içimizi parçalamaktadır. Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil bunu Çin’de bilmeli. İslam âlemi bu konuda topyekûn tavır almalıdır gerekirse Çin İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edilmeli. Bu zulüm devam ettiği sürece ülkemizde ve İslam dünyasında Çin mallarına karşı ciddi bir boykot uygulanmalıdır. Toplama kampları, Doğu Türkistanlıların evlerine yerleştirilen Çinli memurlar gibi meseleler bizi derinden üzmektedir. Çin hükümeti bu uygulamaları ile açık bir şekilde insanlık suçu işlemektedir. Doğu Türkistan’da bu uyguladıkları politika kendilerine zarar verecektir. Şu hususa da dikkat çekmek istiyorum Türkiye, İslam âlemine bu konuda öncülük etmelidir. Sessiz kalmak veya cılız açıklamalarla bu konu geçiştirilemez. Bunun yanı sıra Myanmar’da da ciddi bir insanlık dramı yaşanmakta. Arakan’da yaşayan insanlar kimliksiz bir şekilde bir bölgeye sıkıştırılmış vaziyette. Çok büyük zulümler görmektedirler, bu durum karşısında da sessiz kalamayız. Bu insanlar kimsesizler ve kimliksizler. Allah yar ve yardımcıları olsun. NOBEL ÖDÜLÜ Bildiğiniz üzere Avusturyalı yazar Peter Handke’ye Nobel Edebiyat ödülü verdi. Bu şahıs Srebrenitsa katliamının, canilerin destekçisi. Bu adamın kitapları sebebiyle ödüllendirilmesi utanmazlıktır. Uluslararası bu kuruluşların ne kadar çifte standart ortaya koyduklarının en açık delilidir. Bu durum aklımıza şu misali getirdi: Roma’yı yakan Neron yanan Roma’ya bir ağıt yakmış, o halde Neron’a da bir ödül verilebilir yaktığı ağıt sebebiyle! Bu tavır bir utanç vesilesidir çifte standardın daniskasıdır. ASGARİ ÜCRET Malumunuz olduğu üzere gündemimizin bir başka önemli konusu asgari ücrete yapılacak zamdır. Geçen hafta biz konu ile ilgili kanaatlerimizi dile getirmiştik. Ne yazık ki bir takım medya kuruluşları, söylediklerimizi alıp yanlış bir şekilde çarpıttılar. “Temel Karamollaoğlu asgari ücret 6.849lira olsun dedi” diyerek algı yönetmeye çalıştılar. Bunlar daha bizim söylediklerimizi anlamaktan aciz, milletin derdini nasıl anlayacaklar merak ediyoruz. Şimdi huzurlarınız da dediklerimizin daha iyi anlaşılabilmesi için tane tane anlatmak istiyorum. Bugün asgari ücretin açlık sınırından hesaplanması zulümdür. Asgari ücretin yoksulluk sınırına getirilmesi gerekmektedir bu elbette bir anda olacak bir iş değil! Lakin iktidar 10 yıllık bir planlama ile enflasyondan arındırılmış %7’lik bir zamla bu hedefi yakalayabilir. 10 yıl sonra asgari ücretin geleceği nokta yoksulluk sınırına yaklaşacaktır. Bizim teklifimiz buyken alıp bunu çarpıtmak insafsızlıktır. Bu noktada bugün için Türk İş’in ortaya koymuş olduğu 2558 lira miktarı makul görülebilir. Fakat bu miktardaki istikrar en az 10 yıl devam etmeli ve Türkiye’de 10 yıl sonra asgari ücret yoksulluk sınırı üzerinden baz alınmalıdır. Burada iddialarımızın ne kadar yerinde olduğunu anlamak isteyenler Diyanet’in 2019 fitre miktarına bir baksınlar. Diyanet bir insanın bir gün en temel sınırda yaşayacağı miktarı 23 lira olarak belirledi. Bu noktada 4 kişilik bir ailenin aylık yaşaması için geçerli olan miktar 2760 liradır. Bu rakamlar ortayken Asgari ücrete verilecek komik zamlar vicdanları tatmin etmeyecektir. Şu hususu da belirtmek istiyorum işvereninde mağdur edilmemesi elzemdir. Burada iktidar işvereni korumalıdır, asgari ücretliden ve işverenden alınan vergi azaltılarak bu konuda çözülebilir. Böylelikle ne işçimiz ne işverenimiz mağdur olmuş olur. TÜRKİYE İKTİDARIN YANLIŞ POLİTİKALARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR Yolsuzluğun tarifi çok çeşitlidir. Yolsuzluğun önlenebilmesi şeffaflıkla denetlenebilirlikle olur. Eğer bir ülkenin ekonomisi şeffaf değilse bütün yatırım projeleri şeffaf olarak yapılıyor ve denetleniyorsa o zaman giderler asgari miktara iner. İşte güncel bir örnek; Zafer Havalimanı 2012-2018 yılları arası için yolcu garantisi verilen şirkete 5 milyon Euro ödendiği ortaya çıktı. Bu tamamen iktidarın beceriksizliğinin, iş bilmezliğinin bir sonucudur. Zafer Havalimanında; -2020 için yolcu garantisi 1 milyon 279 bin 352. -Kütahya, Afyon ve Uşak illerinin nüfusu ise toplamda 1 milyon 652 bin 920. Şimdi sormak istiyorum bu nasıl bir mantık? Biz bu üç ilimizdeki bütün vatandaşlarımızı uçakla seyahat ettirsek yolcu garantisi ancak karşılanıyor. Yolcu garantisinin her yıl arttığını göz önüne alırsak bir müddet sonra bu üç ilin nüfusundan fazla bir yolcu garanti verilmiş oluyor. Bu garantiler verilirken hiç hesaplama yapılmadı mı? Bu hesapları yapanları devlet hiç mi denetlemiyor? Hiçbir bakan bu işe bakıp böyle bir iş olur mu demiyor? Herhalde tam tersi siz bu işi yapın, biz sizi savunuruz diyorlar herhalde. Para ceplerinden çıkmıyor nasıl olsa! Bu sebeple sürekli borçlanıyorlar, borçlandıkça faiz ödüyorlar. Faizi de hiçbir zaman tutturamıyorlar 70 ödeyeceğiz diyorlar 130 ödüyorlar. Bu milletin parasını çarçur etmek bu kadar kolay olmamalı. Bir de gündemlerinde Kanal İstanbul projesi var, öve öve bitiremiyorlar. Ben şahsen eldeki kaynakla oranın yapılabileceğine inanmıyorum, hedeflenen süre de yapılabileceğine de inanmıyorum. Açıldıktan sonra da gemilerin oradan vızır vızır geçip Türkiye’ye bir şeyler katacağına hiç inanmıyorum! Efendim neymiş kanalı Süveyş Kanalı’na benzeteceklermiş. Bunlar Süveyş kanalının ne olduğunu idrak edemedikleri gibi İstanbul Kanalı’nın ne olduğunu idrak edemiyorlar. Süveyş Kanalı bütün Asya ile Avrupa’yı birleştiriyor. İstanbul Kanalı neyi birleştirecek Karadeniz ile Ege’yi! Bu projenin bir tek sebebi var oradaki arsalar rant karşılığı satıldı, oradan rant elde etmek istiyorlar. 2. İstanbul kurmaya bundan dolayı hevesliler başka bir cevabı yok bunun, sadece arsa rantı. Bu mantık ile ekonomi ayağa kalkmaz, asgari ücret de yükselemez. BUĞDAY İTHALATINDA PATLAMA YAŞADIK Bu iktidar bize tarihimizde birçok ilki yaşatma konusunda çok başarılı. Bu konuda kendilerine gerçekten teşekkür etmek gerekiyor. Daha düne kadar tarımda